gokyuzu.org

Yeryüzündeki En İlginç 10 Krater

En son karşılaştığımız göktaşlarından biri  “asteroid 2008 TC3”, bu göktaşı Dünya yüzeyine çarpacağı tam bir doğrulukla tahmin edilen ilk göktaşı olma özelliğini taşıyor. Dünya yüzeyinde bilinen, göktaşları tarafından oluşturulmuş yaklaşık olarak 170 adet krater vardır, fakat şundan eminiz ki Dünyamız tarihi boyunca bildiğimizden daha fazla ve şiddetli çarpışmalara maruz kalmıştır. Güneş Sistemi’ndeki diğer tüm kayaç gezegenler ve aylar göktaşı çarpmaları sonucu oluşmuş kraterler ile kaplıdır. Bir teleskop veya dürbünle kendi Ay’ımızın yüzeyine bakarsak veya MESSENGER Uzay Aracı’nın yolladığı Merkür fotoğraflarını incelersek veya etrafındaki yapay uyduların yolladığı Mars fotoğraflarını incelersek, Güneş Sistemi’ndeki en yaygın yeryüzü şeklinin kraterler olduğunu göreceğiz.Dünyamızda ise yeryüzünün dörtte üçü sularla kaplı, bu yüzden okyanuslarda oluşabilecek herhangi bir krateri bulmak çok zordur. Bundan başka 2008 TC3 göktaşının maruz kaldığı durum gibi, ki atmosferin üst noktalarında yanıp parçalanmıştır,  atmosferimiz küçük göktaşlarının yeryüzüne ulaşmalarını ve çarparak krater oluşturmalarını engellemektedir. Mevsimsel değişimler, erozyon, dünya kabuğundaki tektonik dönüşümler ise yeryüzünün oluşumu boyunca maruz kaldığı göktaşı bombardımanının izlerini silmişlerdir.Yeryüzünde ki kraterlerin neredeyse tamamı ise uzay çağına girilmesi ve uydu fotoğrafçılığının başlaması ile keşfedilmiştir. En son keşfedilen krater ise bir yerbilimci tarafından Google Earth kullanılarak bulunmuştur. Aşağıda Dünyanın en etkileyici 10 krateri listelenmiştir.Devam eden fotoğraflarda ise yeryüzünde bulunan diğer krater ve Güneş sistemimizde kraterler ile dolu yüzeye sahip bazı gezegenler ve uydu fotoğrafları listelenmiştir.

Bir kraterin oluşumu, çarpan göktaşının parçalarının bir miktarı krater içinde kalır ve büyük bir miktarı metrelerce veya göktaşı büyük ise kilometrelerce etrafa yayılır. 

1-) Bilinen, en Geniş ve En Yaşlı Krater Vredefort Krateri:

Vredefort Krateri. Telif Hakkı: NASA

Resimde görülen , en geniş ve en yaşlı krater Vredefort Krateri Güney Afrika’dadır. Çapı yaklaşık 250 km ve yaklaşık olarak 2 milyar yıl yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Kraterler ters kubbeye sahiptirler ve bu uydu fotoğrafında da Vredefort Krateri’nin dairesel kubbesi tam olmasa da belli olmaktadır.

2-) Manicouagan Krateri: 

 

 Manicouagan Krateri. Telif Hakkı: NASA

Bu krater Quebec’dedir (Kanada). Yaklaşık olarak 70 km çapındadır ve 212 milyon yıl yaşında olduğu tahmin edilmektedir. Günümüzde buzla kaplı bir göldür. Uzay aracında bulunan astronotlar tarafından çekilen bu fotoğrafta kayalıkların dış halkası görülmektedir. Daha da yakından inceleyecek olursak açık bir şekilde kayalıkların eridiği ve şiddetli çarpışma ile şekillendiği ortaya çıkar. Kraterin gerçek çapının 100 km olduğu, aşınma sonucu bugünkü ölçülerine ulaştığı düşünülüyor.

