gokyuzu.org

McNaught C/2009 R1 Kuyrukluyıldızı En İyi Konumunda

İyi bir kuyrukluyıldız gözlemi  yapabilmek çok zordur. Çoğu kuyrukluyıldız Güneş’e yaklaştığında en parlak halini alır, yani en iyi konumunda bulunur. Bu durumdayken de Güneş’in parlaklığı arasında ya da gün batımı ve gün doğumunda ufka çok yakın olduğundan görülmesi zorlaşabilir.

19 Mayıs’ta Michael Jaeger 8 kadir parlaklığındaki C/2009 R1 Kuyrukluyıldızı’nı görüntüledi. Görüntüde kuyrukluyıldız yeşil renkte, kuyruğu ise mavi renkte görülüyor. (Resmi büyültmek için üzerine tıklayınız.) Telif Hakkı : Michael Jaeger

Bu ilkbahar ve yaz McNaught C/2009 R1 Kuyrukluyıldızı da en iyi konumunda olacak. Kuzey Yarım Küre’deki gözlemciler, parlaklığı giderek artan kuyrukluyıldızı Haziran ayının bir bölümünde gün ağarırken teleskoplarıyla hatta dürbünlerle bile gözleyebilirler.

Mayıs ayının geri kalan kısmında,  astronomik alacakaranlıktan bir saat önce doğarken parlaklığı yaklaşık 8.5 kadir olacak. En iyi konumundayken, gün ağarmaya başladığında doğu ve kuzey doğu ufku üzerinde olacak.

31 Mayıs’ta McNaught muhtemelen 6 ya da 7 kadir parlaklığında, 2. kadirden Beta Andremedae yıldızının 2.5° güneydoğusunda yer alacak.  40° kuzey enleminde bulunan gözlemciler , 20° yükseklikte kuyrukluyıldızı görebilecekler. Fakat  son dördün evresine yaklaşan Ay  gökyüzünü biraz aydınlatacak.

5 Haziran sabahı, kuyrukluyıldız geniş bir alan kaplayan NGC 752 açık yıldız kümesinin kuzeyinde yer alacak. 6 ve 7 Haziran’da 2 kadir parlaklığındaki çift yıldız Gamma Andromedae yıldızına yaklaşık  2° yakın olacak. Ay ise gittikçe inceliyor ancak kuyrukluyıldıza çok yakın.

Haziran ayının ortalarında McNaught Kuyrukluıyldızı en ilginç halini alıyor; parlaklığı artarken gün ağarmaya başlamışken yüksekliği azalıyor. Ayrıca gökyüzünde artık Ay da bulunmuyor.

10 Haziran sabahında, Kahraman (Perseus) Takımyıldız’ndaki M34 açık yıldız kümesi ile 1° gibi çok yakın bir konumda ve 13 Haziran’da ise 1.8 kadir Mirfak (Alpha Persei) yıldızının 3° güneyinde olacak. 15 Haziran’da Güneş ufkun üzerinden parlamaya başlıyorken yaklaşık 15° yükseklikte bulunacak, fakat her gün bir önceki günden 1° daha düşük yükseklikte yer alacak.

21 Haziran’da, 0 kadir Kapella (Capella) yıldızının yakınından geçecek. 24 Haziran’da 2 kadir Beta Aurigae yıldızının yakınından geçerken ise ufkun üzerinde oldukça düşük bir yükseklikte yer alacak. Mc Naught 4 ya da 5 kadir parlaklığına kadar ulaşabilir ancak, Ay tekrar gökyüzünde olacak.

2 Temmuz’da günberi konumuna gelecek olan kuyrukluyıldız haziran ayının sonundan itibaren ise görülemeyecek.

McNaught Kuyrukluyıldızları

McNaught C/2009 R1 Kuyrukluyıldızı, Avustralya’daki Siding Spring Gözlemevi’nde çalışan Robert H. McNaught tarafından adlandırılan 54 kuyrukluyıldızdan bir tanesidir. McNaught , bu kuyrukluyıldızı 17 kadir parlaklığındayken, 9 Eylül’de alınan bir görüntüde buldu. Daha once alınan görüntüler incelenerek kuyrukluyıldızın yörüngesi belirlendi.

