gokyuzu.org

SDO ve Değişken Güneş

Son zamanlarda, alışılmadık bir fikir bilim adamlarınca destekleniyor. Özellikle iklimbilimcilerin düşüncelerine zıt olan bu fikir, eski öğretilere de karşı çıkıyor. Washington D.C.’de NASA Merkezi’nden Lika Guhathakurta açıklıyor: “Güneş, aslında bir değişken yıldız.” İnsan gözünün algıları yüzünden Güneş gözlemcilere hep aynı görünür. Modern teleskoplar ve uzay araçları ise Güneş’teki bu değişikliği keşfetti.


Güneş’in ve Dünya’nın manyetik alanlarını gösteren temsili bir resim Telif Hakkı: NASA

Güneş patlamaları milyarlarca atom bombasının gücüyle patlar. Mıknatıslanmış olan gaz bulutları (Koronal Kütle Atımları – Coronal Mass Ejection (CME)) da Güneş’in yüzeyinde delikler açar ve deliklerden hızı 1.5 milyon km/s ulaşan güneş rüzgarları oluşur. Tüm bu olaylar sadece bir günde oluşabilir.
Araştırmacıların hala araştırdıkları değişik aktiviteler yüzyıllar içinde değişik periyotlarda azalır ve artar. En ünlü aktivite 11 yıl periyotlu Güneş Döngüsü. “Bu döngü aslında tam olarak 11 yıl değil. Periyodun uzunluğu 9 yıl ile 12 yıl arasında değişiyor. Üstelik bazı döngülerin çok sert (birçok güneş lekesi ve güneş ışıması), bazılarının ise nispeten daha yumuşak olduğu ise ayrı bir gerçek. 17. yüzyılda meydana gelen ‘Maunder Minimum’ adı verilen periyotta ise bu döngü 70 yıl boyunca durdu ve kimse bunu anlayamadı”diyor Guhathakurta. Döngünün beklenmedik olayları için geçmişe yolculuk yapmak gerekli değil, şu anda bile, kimsenin tahmin etmediği bir şekilde Güneş, döngünün minimum evresinden çıkıyor. “2008-2009 yıllarında olan minimum evre bizi çok şaşırttı. Bu da bizim Güneş Aktivitesi konusunda ne kadar yol almamız gerektiğini gösteriyor.” diyor Marshall Uzay Uçuş Üssü’nden Güneş lekesi uzmanı David Hathaway. Bu aslında çok büyük bir sorun. Yaşamı yüksek teknolojiye bağlı olan modern insan, Güneş aktivitesinden büyük hasar görebilir. Enerji nakil hatları, GPS navigasyon sistemleri, hava ulaşımı, ekonomik servisler, radyo iletişimi gibi gereksinimlerin hepsi Güneş aktivitesinden fazlasıyla etkilenebilir. Ulusal Bilim Akademisi’nin (National Academy of Sciences) 2008’deki araştırmasına göre büyük bir Güneş fırtınası, Katrina Kasırgası’ndan 20 kat daha fazla ekonomik zarara neden olabilir.

Amerika Birleşik Devletleri
Güçlü bir Güneş fırtınasının yol açabileceği Amerika Birleşik Devletleri’ndeki olası yerler.

“Güneş değişkenliğini anlamak son derece önemli.” diyor Washington D.C. ‘deki Amerika Deniz Kuvvetleri Araştırma Laboratuarı’ndan (Naval Research Lab – NRL) uzay araştırmacısı Judith Lean. “Çünkü modern yaşamamız tamamen buna bağlı.” Güneş Dinamikleri Gözlemevi’nin (Solar Dynamics Observatory – SDO) 9 Şubat 2010’da Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nden (Kennedy Space Center) fırlatılması kararlaştırıldı. SDO, diğer Güneş gözlemi araçlarına göre Güneş’i çok daha hızlı, derin ve detaylı inceleyecek.

  
SDO, bunun gibi aktif Güneş lekelerin fotoğrafını çekecek.

Guhathakurta, SDO’nun bir devrim niteliğinde olduğunu belirtiyor. Herşeyden önce SDO yüksek hızlı fotoğraflama özelliğine sahip. Atmosferik Görüntü Düzenleyicisi (Atmospheric Imaging Assembly – AIA) adındaki multi dalga boylu bir seri teleskop kullanılarak Güneş’in her 10 saniyede bir, IMAX kalitesinde resimleri çekilecek. Önceki gözlemevleri ise bu işlemi en iyi ihtimalle 5 dakikada bir yapabiliyordu. Üstelik çekilen resimlerin çözünürlüğü de oldukça düşüktü. Araştırmacılar, 19. yüzyılda keşfedilen yüksek hızlı fotoğraflama tekniği ile çok hızlı gelişen bilim dallarına bakarak Güneş fiziğinin de yakın zamanda aynı sıçramayı yapmasını bekliyorlar. SDO sadece Güneş’in dışına bakmayacak. SDO, bünyesinde bulunan Heliosismik Manyetik Görüntüleyici’si (Helioseismic Magnetic Imager – HMI) Güneş’in içinde bulunan ‘dinamo’suna da bakabilecek. Güneş dinamosu, Güneş’in karışık manyetik alanı oluşturan yoğun plazma akımlarının ağlarından meydana gelir. Döngüdeki dengesizliklerden kütle atımlarına kadar tüm Güneş aktivitesinden sorumlu kısım burasıdır.
     