3-) Chicxulub Krateri :

 Chicxulub Krateri. Telif Hakkı: NASA

Muhtemelen dinozorların yok olmasına sebep olan göktaşının oluşturduğu krater. Meksika’da Yucatan Peninsula’da su altında bulunmaktadır. Çapı 170 km ve yaklaşık 65 milyon yıl önce oluştuğu tahmin edilmektedir. Çarpmanın etkisi ile ortaya çıkan enerji 100 tera tonluk TNT bombasının oluşturacağı enerjiye eşittir. Muhtemelen çarpışmanın ardından yok edici tsunami dalgaları, bir dizi depremler ve Dünya çapında volkanik patlamalar ortaya çıktı. Birçok bilim adamının ortak görüşü ise bu çarpışmanın dinozorları yok ettiği, çünkü çarpışmanın ardından sera etkisi ile küresel ısınma hızla artarak uzun süreli mevsim değişimlerine sebebiyet verdi. 

4-) Aorounga Krateri :

 Aorounga Krateri. Telif Hakkı: NASA

Aorounga üçlü krateri Afrika Çad’da Sahra Çölü’nün bir köşesinde yaklaşık 200-300 milyon yıl önce oluşmuştur. Resimde uzaydan alınmış radar görüntüsü görülmektedir. Aynı merkezli bu kraterlerin en büyüğünün çapı yaklaşık 17 km’dir,  fakat bu ilginç kraterin birkaç çarpışma sonucu oluşmuş olabileceği tahmin edilmektedir. İkinci krater neredeyse ana krater büyüklüğünde. Böyle büyük bir kraterin oluşmasına yaklaşık 1-2 km çapında bir göktaşının sebep olabileceği tahmin edilmektedir.  

5-) Tatlı Su (Clearwater) Kraterleri :

  Clearwater Krateri. Telif Hakkı: NASA

İkiz, göl kraterleri Kanada’da Quebec’de bulunmaktadır ve muhtemelen 290 milyon yıl önce aynı anda oluşmuşlardır. Oluşuma sebep olan göktaşlarının parçalanmış bir göktaşının iki ayrı parçası olduğu düşünülmektedir. Büyük olan Batı gölü 32 km çapında ve küçük olan Doğu gölü 22 km çapındadır.         

6-) Barringer Krateri:

  Barringer Krateri. Telif Hakkı: NASA

İyi korunmuş bir krater. Büyük bir krater olmamasına rağmen bu krateri bu kadar çekici yapan başlıca sebep, nasıl bu kadar iyi korunduğudur. Barringer Krateri USA’da Arizona’da bulunmaktadır. Genişliği 1,2 km ve derinliği 175 metredir. Barringer Krateri yaklaşık 50 bin yıl önce yapısında bolca demir bulunduran bir göktaşının çarpması sonucu oluşmuştur. Göktaşının genişliğinin 50 metre ve bir kaç yüz bin ton ağırlığında olduğu tahmin ediliyor. Göktaşının büyük bir kısmı ya buharlaştı ya da eriyerek dağıldı. Çarpmanın etkisi ile göktaşı pek çok küçük parçaya ayrılarak kraterin çevresinde 7 km’lik alana saçıldı. Günümüze değin 693 kg örnek toplanabilmiştir.       

7-) Wolfe Creek Krateri:

  Wolfe Creek Krateri. Telif Hakkı: NASA

Bir diğer iyi korunmuş krater de Wolfe Creek Krateri, Kuzey Avustralya çölünün düzlüklerinde bulunmaktadır.Kraterin 300 bin yıllık olduğu düşünülüyor.Çapı 880 metre ve derinliği ise 60 metredir.Krater kısmen kum fırtınalarının etkisi ile kuma gömülmüş durumda.Yörede yaşayanların bu çevreyi çok iyi tanımalarına rağmen ve kraterin alışılmadık bir yeryüzü şekli olmasına rağmen, krater 1947 yılına kadar keşfedilememiştir.      

😎 Deep Bay Krateri:

  Deep Bay Krateri. Telif Hakkı: NASA

Derin ve Soğuk. Deep Bay Krateri Kanada’da Saskatchewan ‘da bulunmaktadır. Krater dikkat çekici bir şekilde daireseldir ve 13 km’lik bir çapa sahiptir, derinliği de oldukça fazla olup 220 metredir. Kraterin yaşının 99 milyon yıl olduğu tahmin ediliyor. Aynı zamanda şekilsiz ve sığ bir gölünde bir parçasıdır.