McNaught kuyrukluyıldızların en ünlülerinden C/2006 P1Kuyrukluyıldızı (‘2007’nin Muhteşem Kuyrukluyıldızı’ olarak da bilinir), 2007 senesinin ocak ayının ortalarında -5 ve -6 kadir parlaklığında görüldü.

19 Mayıs’ta McNaught C/2009 R1’i Görüntüleyen Michael Jaeger’in Web Sitesi:

Kaynak : Sky And Telescope

Jüpiter’in Bir Kuşağı Kayboldu

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter’de büyük bir olay yaşandı. İki büyük kuşağa sahip olan gezegende artık sadece bir büyük kuşak var.

Jüpiter’in 9 Mayıs’ta çekilmiş bir resmi. Ekvatorunun güneyinde yer alması gereken kuşak yokolmuş durumda.

Telif Hakkı: Anthony Wesley

NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’nda görevli gezegen araştırmacısı Gleen Orton’a göre bu çok büyük bir olay. “Olayı yakından inceliyoruz ve ne olup bittiğini daha öğrenemedik.”

Güney Ekvatoral Kuşağı (South Equatorial Belt – SEB) olarak bilinen kuşağın genişliği Dünya’nın yaklaşık iki katıydı. Uzunluğu ise Dünya’nın  genişliğinin 20 katından fazlaydı.

“Herhangi büyüklükte bir teleskopla hatta dürbünle bile Jüpiter’in iki kuşağı rahatçe görülebiliyordu. Ama şimdi bu kuşaklardan birisi yok oldu.” diyor Avustralya’dan amatör gökbilimci Anthony Wesley.

Jüpiter gözlemi konusundan çok tecrübeli olan Wesley, 2009 yılında gezegene çarpan bir kuyrukluyıldızı keşfettiği için de çok ünlü. Çoğu gökbilimci gibi o da Jüpiter’e baktığında kuşağın yavaş yavaş kaybolduğunu farketmiş.

Orton’a göre kuşak belki de kaybolmadı sadece daha yüksek bulutlar tarafından engellendiği için görünmüyor olabilir.

“Bazı amonyak sirrüs bulutlarının Güney Ekvatoral Kuşağı’nın üstüne çıkmış olma ihtimali olabilir.” Dünya’daki sirrüs bulutları buz kristallerinden oluşur, ama Jüpiter’de ise bunu oluşturan suyun (H2O) yerine amonyak(NH3) kristalleri.

Orton’un düşündüğüne göre küresel rüzgarlardaki değişim, amonyak bakımından zengin maddelerin kuşağın üstündeki temiz ve soğuk bölgeye yığılmasını sağladı. Soğuktan etkilenen maddeler de amonyak kristallerini oluşturuyor.

Jüpiter’in atmosferi hala bir sır. Mesela Jüpiter’in yüzeyinde bulunan ‘Büyük Kırmızı Leke’nin neden kırmızı olduğunu veya buradaki fırtınanın neden yıllardır sürdüğünü bilen yok. Aynı şekilde neden kuşakların kahverengi olduğunu, neden biri kaybolurken birinin etkinliğinin devam ettiğini bilen yok.

Ama bu kaybolma tarihte ilk defa olmuyor. Güney Ekvatoral Kuşağı daha önceleri periyodik olmayan zamanlarda da kaybolmuştu: 1973 – 1975; 1989-1990; 1993; 2007 ve 2010.

Kuşağın olası bir geri dönüşü ise etkileyici olabilir. “Şu anda kuşağı başlatacak fırtınaları ve hava akımlarını arıyoruz. Kuşak her zaman tek bir noktadan çok ani olarak başlamıştır. Bu olayı amatör gökbilimciler orta büyüklükteki teleskoplarıyla da gözleyebilirler, ama ne yazık ki bu olayın ne zaman ve nerde gerçekleşeceğini bilemiyoruz. Ama geçmiş bilgilere bakarak bu olayın 2 yıl içinde başlayacağını söyleyebiliriz.” diyor Wesley.

Dünya üzerinde teleskopu olan herhangi bir insan oluşacak olan kuşağın ilk gözlemcisi olabilir.