Greeenbelt, Maryland’deki Goddard Uzay Uçuş Üssü’nden (Goddard Space Flight Center) Dean Pesnell şöyle diyor: “Güneş fiziğinde, bu yıldızın dinamosunu anlamak son derece önemli. HMI ile hedefimize ulaşacağız.” Dinamo, 225000 kilometrelik bir sıcak gazın altında bulunuyor. SDO ise bu duvarı sismoloji ile aşmayı düşünüyor. Yerbilimcilerin depremlerin yarattığı dalgaları kullanarak yer kabuğunu incelemeleri gibi güneş fizikçileri de Güneş’te meydana gelen ‘kaynama’dan çıkan dalgaları kullanarak Güneş’in iç kısımlarını inceleyebiliyorlar. Pesnell, olayı ultrason aleti ile hamile bir kadının karnındaki bebeği inceleme olayına benzetiyor: “Bebeği derinin altından görebiliyoruz.” EK BİLGİ Gökbilimciler uzun bir süre Güneş’in sürekli ‘sabit’ olduğunu düşündüğü için ‘Güneş değişmezi’ (solar constant) tanımlamışlardır. Tanıma göre güneş değişmezi, Dünya atmosferinin üst kısmında metrekarede toplanan toplam güneş enerjisi. Bütün dalga boylarından ışık bu değişmeze katkı sağlıyor: radyo, görünür, morötesi, kızılötesi ışık vb. Yaklaşık değeri ise 1361 W/m2. Bulutlar, atmosferik emme ve diğer faktörler Dünya yüzeyinden ölçüm yapmayı zorlaştırdığı için, NASA uzaya bu ölçümü yapacak araçlar göndermiştir. Her yıl, VIRGO, ACRIM ve SORCE gibi uzay araçları milyonda 10 hata payıyla ölçümlerini almaktalar. Ama bu değişmez, yavaş yavaş değişmeye başladı. Amerika Deniz Kuvvetleri Araştırma Laboratuarı’ndan Judith Lean şöyle diyor: “Güneş değişmezi aslında kendiyle çelişen bir kelime. Uzay araçlarından alınan bilgilere göre Güneş’ten kaynaklanan olaylar yüzünden bu değişken büyük bir oranda değişmekte.”


6 yıl boyunca SORCE görevi sırasında alınan veriler, Güneş’ten gelen enerjinin azaldığını gösteriyor. (Video için tıklayınız.)

Güneş Döngüsü’nün maksimum zamanlarında Güneş, minimum zamanlara göre % 0.1 daha parlak. 1361 W/m2’deki % 0.1lik değişim yaklaşık 1.4 W/m2 ‘e karşılık geliyor. Dünya’nın küreselliğini ve yansıtma özelliği de düşünülürse bu sayı metrekarede 0.24 Watt’a kadar düşüyor. “Tüm bu artışı toplarsanız çok büyük bir enerjiye sahip olursunuz. Bunun gibi bir enerji iklimi ve hava durumunu değiştirebilecek nitelikte.” diyor Lean. SDO, sadece morötesi dalga boylu ışığa karşı hassas olduğundan bu alet direk olarak Güneş’ten alınan enerjiyi hesaplayamayacak. Bu enerjiyi hesaplamak için tüm ışıkların tayfını çıkarmak gerekiyor. Ama SDO ve diğer araçlardan gelecek bilgiler bu konuya yeni bir bakış açısı getirebilir. Belki yeni tezatlıklar bile ortaya çıkabilir. SDO, Güneş’in en fazla değişkenlik gösterdiği uç morötesi (Extreme Ultraviolet – EUV) dalga boyunda Güneş’i gözleyecek. Uç morötesi dalga boylarındaki fotonlar, güneş yanığına neden olan morötesi dalga boyundaki fotonlara göre daha enerjik. Dünya atmosferi bu tip dalga boylarını emdiği için Güneş’in öldürücü bir etkisi yok. Uzayda ise EUV yayılımları tespit edilmesi en kolay ve değişkenliğin en kolay fark edilebildiği dalga boyları. “Eğer insan gözü EUV dalga boylarını görebilseydi hiç kimse Güneş’in değişken bir yıldız olduğundan kuşkusu kalmayacaktı.” diyor Boulder’deki Colorado Üniversitesi’nden Tom Woods. Güneş ışıması sırasında EUV yayılımı saniyede çok değişkenlik gösterebilir. (saniyede 100’ün katlarından 1000’in katlarına çıkabilir) EUV fotonlarının bu artışı Dünya’nın üst atmosferinde şişmeye neden olur ve alçak yörünge uyduları atmosferdeki şişmeden ötürü sürtünmeye maruz kalır. Aynı zamanda, EUV ışınımları atomları ve molekülleri de parçalayarak üst atmosferde iyonlardan oluşan ve radyo dalgalarını engelleyen bir tabaka yaratır. Judith Lean, EUV’nin, deniz seviyesinden 100 kilometre üstündeki atmosferden tüm doğayı etkilediğini söylüyor. Woods da onun bu görüşünü savunuyor: “EUV nerede, etkileşim orada.” Bu da neden Wood ve meslektaşlarının SDO’ya uç mor ötesi ışığa hassas Uç Morötesi Dalga Boyu Değişkenlik Cihazı (Extreme Ultraviolet Variability Experiment – EVE) adında bir alet yerleştirdiğini açıklıyor. EVE Güneş’i her an izleyecek ve şu ana kadarki en iyi zaman çözünürlüğünü (10 saniye) ve yüksek tayfsal çözünürlüğü (0.1 nm) verecek. Wood’a göre bu da önceki görevlere göre çok önemli bir gelişme. Aynı zamanda, EVE’den Güneş’in ne kadar hızlı değiştiğini, göstermesini bekliyorlar. Önümüzdeki 5 yıl boyunca Güneş Dinamikleri Gözlemevi, EVE, AIA, HMI adındaki cihazları kullanarak Güneş’i inceleyecek.  