9-) Kara-Kul Krateri:

  Karakul Krateri. Telif Hakkı: NASA

Karakul krateri yeryüzünün en yüksek rakıma sahip krateridir. Tacikistan’da Afganistan sınırına yakın bir bölgede bulunan kraterin 10 milyon yıl önce oluştuğu tahmin ediliyor.Krater genel olarak 45 km çapında olup içerisinde 25 km genişliğinde bir göl yer almaktadır.Pamir Dağları’nda ki krater , deniz seviyesinden yüksekliği 6000 metre ile en yüksekde bulunan kraterdir.Bu kraterde son yıllarda alınan uydu fotoğrafları sayesinde bulunmuştur.   

10-) Bosumtwi Krateri:

 Bosumtwi Krateri’nin kuş bakışı görünümü. Telif Hakkı: NASA

Bosumtwi Krateri’ne bir başka açıdan bakış.

Bosumtwi Krateri Afrika’da Gana’da bulunmakta ve sağlam bir kayaç yapıya sahiptir.Çapı 10,3 km ve yaşının 1.3 milyon yıl olduğu tahmin edilmektedir.Tamamen su ile dolu olup Bosumtwi Gölü adını almıştır.Yine göl yatağı kaya kristalinden meydana gelmiştir.

Yeryüzündeki Diğer Kraterler ve Diğer Gezegen ve Uydulardaki Kraterler

1-) Gosses Bluff Krateri, Avustralya

2-)Kaali  Krateri,  Estonya

3-) Pretoria Saltpan, Güney Afrika

4-) Tunguska Krateri, Tunguska

5-) Victoria Krateri, Mars

6-)Moltke Krateri , Ay

Fotoğraf: Apollo 10

Çeşitli gezegenlerden ve uydulardan fotoğraflanmış karşılaştırmalı krater fotoğrafları  

Kaynaklar :

1-)    http://www.environmentalgraffiti.com/featured/10-greatest-major-impact-craters-on-earth/1403

2-)    http://www.universetoday.com/2008/11/10/earths-10-most-impressive-impact-craters/ 

3-)  http://maps.pomocnik.com/meteor-crater-the-barringer-crater-arizona-usa/  

4-)  http://www.solarviews.com/eng/tercrate.htm

5-)  http://www.unb.ca/passc/ImpactDatabase/

Karbondioksit İzleme Uydusu Düştü

NASA’nın karbondioksit izleme uydusu OCO, Vandenberg Hava Kuvvetleri Üssü’nden fırlatıldıktan dakikalar sonra Antarktika kıyılarına düştü. Olay 24 Şubat Salı günü gerçekleşti. İlk bulgulara göre OCO’yu kalkışta ve yükselişte koruyan kalkanı daha sonra uzay aracından ayrılmayı başaramadı. Bu fazla ağırlığından dolayı uzay aracı yörüngeye ulaşamadı ve okyanusa düştü.

OCO’nun koruyucu kalkanı yerine oturtulurken çekilen fotoğrafı(Robert Hargreaves/NASA)

Eğer fırlatma başarılı olsaydı, OCO karbondioksit çıkışının ve emiliminin nerelerde ve ne zaman olduğunu kesin olarak gözlemleyecek ilk uydu olacaktı.   

NASA’nın kaza araştırma kurulu, kazanın sebeplerini daha ayrıntılı inceleyecek.

Mutlu Yıllar Galileo

15 Şubat 1564’te Galileo Galilei İtalya’nın Pisa şehrinde dünyaya geldi. Galileo’nun Güneş fiziğinde önemli bir yeri var. Bilindiğinin aksine Güneş lekeleinin o keşfetmedi fakat teleskopla gözlemleyen ilk kişi oldu.