İlgili Bağlantılar:

  • Universe Today (Jüpiter’deki kuyrukluyıldızdan dolayı oluşan leke hakkında bilgi)
  • Anthony Wesley (Anthony Wesley’in Jüpiter fotoğraflarını yayınladığı sitesi)

Kaynaklar :

Gökbilim Günleri 2010

İlkini geçen yıl düzenlediğimiz ‘Gökbilim Günleri’ yeniden düzenleniyor. Türkiye’nin bir çok yerinden davet ettiğimiz bilim adamları ile amatör gökbilimciler bir araya geliyor ve davetlilere gökbilim dolu 2 gün vaat ediyor.

Bu yıl Gökbilim Günleri 23 – 24 Mayıs tarihleri arasında ODTÜ KKM (Kültür ve Kongre Merkezi) A ve B Salonları’nda düzenlenecektir.
Program detayları şu şekildedir: 23 Mayıs 2010 Pazar (KKM A Salonu) Saat Ayrıntı 11:00 Açılış Konuşması Prof. Dr. Halil KIRBIYIK (TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi (TUG) Yönetim Kurulu Başkanı) 12:00 Söyleşi (Türkiye’deki Astronomi Çalışmaları) Prof. Dr. Mehmet Emin ÖZEL (Çağ Üniversitesi Öğretim Üyesi) Doç. Dr. Birol GÜROL (Ankara Üniversitesi Rasathanesi) 13:00 Öğle Arası 14:00 (Öğleden sonra tüm gün boyunca) Planetaryum gösterimi Fotoğraf Sergisi Amatör Teleskop Yapım Atölyesi Gök Atlası Yapım Atölyesi 15:00 Seminer (Gökyüzü Fotoğrafçılığı) Tunç TEZEL (ODTÜ AAT – TWAN (The World at Night)) 19:00 Gökbilim Geceleri (Gözlem) 24 Mayıs 2010 Pazartesi (KKM B Salonu) Saat Ayrıntı 10:00 Belgesel Gösterimi 11:00 Özel Oturum TÜBİTAK – UZAY 12:30 Öğle Arası 13.30 (Öğleden sonra tüm gün boyunca) Planetaryum gösterimi Fotoğraf Sergisi Amatör Teleskop Yapım Atölyesi Gök Atlası Yapım Atölyesi 14:00 Söyleşi (Astrogeyik ve Sorularla Astronomi) Prof. Dr. Ethem DERMAN (Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi) Yrd. Doç. Dr. Sinan Kaan YERLİ (ODTÜ Öğretim Üyesi) 18:00 Söyleşi Yrd. Doç. Dr. Seçkin KÜRKÇÜOĞLU (ODTÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi) Yrd. Doç. Dr. Hakan ALTAN (ODTÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi) 19:00 Gökbilim Geceleri (Gözlem) Etkinliğimiz ücretsiz olup ilgilenen herkesi etkinliğimize bekliyoruz. Sorularınız için [email protected] adresini kullanabilirsiniz.

Kuşaklar Nasıl Oluşuyor?

Jüpiter ve diğer gaz gezegenleri, ekvatorları boyunca kuşaklara sahipler. Ama gökbilimciler bunun nedenini tam olarak bilemiyorlar. Ama şimdi fizikçilerden oluşan bir ekip, kuşakların sayıları 60’dan fazla olan uyduların neden olduğu gelgitlerden oluştuğunu düşünüyor. Bu keşfi de çok basit bir laboratuvar modellemesine borçlular.

Jüpiter’in kırmızı lekesi ve kuşakları.

Telif Hakkı: NASA / JPL / University of Arizona

Jüpiter’in kuşaklarında bölgesel rüzgarlar bulunuyor. Bu rüzgarlar, ekvatora paralel yol alıyorlar . Yıllardır, araştırmacılar bu rüzgarların neden oluştuğunu merak ediyor. “40 yılı aşkın süredir, rüzgarlar aktif.” diyor Washington Üniversitesi’nden araştırmacı Peter Rhines. Bilimadamları, bu rüzgarların konveksiyondan (ısı yayılması) kaynaklandığını düşünüyorlardı. Sıcak gazların yukarı çıktığı, soğuyan gazların ise aşağı indiği belirtiliyordu ama bu kuşakların gezegenin üst katmanlarında mı olduğu yoksa çekirdeğine kadar inip inmediği konusunda anlaşmazlık vardı.