SDO ve Değişken Güneş
Güneş Dinamikleri Gözlemevi’nin cihazları. Telif Hakkı: Casey Reed

İlgili Bağlantılar: SDO (Solar Dynamics Observatory (SDO) Uzay Aracı’nın  sitesi) Youtube (SDO videoları) Güneş Döngüsü 24 (Güneş Döngüsü 24 ve Maunder Minimum hakkında bilgi) Kaynak: Science@NASA

Güneş’in Yeni Lekeleri

NOAA (Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosferik Olaylar Dairesi – National Oceanic and Atmospheric Administration) numaralandırmadan önce bugünkü (06 Şubat 2010) Güneş resminde 2 tane leke göze çarpıyor. SOHO’dan (Solar and Heliospheric Observatory) alınan resimde bir çift leke Güneş’in kuzey yarım küresinde büyümeye başladığı görülüyor.

Güneş ve 3 lekesi. (Sağ taraftaki ‘Leke 1043’)

Telif Hakkı: SOHO / MDI

Bu çift ve ‘Leke 1043’ Dünya’dan görülen leke sayısını üçe çıkarmış bulunuyor. Bu olay en son 2008 yılının Mayıs ayında meydana gelmişti. Güneş yavaş yavaş, ‘Güneş Döngüsü 24’ ün minimum evresinden çıkarken, güneş teleskopu olan gözlemciler bu lekeleri sakın kaçırmasınlar.

İlgili Bağlantılar:

  • Güneş Gözlemi
  • Güneş Döngüsü 24

Yıldız-Oluşumu Partisi Sona Erdi

Evrenin her tarafında gökadalar, yıldız oluşumlarıyla pırıl pırıl parlamaktadırlar. Fakat yakın, küçük bir sarmal gökada için bu parti hemen hemen sona erdi. Gökbilimciler, neredeyse uyumuş olan NGC 2976’nın dış bölgelerindeki yıldız oluşumu faaliyetlerini fark ettiklerinde şaşkınlığa uğradılar çünkü milyonlarca yıl önce bu faaliyetler durmuştu. Ve parti, gökadanın iç bölgesinde bir araya toplanmış birkaç inatçı katılımcıyla sınırlı kaldı.

Yıldız - Oluşumu Partisi Sona Erdi
Telif Hakkı: NASA, ESA ve J. Dalcanton ve B. Williams (Washington Üniversitesi – Seattle)