Galileo’nun döneminde çoğu insan Güneş lekelerinin Güneş’in uyduları olduğunu düşünüyordu. Galileo öyle olmadığını kanıtladı. Hergün Güneş lekelerini çizerek Güneş’in döndüğünü ve lekelerin Güneş’in yüzeyinde (veya çok yakınında) yer aldığını keşfetti

Galileo tarafından 25 Temmuz 1613’te çizilen Güneş lekeleri

Şimdi biliniyorki Güneş lekeleri Güneşin yüzeyindeki dev manyetik adalar. Güneş’in içindeki dinamo sayesinde üretilen manyetik alanlar Güneş’in yüzeyinde Dünya’nın bir kaç katı büyüklüğünde siyah lekeler oluşturuyorlar. Bu bölgeler çevrelerinden daha soğuk oldukları için siyah görünüyorlar çünkü soğuk bölgeler daha az ışık yayıyorlar. Galileo’nun 1613’te çizdiği lekeler yaklaşık Jüpiter büyüklüğündeydi.

Eğer Galileo Şimdi hayatta olsaydı Güneş fiziğinde sanırım hiç bir ilerleme kaydedemezdi zira Güneş şu an minimumda ve 2009 yılının %85’i lekesiz geçti- ne leke var, ne parlamalar var ne de büyük manyetik fırtınalar. Galileo’nun doğum gününü kutlamanın hiç bir yolu yok, umarız ilerde lekeli günler bizleri bekler.

Kızıl Gezegen Artık Ölü Bir Gezegen Değil

Günümüzde Mars, en azından yüzeyinde hayat olmayan, soğuk ve adım atılmamış çöllerin dünyası gibi göründüğü için ölü bir gezegen olarak bilinir. Atmosferinin çok ince olmasından dolayı etkin olan morötesi ışınlar, Mars’ta sıvı su bulunmasını imkansızlaştırır çünkü su, ışınlardan dolayı hemen buharlaşır.

Ama “Science Express” dergisinde yayınlanan araştırmalar, Mars’ta hayatın var olabileceğini gösteriyor. Mars hakkında kesin olan bilinen bir şey var: Mars’ta metan gazının bulunması. NASA’dan ve üniversitelerden bir grup araştırmacı bu durumun gezegenin ya jeolojik bakımdan ya da biyolojik bakımdan hala faaliyette olabileceğini düşünüyor.

“Metan gazı bir çok biçimde yok edilebilir, bu yüzden Mars’ta bulunan metan kaynakları, hala devam eden bir süreçten oluşuyor.” diyor NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden (NASA’s Goddard Space Flight Center) Michael Mumma. “Kuzey yarımküredeki yaz boyunca yayılan metan gazı ile ortaya çıkma hızları bakımından Santra Barbara’da bulunan kömür madenlerin çıkan metan gazlarının düzeyleri birbirine yakındır.” 

Metan – dört tane hidrojen atomu (H) bir tane karbon (C) atomuna bağlı – Dünya üzerindeki doğal gazın temelidir. Dünya üzerindeki metan gazının bir çoğu canlıların besinleri sindirirken ortaya çıkan gazdan oluşur. Ama gene de hayat, bu iş için gene de yeterli değildir. Metanı ortaya çıkaran başka sebepler ise demirin paslanması gibi jeolojik sebeplerdir. Michael Mumma bu konudaki fikri şöyle: “Şu an metan gazını üretenin biyolojik mi yoksa jeolojik sebepler olduğunu anlayacak kadar bilgimiz yok. Ama gene de gezegenin en azından jeolojik anlamda faal olduğunu söyleyebiliriz.”

Eğer Mars’taki mikroskopik hayat metanı üretiyorsa, bu canlılar yüzeyin altında büyük ihtimalle sıvı suyun bulunabileceği kadar ılık bir yerde yaşıyorlardır. Sıvı su, hem enerji kaynağı olarak hem de şu ana kadar bilinen tüm canlılarda bulunan karbon kaynağı olarak kullanılıyor.