Almanya’nın Göttingen Üniversitesi’nden jeolojist Andreas Tilgner ve Fransa’nın Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’ndeki (National  Center of Scientific Research) meslektaşlarına göre belki de neden hiçbir zaman ısı yayılması değildi. Fikirleri şu şekilde: Jüpiter ya da başka bir gaz gezegeni, var olduğundan beri kendi ekseni etrafında dönen küresel bir gaz kütlesine sahiptir. Tekrarlı bir çekme kuvveti yaratan bir aktivite,(mesela gezegenin etrafında dönen bir uydu) hareket halinde olan gazları etkiledi. Etkilenen bu gazlar, kendi eksenleri etrafında değişik hızlarda dönmeye başladı. Silindirik bir şekil oluşturdu ve gezegenin en dış katmanına kadar uzandı. Böylece kuşak denilen şekiller oluşmuş oldu. Bu kuramın matematik kısmı üzerinde iki yıl önce çalışan Tilgner, meslektaşları ile beraber bu kuramı destekleyecek deneyi gerçekleştirdiler.

Yapay bir gaz gezegeni oluşturmak için, esnek silikon bir silindirde küresel bir delik açıldı. Gaz gezegenlerin gazını temsil etmek üzere delik su ile dolduruldu. Suya, resmini daha kolay çekmek için (Işığı diğer yönlere daha fazla yansıttığı için resmi çekmek kolaylaşıyor.) plastik parçacılar eklendi. Silindir döndürüldü ve yapay akımlar oluşturuldu. Bir uydu gezegenin etrafında dolaşırken gezegenin biraz değiştirir. Yakın olan yerleri kendine doğru çekeceğinden gezegen biraz ovalleşir. Bu etkiyi yaratmak için ise silindir bir çift tekerleğin arasında değişik hızlarla sıkıştırılarak döndürüldü. Belli hızlarda dönen silindirdeki su akımı bir sütuna dönüştü.

Kaynak : Science/AAAS

Göktaşı Yağmurları ve Gözlemi

Göktaşı; büyüklüğü bir kum tanesiden, büyük bir kaya parçasına kadar değişebilen kuyrukluyıldız kalıntılarıdır. Halk arasında ‘kayan yıldız’ ya da ‘meteor’ olarak da bilinir. Gerek ‘zamanında’ gerekse bir anlık pencereden baktığımızda, gökyüzünde ışıklı bir iz bırakarak kaybolduklarını görürüz.

Swift-Tuttle Kuyrukluyıldızı’nın neden olduğu Kahraman (Perseid) Göktaşı Yağmuru sırasında alınan bir göktaşının görüntüsü.

 Göktaşı kelimesi yerine de kullandığımız, İngilizce bir kelime olan meteor, Yunanca ‘gökyüzünün yukarısı’ anlamındaki  “meteōros” sözcüğünden gelir. Ayrıca uzaydaki hareketleri süresince değişen konumlarına bağlı olarak çeşitli adlar alırlar; meteoroid; uzayda hareket etmekte olan kaya parçaları, meteor; Dünya’nın atmosferinden girerek ışıldayan parçacıklar ve meteorite; Dünya atmosferinden girdikten sonra yeryüzüne ulaşan kaya parçaları.

Göktaşı yağmurları, Güneş Sistemi’nin iç kısımlarına yaklaşmakta olan bir kuyrukluyıldızın arkasında bıraktığı kaya parçalarından kaynaklanır. Bilim insanları göktaşı yağmurlarına neden olan kuyrukluyıldızları saptayabiliyorlar. Örneğin; Thatcher Kuyruluyıldızı’nın neden olduğu Lir Göktaşı Yağmuru, ünlü Halley Kuyrukluyıldızı’nın neden olduğu Eta Kova Göktaşı Yağmuru. Kuyrukyıldızın bıraktığı bu parçaların içinden geçen Dünya, atmosferine girmeye başlayan meteoroidlerle karşılaşır. Bu parçalar, atmosferin üst tabakalarında temasla birlikte ışıldamaya yani yanmaya başlarlar.