Bilim insanlarının yaptığı açıklama, bir grup çok ağır gökadayla gerçekleşen büyük bir etkileşimin NGC 2976’daki yıldız oluşumlarını tetiklediğini söylüyor. Şimdi ise bu yıldız oluşumu sona eriyor. NASA’nın Hubble Uzay Teleskopu’ndan alınan görüntüler, gökadadaki yıldız oluşumunun, bir miktar gaz dışarı yayılırken ve geri kalan kısmı da merkezine doğru çökerken, sona ermeye başladığını gösteriyor. Yakıt için gerekli gaz tükenirken, gökadanın büyük bir kısmı da uykuya dalıyor. Gökbilimciler, gökadalar arasındaki çarpışmaların bir gökadanın çekirdeğine doğru ‘gaz tüneli’ oluşturabileceğini düşünüyorlar ve Hubble’ın gözlemlerinin bu olguya açıklık getirdiğini düşünüyorlar. Seattle’daki Washington Üniversitesi’nden, Araştırmalar için Gelişmiş Kamera ile Yakın Gökada Bilgi Hazinesi (ACS Nearby Galaxy Survey Treasury (ANGST) ) programının Hubble çalışmasını yöneten Benjamin Williams. “Gökadayı çok ilginç bir zamanında izliyoruz. 500 milyon yıl sonra parti bitmiş olacak.” diyor Williams.
NGC 2976 tipik bir sarmal gökada gibi görünmüyor. Yıldız oluşumlarının gerçekleştiği bir diske sahip, ancak açık bir sarmal şekli yok. Sahip olduğu gaz, merkezinde yoğunlaşmış, fakat yıldızların merkezî bir uzantısı yok. Gökada, Büyük Ayı (Ursa Major) Takımyıldızı’nın yaklaşık 12 milyon ışık yılı uzaklığındaki M81 gökadalar grubu kenarında bulunuyor. “Gökada esrarengiz bir görünüme sahip çünkü yaklaşık bir milyar yıl önce M81 grubuyla olan etkileşim, küçük sarmal bir yapının bulunduğu yerde, geri kalan gazı gökadanın merkezine doğru sıkıştırırken, gökadanın dış bölgelerinden bir miktar gazın yayılmasına yol açtı.” diyor Williams. Merkeze doğru ilerleyen gaz tsunamisi, görece kolsuz diskin içinde yaklaşık 500 milyon yıldır yıldız oluşumunu tetikliyor. Aynı zamanda, gökadanın dış bölgelerindeki yıldız oluşumu sona ermiştir çünkü gaz tükenmiştir. Şimdi, yeni yıldızlar hayata atılırken içteki diskte bulunan gazlar tükenmektedir ve yıldız-oluşum alanı merkezin çevresinde 5.000 ışık yılı genişliğindeki bir alana doğru daralmaktadır. “Bu süreç sırasında bir noktada, bu gökadanın iç bölgesindeki gaz yoğunluğu bugünkünden yaklaşık 5 kat daha yüksekti.” diye açıklıyor Washington Üniversitesi’nden ANGST ekibinin lideri Julianne Dalcanton. “Gaz olağanüstü bir hızla ortadan kaybolmuştu ve şimdi gökada sakinleşiyor gibi görünüyor.” diyor Dalcanton. Gökbilimciler, Hubble’ın keskin görüşü sayesinde bu yıldız oluşumu hikâyesindeki parçaları bir araya getirdi. Gökadanın Dünya’ya görece yakın uzaklığı, Hubble’ın Araştırmalar için Gelişmiş Kamerası’nın binlerce bağımsız yıldızın yüzlercesini analiz etmesine izin verdi. Bu yıldızları inceleyerek, gökbilimciler onların oluşumları hakkında bilgi veren renklerini ve parlaklıklarını belirledi. Gökbilimciler Hubble’ın sonuçlarını radyo teleskoplarıyla yapılan gözlemlerden oluşan ve gökada genelinde mevcut hidrojen dağılımını gösteren bir haritayla birleştirdi. Bu harita, New Mexico şehrindeki Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi’nin Çok Geniş Dizisi (National Radio Astronomy Observatory, Very Large Array) ile HI Yakın Gökada Araştırması’nın (The HI Nearby Galaxy Survey ) bir parçasıdır. Elde edilen verileri analiz ederek, Williams ve ekibi, gökadanın geniş alanını kapsayan yıldız oluşumu tarihini yeniden yapılandırdı. “Bu tip bir gözlem Hubble için benzersizdir. Eğer bağımsız yıldızları ayırt etmek zorunda kalmasaydık, bu gökadanın ‘tuhaf’ olduğunu bilebilirdik, fakat gökadanın içindeki yıldızsal doğum alanının merkeze doğru büzülmesine neden olan önemli bir gaz düzenlemesinin kanıtlarını ortaya çıkaramazdık.”  diyor Williams.

Gökbilimciler, aynı ‘gaz – tüneli’ mekanizmasının, daha büyük komşu gökadalarla etkileşim halinde olan diğer cüce gökadalarının merkez bölgelerindeki yıldız yağmurlarını tetikleyebileceğini tahmin ediyorlar. Williams; ayrıntılı olarak bu sürecin etkilerini araştırmanın, gökadalardaki bağımsız yıldızların evrimlerinin doğru bir resmini oluşturmak için onları incelemeye olanak sunduğunu da belirtti. Kaynak: ScienceDaily

Kuyrukluyıldızımsı Cisim

6 Ocak 2010’da keşfedilen garip kuyrukluyıldız benzeri nesne, iki asteroit arasındaki bir çarpışmanın ürünü olabilir. New Mexico şehrindeki Lincoln Yakın-Dünya Asteroid Araştıma Merkezi’nde (Lincoln Near-Earth Asteoid Research (LINEAR)) yapılan bir araştırmada asteroit kuşağındaki P/2010 A olarak adlandırılan ve normal bir asteroit gibi bir ışık lekesinin aksine bir kuyrukluyıldız gibi kuyruğa sahip, donuk görünen bir nesne belirlendi. Fakat kuyrukluyıldızlar normalde asteroit kuşağında bulunmazlar ve bu cismin yörüngesi de bir kuyrukluyıldızınkinden çok farklı. Asteroit Kuşağı Güneş Sistemi’nin oluşumundan arta kalan, büyük kayaların ilk çarpışmalarından kalanlar gibi yıkıntılardan oluşur.  Gökbilimciler bu cismi getirebilecek bir çarpışmaya daha önce tanık olmamışlardı.