“Dünya’ da ise doğal radyoaktivitenin suyu, oksijene (O) ve moleküler halde hidrojene (H2) parçaladığı Witwatersrand Havzası’nda (Witwatersrand Basin) mikroorganizmalar yüzeyin 2 -3 kilometre altına kadar yayılabiliyor. Organizmalar hidrojeni enerji kaynağı olarak kullanabiliyor. Aynı durum, Mars’ta milyarlarca yıldır, donmuş yer yüzeyinin altında suyun sıvı olarak, enerji kaynağı olarak radyasyonun ve karbon kaynağı olarak da karbondioksitin bulunduğu bir yerde yaşamak benzer mikroorganizmalar için de geçerli olabilir.” diyor Michael Mumma.

Michael Mumma: “Yeraltında birikmiş gazlar, metan gibi, donmuş yüzeyde yazın oluşan çatlaklardan dışarı sızabilir.”         

“Hidrojenden ve karbondioksitten metan üreten mikroplar Dünya üzerindeki ilk yaşam formlarıdır.” diyor araştırmayı destekleyen NASA Astrobiyoloji Enstitüsü yöneticisi Carl Pilcher. “Eğer Mars üzerinde yaşam olsaydı, metan oluşumunda bu metabolizmaların etkilerini düşünmek hiç de mantıksız olmayacaktı.”

 Morötesi ışınlar yüzünden parçalanan metan, metil ile hidrojene dönüşüyor.

Ama jeolojik olayların da metan gazını üretmesi mümkün. Dünya’da pas oluşumunda metan gazı çıkıyor. Mars’ta da bu olay su, karbondioksit ve gezegenin kendi iç sıcaklığı ile olabilir. Başka bir olasılık ise volkanlar. Henüz Mars’ta aktif bir volkan olduğuna ilişkin bir kanıt bulunamasa da, eskiden kalma metan “clathrates” adı verilen buz içindeki kafeslerden dışarı çıkmış olabilir.       

Araştırmacı grubu, Mars atmosferindeki metan gazını NASA’nın Kızılötesi Teleskop Tesisi’nde (NASA’s Infrared Telescope Facility) bulunan teleskoplara bağlı spektrometreler yardımıyla yıllarca (her Mars mevsiminde) dikkatlice gözlemleyerek buldu.    

“Biz bir tanesi yaklaşık 19000 ton gaz çıkaran çeşitli metan kaynaklarını gözlemledik. Kaynaklar, sıcak mevsimlerde yani ilkbahar ve yaz mevsimlerinde daha fazla gaz yayıyor. Nedeni de donmuş çatlakların sıcak zamanlarda eriyerek atmosfere metan gazının çıkmasına izin vermesi olabilir. Garip olan ise bazı kaynaklarda su buharı varken diğerlerinde yok.” diyor Catholic Üniversitesi’nden Geronimo Villanueva.

Yaz ayında Mars’ın kuzey yarım küresinde bulunan metan kaynakları

Telif Hakkı: Trent Schindler/NASA

 Gruba göre, eskiden kalma yer buzlarının olduğu yerdeki kaynaklar görüldü. Örneğin, kuzey yarımküredeki Arabia Terra bölgesinin doğusundaki Nili Fossae bölgesi, Syrtis Major’un güneydoğusu.

Astronominin gelecekteki görevlerinden birisi Mars atmosferindeki metanın kaynağını araştırmak olacaktır. Gazın kaynağını araştırmak için izlenecek yol ise gazın izotoplarını oranlamak. İzotoplar bir elementin daha ağır versiyonudur. Mesela; döteryum, hidrojenin ağır bir versiyonudur. Hidrojen içeren moleküller, su ve metan gibi, genelde döteryumdan ziyade hidrojeni tercih ederler. Ama, canlılar hafif elementleri tercih ettiklerinden metandaki döteryum miktarı artacaktır. Bu da Mars’ta hayat olduğuna ilişkin kanıt olacaktır.

Ama ne olursa olsun Mars artık ölü bir gezegen değildir.   

 Kaynak: science.nasa.gov

DAY2009

Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), 2009 yılını, Galileo Galilei’nin teleskopla yaptığı ilk gökyüzü gözleminin 400. yıldönümü olması sebebiyle Dünya Astronomi Yılı ilan etti. UNESCO bu çağrıya ortak oldu ve Birleşmiş Milletler, 2009 senesini Dünya Astronomi Yılı olarak kabul etti.