Dikkatli bir şekilde Dünya’nın çekim etkisine giren ve yanmaya başlayan göktaşlarını takip ederseniz belirli bir noktadan çıkıyormuş gibi olduklarını fark edebilirsiniz. Bir göktaşı yağmuru da bu noktanın bulunduğu takımyıldızı ile adlandırılır. Örneğin; şu sıralar en etkin günlerini yaşayan Eta Kova Göktaşı Yağmuru’nda, adından da anlaşılabileceği gibi, göktaşları Kova Takımyıldızı’ndaki bir noktadan çıkıyormuş gibi görünür.

Eta Kova Göktaşı Yağmuru’nda göktaşlarının çıkş noktası Kova Takımyıldızı’nda bulunuyor. Telif Hakkı : Earthsky

Göktaşı yağmurları, herkesin gözleyebileceği bir gök olayıdır. Hiçbir gözlem aleti gerekli değildir. Göktaşı yağmuru gözlemi için etrafın açık olduğu (binalar, evler, ağaçlar vb. olmadığı), ışık kirliğinden az etkilenen bir bölgede bulunmak gerekir. Hangi mevsimde olduğunuza bağlı olarak açık arazide olduğunuz için kalın giysiler, çiy, böcekler ve soğuğa karşı çeşitli koruyucular gerekebilir. Yanınızda ne kadar sürede kaç göktaşı gözlediğinizi not edebilmek için not defteri ve kalem, ayrıca gece görüşünü etkilemeyen kırmızı bir fener bulundurabilirsiniz. Gözlerinizin karanlığa alışması için birkaç dakika bekledikten sonra göktaşlarının çıkış noktasının bulunduğu takım yıldızına bakmanız yeterlidir.

Göktaşı yağmuru gözlemlerinde çıplak gözle yaptığınız gözlemler dışında; küçük bir dürbünle göktaşı gözlemlemeye çalışabilir, 5 ya da 15 dakika gibi uzun pozlarla göktaşlarının fotoğrafını çekebilirsiniz.

Kaynaklar: Sky and TelescopeEarthSkyNASA

Cassini ve Amatörler Satürn’de Fırtına Görüntüledi

Amatör gökbilimcilerin de yardımıyla, NASA’nın Cassini uzay aracının birleşik kızılötesi tayfölçer aleti Satürn’ün atmosferindebüyük bir kar fırtınası gözlemledi. Araç, bugüne kadar gezegenin fırtınalarında sıcaklık ve gaz dağılımını en ayrıntılı gösteren verileri topladı.

Amatör gökbilimci Christopher Go,13 Mart 2010’da bu fırtına görüntüsünü aldı. Ok, fırtınanın yerini; kırmızı çizgiler ise Cassini’nin birleşik kızılötesi tayfölçer aletinin verileri topladığı yeri gösteriyor. (Resmi büyültmek için üzerine tıklayınız.) Telif Hakkı : C.Go ve NASA/JPL-Caltech/GSFC

Veriler, bu yıl Washington’da görülen en büyük kar fırtınasından en az beş kat daha büyük bir fırtına olduğunu gösteriyor.

NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde (Goddard Space Flight Center)  birleşik kızılötesi tayfölçer takımının üyesi Gordon Bjoraker; “Amatörlerin böyle bir keşif yapması bizi çok heyecanlandırdı.” diyor.

Cassini’nin radyo ve plazma dalgaları aleti ve görüntüleme aracı, bir süredir Satürn’ün orta enlemleri etrafındaki bir bant üzerinde yıldırım ve fırtınaları takip ediyordu. Fakat Cassini’nin görüntüleme ve tayfölçer gözlemleri aylar önceden yerini alırken, fırtınalar sürekli yer değiştirebilir.

Aralarında Anthony Wesley, Trevor Barry ve Christopher Go’nun bulunduğu amatör gökbilimciler, düzenli olarak radyo ve plazma dalgalarını toplayan aletlerin verdiği uyarıyla Şubat’ta birçok kez onlarca görüntü aldılar.

Mart’ın sonlarında, geçen yaz Jüpiter’in üzerinde bir darbe sonucu oluşmuş yeni koyu noktayı tespit eden Avustralyalı Wesley, Cassini görevindeki bilim insanlarına fırtınanın bir fotoğrafıyla birlikte bir e-posta gönderdi.