Kuyrukluyıldızımsı Cisim

Kitt Peak, Arizona’da Dr. Robert McMillan tarafından çekilmiş bir P/2010D resmi. Telif Hakkı: Spacewatch/U of Arizona
1996’da keşfedilen kuyrukluyıldız P/1996 N2 gibi başka kuyrukluyıldız-asteroit melez tipinde nesneler görülmüştü; fakat gökbilimciler bu son tuhaf nesneyi yakından inceliyor ve Dünya’dan yaklaşık 250 milyon mil uzaklıkta uzayın derinliklerinde iki asteroitin arasındaki bu çarpışmanın en güzel açıklama olduğuna inanıyorlar. Eğer doğru düşünüyorlarsa, bunun büyük kütleli uzay kayaları arasında görülen ilk yüksek hızda çarpışma olduğu teyit edilecek. Sky And Telescope raporlarına göre kuyrukluyıldız uzmanları Hubble ve Spitzer uzay teleskoplarındaki bu garip gidişatı gözlemlemeyi umuyorlar. Henüz yeşil ışık yakılmamasına karşın, eğer bu gerçekleşecek olursa gözlem gelecek birkaç gün içerisinde yapılabilir.

İlgili Bağlantılar: A Strange “Comet” Among the Asteroids (Sky & Telescope’da yayınlanan bir makale) Kaynak: Universe Today

2010’da Vesta

Bugünlerde, akşamları geç saatlerde, ilkbaharın habercisi Aslan (Leo) Takım Yıldızı, gökyüzünün doğusundan yükselecek.  Aslan Takım Yıldızı’nda yer alan Orak (Sickle) yıldız kümesinin içinde (Aslan’nın başını oluşturan üç yıldız) ve çevresinde çok önemli bir asteroid gizleniyor: 4 Vesta. Vesta en büyük asteroid olmamasına rağmen, karşı konumda olduğu zamanlarda çok parlak olabiliyor. Onun eşsiz yüzeyi, asteroid kuşağındaki birçok üyesine göre daha açık renklere sahip.



2 Şubat 2010 tarihinde saat 23.00’da Stellarium programıyla Aslan Takımyıldızı ve Vesta’nın görünümü. 17 Şubat’ta Aslan Takımyıldızı’nın gama yıldızı Algeiba’nın yakınından geçecek olan Vesta, dürbünlü gözlemciler için çok iyi bir hedef.
2010'da Vesta

Vesta’nın İzleyeceği Yol.
Telif Hakkı: Sky & Telescope
Vesta, 6.1 kadir parlaklığında olduğu 17-18 Şubat akşamında karşı konumuna ulaşıyor (Bu tarih haritada gösterilen gerileme hareketinin orta noktasına denk gelir). Haritayı kullanarak, Vesta’nın hareketini kolayca takip edebilirsiniz. Vesta, 20 Aralık tarihinde Aslan Takım Yıldızı’nın iyice yükseldiği saat olan 23.00’da parlaklığı 7.4 kadirdi. 1 Ocak’ta ise 7.2 kadirdi. 1 Şubat’ta 6.4 kadir, 1 Mart’ta 6.8 kadir, 1 Mayıs’ta 7.3 kadir ve 1 Haziran’da tekrar 7.7 kadir parlaklığında olacaktır. Bu da dürbünle görülebileceği anlamına gelir. Dürbünle gözlem yaptığınızda günden güne, teleskopla ise saatten saate yer değiştirdiğini görebilirsiniz. O günlerde Vesta  kuzey-doğu yönünde iki saatten daha az bir süre içinde 1 açısal dakika hareket edecek. Kaynak: Sky & Telescope

Phoenix’in Yaşam Mücadelesi

18 Ocak’la birlikte, NASA’nın Mars yörüngesinde dolaşan Odyssey Uzay Aracı’nın, 2008 Kasım’da Mars’ın kutup bölgesindeki 5 aylık çalışmasını tamamlayan Mars yüzey aracı Phoenix’in yaydığı radyo dalgalarını, imkânsız gibi görünse de dinleyebileceği düşünülüyor.