Astronomi bilimindeki gelişmelerin paylaşılması yoluyla, bu sonuçlara ulaşabilmek için takip edilen araştırma ve düşünce sürecinin anlatılması ve toplumun genelinde bilimsel bilincin geliştirilmesi, bilim eğitiminin iyileştirilmesi ve desteklenmesi, gökyüzüne ve dolayısıyla doğaya olan ilginin ve merakın arttırılması ve bilim insanları arasındaki cinsiyet dengesinin teşvik edilmesi, DAY 2009’nın en önemli amaçlarını oluşturuyor.

“Evren sizi bekliyor…” çağrısıyla DAY 2009, sene boyunca gerçekleşecek etkinlikler ile dileyen herkesi astronomiyle kaynaştırmayı hedefliyor.

Türkiye’deki DAY 2009 etkinliklerini Türk Astronomi Derneği koordine etmektedir.

Fermi’nin İlk Büyük Keşfi

Geçtiğimiz yaz fırlatılan Fermi Gama Işını Uzay Teleskobu ilk büyük keşfini yaptı. Fermi uzay teleskobu, 3 saniyede bir kez göz kırpan 10.000 yıllık yeni bir atarca (pulsar) türü keşfetti. Keşfedilen atarcayı özel kılan özellik, saf gama ışını şeklinde yanıp sönmesi. SCIENCE@NASAActive Image
Ressamın gözünden atarca. Yüklü parçacık bulutu manyetik alan çizgilerini takip ediyor (mavi) ve deniz feneri gibi yanıp sönen ışıklar ortaya çıkarıyor (eflatun).  NASA
  “Bu yeni bir  atarca sınıfının ilk örneği” diyor Standford Ünivesitesi’nden Peter Michelson. “(Bizce) bu bize çökmüş yıldızlar hakkında önemli bilgiler sağlayacak.”   Atarcalar ilk olarak 1967’de radyo gökbilim öğrencisi Jocelyn Bell ve tez danışmanı Tony Hewish tarafından keşfedildi. Kaydettikleri radyo atmaları esrarengiz bir şekilde sabitti hatta bu yüzden gökbilimciler bunun Dünyadışı akıllı bir medeniyetten gönderildiğini düşündüler. Doğru cevap daha da garipti: Atarcalar Güneş kütlesindeki bir cismin 20km çaplı bir küreye sıkıştırılmış nötron yıldızlarıydı. Saatte binlerce kez dönen bu yıldızlar, deniz feneri gibi evrene radyo dalga boyundaki ışık demetleri yayıyorlardı. O zamandan günümüze 1800 atarca, yaydıkları radyo ışınları sayesinde keşfedildi. Atarcaların bir kısmı radyo dalgalarının da ötesine gitti; kimisi  görünür ışıkta, kimisi x-ışınlarında hatta kimisi yüksek enerjili gama ışını dalga boyunda yayınım yaptı. Fermi’nin yaptığı bu keşif diğerlerinden farklı çünkü bu pulsar saf gama ışınları yayıyor. Yeni keşfedilen yalnızca gama ışını atarcası Kahraman takımyıldızındaki 4600 ışık yılı uzaklığındaki CTA 1 olarak bilinen süpernova kalıntısında yer alıyor. Deniz fenerinin ışığı her 316.86 milisaniyede bir Dünya yönüne denk geliyor. 10.000 yıl yaşındaki atarca bizim güneşimizin 1.000 katı kadar enerji yayıyor. Active Image Yukarıda:  Atarca, CTA 1 süpernova kalıntısının merkezinde yer almıyor.   CTA 1’deki atarca süpernovanın genişleyen gaz kabuğunun merkezinde yer almıyor. Süpernova patlamaları bazen asimetrik olabilmektedir. Patlamanın etkisiyle yıldız diğer tarafa “tekmelenebilmektedir”. Süpernovanın yaşına bakarak ve atarcanın merkezden uzaklığını kullanarak bilimadamlarını ölü yıldızın hızını saatte 150 milyon kilometre olarak hesapladılar- nötron yıldızları için ortalama bir hız.     Fermi Geniş Alan Uzay teleskobu evreni her 3 saatte bir tarıyor ve görünür ışığın 20 milyon ila 300 milyar katı enerjideki fotonları tespit ediyor. Michaelson ” Bu, teleskobun ne kadar güçlü olduğunu gösterir” diye ekliyor.