Wesley e-postasında; “Bu görüntülerin Cassini veya Hubble Uzay Teleskopu tarafından görüntülenmiş olduğunu düşündüm ve Cassini tarafından da bu görüntülerin alındığından emin olmak istemiştim.”  Demiş.

Şans eseri, birleşik kızılötesi tayfölçer aleti fırtınanın bulunduğu enleme odaklandı. Bilim insanları, orada fırtınalar olabileceğini biliyorlardı ancak bu fırtınaların ne zaman etkin olacaklarını bilmiyorlardı.

25 ve 26 Mart’ta tayfölçer ile alınan görüntülerdeki veriler, umulduğundan daha fazla fosfin (Satürn atmosferinin derininde bulunan bir tür gaz) ve troposferin üst katmanlarından alt katmanlarına malzeme sürükleyen güçlü bir akımın varlığını gösteriyor. Tayfölçerin verileri aynı zamanda, fırtınanın kanıtı olarak; tropopoz’un (durgun stratosfer ve düşük hareketli troposfer arasındaki sınır) çevresindeki bölgelere göre yaklaşık -272.65 C derece daha soğuk olduğunu gösteriyor.

Marylan Üniversitesi’ndan birleşik kızılötesi tayfölçer ekibinde yardımcı bilim insanı Brigette Hesman; “Satürn’ün soğuk stratosferinden 100 kilometre aşağıda uçan bir balon pilotu, amonyak-buz kar fırtınası yaşayabilirdi.” Diyor. “Bu kar fırtınaları, yıldırımların gözlendiği ve su ile amonyaktan bulutların oluştuğu, 100 ya da 200 kilometre aşağıdaki daha güçlü fırtınalarla güçlenebilir.”  diye sözlerine ekliyor Hesman.

Kaynak : NASA

Astrobiyoloji Semineri

05 Mayıs 2010 Çarşamba günü Fizik Bölümü 3. kat Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda Astrobiyoloji Semineri verilecektir. Seminer saati 18:00’dir. Semineri topluluk üyelerimizden Ozan Kıratlı verecek olup tüm gökbilim severleri 2. dönemin onuncu seminerine bekliyoruz.

Dünya’daki Mikroplar Mars’taki Olası Yaşamı Etkileyebilir

Uygulamalı ve Çevre Mikrobiyolojisi Dergisi’nin (Applied and Environmental Microbiology – AEM) Nisan 2010 sayısında yer alan makaleye göre, uzay araçlarındaki bakterilerin Mars’taki yaşamı kirletebileceği düşünülüyor.

Hubble Uzay Teleskopu ile Mars. Telif Hakkı : Jim Bell Cornell ve Hubble Miras Ekibi (AURA/STScI/NASA)

Mars’taki yaşam araştırmaları, NASA’nın Mars Keşif Programı’nın (Mars Exploration Program) ve Astrobiyoloji Enstitülerinin hedefi olmaya devam etmektedir. Mars yüzeyini kirletmemek için, gezegene giden uzay araçlarındaki biyo-akvaryumlar sterilizasyon (mikroplardan arındırma) işlemine tabi tutuluyor.

Bu sterilizasyon işlemine rağmen son yapılan çalışmalarda, fırlatma sırasında uzay aracında farklı mikrobik toplulukların kaldığı görülüyor. Steril edilmiş, düzenli faliyet gösteren uzay araçlarında acinetobacter, bacillus, escherichia, staphylococcus ve streptococcus gibi çok dayanıklı bakteri türlerinin hayatta kaldığı tespit edildi.

Merkez Florida Üniversitesi’nden (University of Central Florida) araştırmacılar, çölleşmiş, düşük sıcaklık ve hava basıncında, morötesi ışıkla aydınlatılmış bir ortam yaratarak Mars’taki koşulları meydana getirdiler. Bir haftalık çalışma süresince, uzay aracındaki muhtemel bir kirletici olan Escherichia coli bakterisinin hayatta kalma ihtimalinin olabileceğini ancak ince toz bulutlarıyla ya da uzay aracındaki morötesi koruyucularla korunuyor olsaydı Mars’ın yüzeyinde yaşayamayacağını buldular.