Süper Dünya

Phoenix Uzay Aracının bulunduğu yer. Üstte ve ortada işaretli alanlar Phoenix’in ısı kalkanları. Alttaki alan ise uzay aracını gösteriyor. Telif Hakkı: NASA/JPL-Caltech/ Arizona Üniversitesi    
Güneş enerjili Mars yüzey aracı, Güneş ışınlarının mevsimsel düşüşü çalışmalarını engellemeden önce, 3 aylık ana görevinden 2 ay daha uzun bir süre boyunca çalıştı. O zamandan beri Phoenix’in bulunduğu bölge sonbahar, kış ve ilkbahar geçirdi. Yüzey aracının donanımı, Mars’ın kutuplarındaki aşırı sıcaklığa ve soğuğa karşı tasarlanmamıştı. Son derece kötü bir durumda olan Phoenix’in, bilgisayarındaki talimatları takip edebileceği düşünülüyor. Eğer güneş panelleri pozitif enerji dengesi kurabilecek kadar elektrik üretebilirse, Dünya’yla yeniden iletişime geçebilmek için Mars’ın yörüngesinde dolanan herhangi bir araca ulaşmayı periyodik olarak deneyecek. Her iletişim girişimi sırasında, araç dönüşümlü olarak her iki telsizini ve her iki antenini de kullanacak. Odyssey, bu ay üst üste 3 gün sürecek dinleme ile Şubat ve Mart’taki daha uzun iki dinleme boyunca, Phoenix’in çalışma alanının üstünden günde yaklaşık 10 kez geçecek. “Phoenix’in kurtulacağını sanmıyoruz, bu yüzden ondan sinyal almayı da ummuyoruz. Phoenix radyo dalgalarını iletiyorsa, Odyssey duyacaktır.” diyor NASA’nın Pasadena, Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuarı’nda çalışan Mars Keşif programında baş telekomünikasyon şefi Chad Edwards. ”Odyssey’le yararlı olabilecek temas girişimlerinde bulunmaya çalışacağız çünkü, Phoenix’ten herhangi bir sinyal alamazsak, aracın aktif olmadığından da emin olacağız.” diye sözlerine ekliyor Edwards. Ufkun üzerinde her gün yaklaşık 17 saat kalan Güneş ile birlikte Phoenix’in bulunduğu bölgedeki güneşli alan miktarı şu an, araçla son iletişimin kurulduğu 2 Kasım 2008 ile aynı. Dinleme girişimleri, aracın en yüksek enlemi dolayısıyla, Güneş tüm 1 Mars günü içinde ufkun üzerinde kalıncaya kadar sürecek. Daha sonraki Şubat ve Mart’taki denemeler süresince, Odyssey, Phoenix’in duyabileceği radyo dalgaları gönderecek. Eğer Odyssey, Phoenix’ten herhangi bir sinyal alırsa, Phoenix’e bilgi edinmek için kilitlenecek. Öncelikli görev Phoenix’in kaybetmediği yeteneklerinin ne olduğunu ve NASA’nın daha sonraki adımlar için karar alırken dikkate alacağı bilgileri tespit etmek. Kaynak: NASA

En Küçük İkinci Gezegen Bulundu

Gezegen avcıları, Dünya’nın sadece 4 katı ağırlığında (ki bu da onu ikinci en küçük Güneş-ötesi gezegen yapar) Güneş Sistemi dışında bir gezegen keşfetti.  Gökbilimciler, Havai’deki Keck Gözlemevi’ndeki 10 metrelik Keck I Teleskopu’nu kullanarak yaklaşık 4.15 Dünya kütlesindeki ‘HD156668b’yi buldular. Dünya’dan yaklaşık 80 ışık yılı uzaklıkta Herkül Yıldız Takımı’nda yer alan bu gezegen,  yıldızının etrafında dört günden fazla bir sürede dönüşünü tamamlıyor. Bu keşif,  genişleyen ‘Süper-Dünya’lar listesine de eklenmiştir.

A view of a canyon with the sun setting

AI-generated content may be incorrect.