Daha Fazla Perseid

Her sene Ağustos ayının ortalarında gerçekleşen Perseid göktaşı yağmuru bu sene 12 Ağustos’ta Pazartesi’yi Salı’a bağlayan gece en yüksek değerine ulaşacak. Uzmanlar göktaşı yağmurunun 5-6 Ağustos’tan itibaren aktif durumda olacağını bildiriyor.       SKY&TELESCOPEActive Image
Fotoğraf: Pete Lawrence

Bakmak için en iyi zaman sabaha karşı güneş doğmadan önceki saatler. Göktaşı yağmurundan maksimum zevk alamak istiyorsanız şehir ışıklarından uzaklaşmanız şiddetle tavsiye edilir. Şehir ışıkları altında sabaha kadar ortalama 20 tane ancak görebilirsiniz.

Tutulmanın en kötü yanı ilk dördünü geçen Ay olacak. Neyse ki Ay gece saat 1:30 civarında batıyor fakat daha sonra göktaşı yağmuruna bakmak için yaklaşık 3 saatiniz var.

Bakmanız gereken yer ise Kahraman(Perseus) takımyıldızı. Perseid göktaşı yağmuru da ismini bu bölgeden alıyor. Kahraman takımyıldızı gece yarısına yakın kuzeybatıdan yaklaşık 20 derece yükselmiş olacak. Bu takımyıldızını tanımanız çok da zor değil (bknz. 2008 perseid göktaşı yağmuru).

Ay ışığı göktaşı yağmurunu seyretmemizi engellemeye çalışsa da en parlak göktaşları Ay ışığına rağmen görülebilecek. Fakat yine de geceyarısından önce çok fazla göktaşı görmeyi ummayın. Sabah saatleri göktaşı yağmuru için en uygun zaman çünkü bu saatlerde Dünya yüzünü tam kalıntıların olduğu yere çevirmiş oluyor. Eğer temiz ve siyah bir gökyüzünüz varsa dakikada ortalama 1-2 tane kayan yıldız görebileceksiniz.

Perseidler gökyüzünün her tarafında görülebilir fakat kayan yıldızın kuyruğunu takip ettiğinizde saçılma noktası olan Kahraman takımyıldızına ulaşırsınız. Bunun dışındaki kayan yıldızlar ise her zamanki rasgele atmosfere giren göktaşlarıdır.

Göktaşı yağmurunu izlemek için herhangi bir optik araca gereksiniminiz olmayacak aksine teleskop dürbün gibi araçlar daha ayrıntıyı gösterdiği için genişe bakamadığınızdan daha az sayıda göktaşı görürsünüz.

Perseidleri izlerken saymayı deneyin ve mümkünse not edin. Unutmayın her kayan yıldız Perseid olmayabilir. Herkes kendi bölgesinden saydıklarını forumda paylaşırsa çok sevinirim.

Herkese iyi şanslar!

Phoenix Kızıl Gezegen’de

NASA tarafından Kızıl Gezegen’de yaşam formları aramak üzere gönderilen uzay aracı Phoenix yani Anka Kuşu, Türkiye saatiyle 02.55’te Mars’ın kutuplarına yakın bir yere başarıyla indi. İlk çektiği görüntüleri NASA’daki bilim adamlarının yanısıra tüm dünya heyecan ve merakla bekliyordu.

Stonehenge

Stonehenge İngilterede bulunan ve günümüze kadar ulaşmış en eski yapıtlardan biri olmanın yanında zamanın insanlarının gökyüzüne verdikleri önemi de gösteren bir yapıttır.

M.Ö. 3100 yıllarında yapımına başlandığı tahmin edilen eser önce küçük taşların yerleştirilmesi ile ilk görünümüne kavumuş, M.Ö. 2200 yıllarında ise resimde görünen tonlarca ağırlıktaki taşlar yerleştirilmiştir.