“Eğer Mars üzerinde uzun süreli mikrobik yaşam mümkün olursa, geçmiş ve gelecekteki çalışmalarla ve mikrobik aşılama yöntemleriyle Mars’ta karasal yaşam sağlanabilir. Bu yüzden, Mars’ta uzun süreli yaşayabilme olasılığını belirlemek için mikrobiyal türlerin çeşitliliği üzerine çalışılması gerekiyor.” diyor araştırmacılar.

İlgili Bağlantılar:

Kaynak : ScienceDaily

Bugüne Dek Tespit Edilmiş En Büyük Kuyrukluyıldız

Kuyrukluyıldız McNaught 2007’de Pasifik Okyanusu üzerinde görüntülendi. Telif Hakkı : Sebastian Deiries/ESO

İngiliz bilim insanları, bugüne kadar bulunanların en büyüğü olabilecek bir kuyrukluyıldız belirledi.  Londra Kolej Üniversitesi ( University College London )’nin Mullard Uzay Bilim Laboratuvarı’ndan Dr. Geraint Jones, Kraliyet Astronomi Topluluğu’nun ( Royal Astronomical Society )13 Nisan’daki Ulusal Astronomi Toplantısı’nda sonuçları açıkladı.

McNaught C/2006 P1 Kuyrukluyıldızı’nın büyüklüğünü ölçmek için kuyruğunun uzunluğunu kullanmak yerine, kuyrukluyıldızın etkisiyle bozulan alanın büyüklüğünü ölçmek için ESA ve NASA’ya ait Ulysses uzay aracının verileri kullanıldı. Manyetometreden alınan verilerin analizi, kuyrukluyıldızın çekirdeğinden yayılan iyonlaşmış gaz ile Güneş rüzgarlarındaki hızlı parçacıkların etkileşime geçmesiyle kuyrukluyıldızın çevresinde bir şok dalgası oluştuğunu kanıtladı.

2007 Ocak ve Şubat ayında, Kuyrukluyıldız McNaught C/2006 P1 son 40 yılda Dünya’dan görülen en parlak kuyrukluyıldız olmuştu. Raslantı eseri, Ulysses bu kez Kuyrukluyıldız McNaught’ın kuyruğuna yakın umulmayan bir geçiş yaptı ve bu geçiş uzay aracının 19 yıllık görevi boyunca üç tesadüfi karşılaşmalarından bir tanesi oldu. Diğer karşılaşmalardan bir tanesi de en uzun kuyruğa sahip Kuyrukluyıldız Hyakutake ile 1996’daki karşılaşmadır.

Ulyssses uzay aracı, McNaught’ın Güneş ve Yer arasındaki uzaklığın 1.5 katı uzunluğundaki iyonlaşmış gaz kuyruğunu tespit etti. Bu 2007’de görülen olağanüstü toz kuyruktan da  daha uzun.

Dr. Jones;  toz kuyruğun aksine McNaught’ın plazma kuyruğunun gözlemlenmesinin çok zor olduğunu ve bundan dolayı tam olarak uzunluğunun tespit edilemediğini söyledi ve “Ulysses’in Kuyrukluyıldız Hyakutake’in etrafındaki güneş rüzgarını dolaşması sadece 2.5 gün sürerken, Kuyrukluyıldız McNaught’un rüzgarı etrafında dönmesi 18 gün sürmüştü. Bu da kuyrukluyıldızın sadece yeryüzünden muhteşem görünmesine neden olmamış aynı zamanda Güneş rüzgarına büyük bir engel olmuştur.”  dedi.

Diğer bir kuyrukluyıldız ile olan karşılaşma kıyaslandığında ise Kuyrukluyıldız Mcnaught’ın büyüklüğü açıkça gözler önüne seriliyor. Giotto uzay aracının 1992’deki Kuyrukluyıldız Grigg-Skjellerup ile olan karşılaşmasında güneş rüzgarını dolaşması yarım saatten daha az sürmüştür.

“ Etkin bir kuyrukluyıldızın büyüklüğünü, çekirdeğin büyüklüğü değil, dışarı yayılan gazın miktarı belirler.” diye ekliyor Dr. Jones.

Ayrıca bir başka kuyukluyıldızın, C/2009 R1 Mcnaught, bu yıl çıplak gözle gözlenebileceği de ön görülüyor. Bu kuyrukluyıldızın verilerine buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak : ScienceDaily