Sanatçının gözünden yıldızının etrafında dönen ‘Süper Dünya’ Telif Hakkı: ESO/L. Calcada  
‘Bu oldukça önemli bir keşif’ diyen Berkeley- Kaliforniya Üniversitesi’nden Andrew Howard,  bu keşfin, çok daha küçük gezegenler bulabileceklerini gösterdiğini belirtti. Araştırmacılar, dairesel hız veya yalpalama yöntemini kullanarak, Keck Gözlemevi’nin Yüksek Çözünürlüklü Ölçekli Tayfçizer ile (High Resolution Echelle Spectrograph), bileşen dalga boylarındaki ışıkları topladılar ve renklerine ayırdılar. Gezegen yörüngesinde dolanırken yıldızın arka tarafına geldiğinde;  gezegenin yerçekimi, yıldızın tayfını kırmızı dalga boyuna doğru değiştiren bir kuvvet uyguladı. Gezegen yıldızın ön tarafına geçtiğinde ise, yıldıza diğer yöne doğru bir kuvvet uygular ve yıldızın tayfı maviye doğru değişti. Bu renk değişimleri gökbilimcilere gezegenin kütlesi ve yörüngesi hakkında bilgiler verdi. Yıldızların etrafında dönmekte olan neredeyse 400 gezegen de bu teknikle keşfedildi.  Ancak bu gezegenlerin büyük bir çoğunluğu büyük kütleli cisimlerdi. Gökbilimcilerin uzun bir süredir daha düşük kütleli gezegenler keşfetmek istediğini fakat bunun bir hayli zor olduğunu söyleyen Howard, bu yeni buluşun, sadece bir gezegen keşfi olmadığını, aynı zamanda gezegen ve gezegen sistemlerin nasıl oluştuğunu ve geliştiğini çözmelerini sağlayacağını belirtti. Gökbilimciler yüzlerce büyük kütleli gezegenin keşfi sayesinde gezegenlerin oluşumu ve evrimi hakkında bilgi sahibiler. Ancak, “Birçok önemli bilgi var, henüz biz bilmiyoruz. Bilmemiz gereken küçük kütleli gezegenlerin (‘Süper-Dünya’lar gibi) nasıl oluştuğu ve göç ettiğidir. ETA – Earth Araştırması’nın amacı (fikir babası Berkeley Kaliforniya Üniversitesi’nden Geoff Marcy) amacı bu ‘süper-Dünya’ları bulmak.” Howard, şimdiye kadar Dünya kütlesine yakın iki gezegenin bulunduğunu ve daha başka gezegenlerin de bulunacağını belirtti. Bu araştırmada çalışan diğer bilim insanları ise Yale Üniversitesi’nden Debra Fischer, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden John Johnson ve Penn Devlet Üniversitesi’nden Jason Wright. Bu keşif Washington’da düzenlenen 215.  Amerikan Astronomi Derneği’nin toplantısında duyuruldu. İlgili Bağlantılar: Keck Gözlemevi (Keşifin yapıldığı gözlemevi) Kaynak: Universe Today

WISE’ın İlk Görüntüsü

WISE (Geniş-Alan Kızılötesi Araştırma Kâşifi – Wide-Field Infrared Survey Explorer)  Uzay Aracının proje yöneticisi Bill Inace, 215. Amerikan Astronomi Derneği’nin toplantısında  ‘Pek çok açıdan, bir teleskobun en önemli anı ilk görüntüdür ve ‘WISE’ ulaştırdığı ilk görüntüyü sizlerle paylaşabilmekten dolayı çok mutluyuz’ dedi.

A person in a white suit working on a machine

AI-generated content may be incorrect.

WISE’dan alınan ilk görüntü. Telif Hakkı: NASA/JPL-Caltech/UCLA Bu fotoğraf, dolunaydan üç kat daha büyük bir alanı kaplamaktadır. Fotoğrafın sol üst tarafında bir yıldızlararası toz bulutu ve tam ortada parlak bir nesne olarak  yaşlı bir soğuk dev ‘V 482 Carina’ görülüyor. Bu görüntü WISE’ın standart 8.8 saniyelik bir pozlamasıyla alındı. Sonuçta, WISE 10 ay içinde, araçları soğuk tutan donmuş hidrojenin buharlaşıp yok olmasından önce, bütün gökyüzünü incelemek için milyonlarca görüntü elde edecek.
Bu poz, WISE’ın dört dalga boyu bandından 3 kızılötesi ışığı gösteriyor: sırasıyla 3.4, 4.6 ve 12 mikron karşılığına gelen mavi, yeşil ve kırmızı. WISE, asteroid, çökmüş yıldızlar, güçlü gökadalar, ve ışık yayamayacak kadar soğuk ya da Proxima Centauri’den Dünya’ya daha yakın olma potansiyeline sahip kahverengi cüceler gibi milyonlarca saklı nesneyi araştıracak. Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Irace ve David Leisawitz yaklaşık bir ay içinde bilim ekibinin, ilk araştırmadan alınan görüntüleri yayınlayacağını söyledi. Uzun bir süredir, Dünya’daki astronomi topluluklarının bunu beklediğini, tüm verilere 2011 Nisan ayından itibaren 2012 Mart ayına kadar herkesin ulaşabileceğini söyledi. Ayrıca bu verilerle her bir nesnenin görüntüsünü kapsayan bir atlas oluştuğunu da belirtti. Leisawitz, muhteşem ve şaşırtıcı WISE’ın COBE uzay aracındaki kızılötesi aygıtlardan yüz kat daha iyi açısal çözünürlük sağlandığını söyledi. Bu görüntünün kesinlikle bir mühendislik ürünü olduğunu açıklayan Irace, aldıkları 6 görüntüden, içlerinde en güzel olanın bu olduğunu söyledi. Bu görüntüyü alırken belirli bir noktaya odaklanmadıklarını, ve bu hızda böyle bir görüntü alabileceklerini hiç düşünmediklerini, bundan dolayı da rastgele bir görüntü elde ettiklerini söyledi. Bilim ekibi, uzay aracının 10 aylık ana misyonu takip eden 3 ay daha faliyet göstereceğine inandıklarını ve devam etmek için de NASA’ya ödenek sağlamaları konusunda önerge sundular. Kaynak: Universe Today

Güneş Tutulması

15 Ocak 2010 Cumartesi günü bir Güneş tutulması gerçekleşecek. Ay’ın gölgesi, Çad ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nden başlayıp 4 saat içince Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Uganda, Kenya, Somali, Hint Okyanusu ve Maldiv Adaları’nın bir bölümü, Sri Lanka ve Hindistan’ın güney ucu, Bengal Körfezi, Bangladeş, Myanmar’ı ve son olarak Çin’i geçerek Sarı Deniz’e ulaşacak. Gölgenin geçtiği yerlerde halkalı Güneş tutulması gözlenebilecek.
Güneş Tutulması

31 Mayıs 2003’te gerçekleşen parçalı Güneş tutulmasının görünüşü. 15 Ocak’taki tutulma sırasında da buna benzer bir görüntü ortaya çıkacak. Fotoğraf: Tunç Tezel
Halkalı Güneş tutulması sırasında Ay, sözü geçen yerlerden bakıldığında Güneş’in tam önünden geçecek. Ancak 15 Ocak’ta Ay’ın görünen büyüklüğü Güneş’ten daha küçük olacağından, tutulmanın ortasında Güneş, Ay’ın çevresinde ışıklı bir halka biçiminde görünecek. 15 Ocak’taki güneş tutulması sırasında Ay, elips şeksindeki yörüngesi üzerinde Dünya’ya en uzak konumunda bulunacağı için olabildiğince küçük görünecek. Aynı zamanda Dünya’nın da yörüngesi üzerinde Güneş’e en yakın konumundan 3 Ocak günü geçmiş olması nedeniyle ortalamadan %1.5 büyük görünüyor. Bu nedenle halkalı tutulma en büyük evresinden geçeceği Hint Okyanusu’nda 11 dakika 8 saniye sürecek. Hatta, 23 Aralık 3043’e tarihine kadarki en uzun halkalı Güneş tutulması olacak. Ayrıca Afrika’nın batı ucu dışında tamamı, güneydoğu Avrupa ve Asya’da bu Güneş tutulmasının parçalı evreleri görülebilecek.

Güneş Tutulması

15 Ocak 2010 halkalı Güneş tutulmasının izlenebileceği yerler.   Parçalı Güneş tutulması, yaklaşık 07:30 – 09:00 saatleri arasında Türkiye’den de gözlenebilecek. İzmit-Antalya hattının batısında Güneş doğarken tutulma başlamış olacak. Bu Güneş tutulması sırasında Ay, Türkiye’de gözlem yapılan yere göre saat 08:10 – 08:30 gibi, Güneş’in %12’si ile 20’si kadarını kapatmış olacak. Tutulmanın oranı Güney Ege ve Batı Akdeniz’de %20’ye kadar ulaşırken, Doğu Karadeniz’de %12’lerde kalacak. ———————————-
Dikkat: Bu Güneş tutulması, kesinlikle Güneş’in zararlı ışınlarını geçirmeyen bir Güneş filtresi kullanılarak gözlenmelidir. Doğarken ve batarken bile Güneş’e uzun süre bakmak göz sağlığı için tehlikelidir. Güneş’e uzun süre bakmak, acı hissi uyandırmaksızın kalıcı göz hasarı, hatta körlüğe yol açar.
———————————- Bundan sonraki ilk tutulma 11 Temmuz 2010 Pazar günü güney Pasifik Okyanusu’nda gözlenebilecek tam Güneş tutulması. Bu tutulma Türkiye’den görülemeyecek. Bundan sonra ülkemizden görülebilecek ilk Güneş tutulması ise 4 Ocak 2011 Salı günü gerçekleşecek parçalı tutulma olacak.

Güneş Lekesi 1039

Güneş Lekesi 1039, amatör gözlemcilere çok güzel bir gösteri sunuyor. 31 Aralık 2009 tarihinde çekilen bu fotoğraf Güneş Lekesi 1039’un ne kadar etkin olduğunu gözler önüne seriyor. Çekilen görüntüde siyah lekelerin etrafındaki manyetik akılar rahatça görülebilir.  
2009 yılının bıraktığı Güneş etkinliğini 2010 yılının da sürdürüleceği düşünülüyor. Aralık ayının 22 günü ‘lekeli’ geçti. Eğer tahminler doğruysa Şubat 2011’a kadar ‘lekesiz’ bir gün olmayacak demektir. Son iki yıl boyunca Güneş lekeleri konusunda fazla bir şey öğrenemedik ama bundan sonra bir çok şey öğrenmeye başlayabiliriz. 

Güneş Lekeli Gün Sayısı

Uzay Havası Tahmin Merkezi’nin (Space Weather Prediction Center) ve NOAA’nın (Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosferik Olaylar Dairesi – National Oceanic and Atmospheric Administration) çizdiği grafik. Not: Leke için Güneş’e çıplak gözle bakmak çok tehlikeli.  Sakın denemeyin. Bunun için sitemizde hergün sağ tarafta yayınlanan Güneş fotoğraflarına bakabilirsiniz. Kaynak: Space Weather