Apollo programı sırasında Ay’a inen Ay Gezinti Modülü (Lunar Excursion Module)’nü kontrol eden bilgisayar sadece 4 KB RAM’e ve 74 KB sabit sürücüye sahipti. Astronotların giydiği uzay giysisi ise alüminyum folyonun sadece 2 katı kalınlıktaydı.
Apollo 12 astronotu Alan Bean Ay’da, 1969. Telif Hakkı: Charles Conrad, Apollo 12, NASA
Apollo için bu teknoloji yeterliydi ama 2020 yılında Ay’a insan göndermeyi planlayan NASA donanımını geliştirmek zorunda.
Astronotlar, Ay yüzeyinde aylarca kalıp, keşfetme işini biraz daha ileri götürmek istedikleri için bazı yeniliklerin yapılması gerekiyor: Yardımcı robotlar, kamyon büyüklüğündeki Ay araçları, şişirilebilir yaşam alanları gibi. NASA’nın Keşfetme Teknolojisini Geliştirme Programı (Exploration Technology Development Program – ETDP) yöneticisi Frank Peri şöyle diyor: “Eğer Ay yüzeyinde uzun süre kalacaksak Ay şartlarına dayanıklı araçlar geliştirmek zorundayız.” Apollo döneminde robot yardımcılar sadece bilim kurgu dünyasında gerçekti. Eğer astronotlar ağır bir aleti taşımak isteselerdi, bunu kendilerinin yapması gerekirdi. Eğer bir krateri incelemek isterlerse, ilk gözlem için bir robot gönderemiyorlardı. ETDP yarı otomatik robotlar tasarlayarak astronotlara yardım etmeyi planlıyor. Örümceğe benzer, 6 bacaklı ATHLETE adı verilen robot, ağır yükler için astronotlara yardım edecek. “Bir nevi kamyon, eşyaları koyuyorsunuz, istediğiniz yere götürüyorsunuz.” diyor Frank Peri. NASA Jet Motorları Geliştirme Laboratuarı (Jet Propulsion Laboratory) tarafından yapılan prototipin her bacağında tekerlek var. Böylece kaldırılacak eşyanın altına girebilir ve istenilen yere götürebilir. Üstelik bir ya da birden fazla bacağın yerine matkap gibi yararlı aletler de takılabiliyor. ATHLETE
ATHLETE, ETDP tarafından geliştirilen daha küçük robotlarla birlikte, astronotların sesleri ve jestleri hakkında bilgi toplayabilecek kadar merkezi işlem birimine sahip olacak. Aynı zamanda uzaktan kontrol de edilebilecek. Ama 4 KB RAM bu iş için yeterli değil. Astronotlar Ay yüzeyinde gezinti yapmak istediklerinde eski Apollo aracından daha iyi bir araca ihtiyaçları olacak. “Eğer bir videoda astronotların Ay yüzeyinde Apollo aracıyla gittiğini görmüşseniz muhtemelen yolculuğun ne kadar zor olduğunu tahmin etmişsinizdir.” diye yorumluyor Peri. Eğer bu araç bir bebek arabasına benzetilirse, yeni araç bir arazi aracı olacaktır. Araç, uzun gezintilerde astronotların uyuyabilmesi bir yere sahip olacak ve kabarcık biçimindeki pencereden astronotların Ay yüzeyine inmeden araştırma yapabilmelerini sağlayacak. Dışarı çıkılmak istenildiğinde ise uzay giysileri direk kabine bağlı olduğu için giymek çok kolay olacaktır. Ayrıca bu yeni uzay giysileri, Ay tozuna Apollo’da kullanılanlardan çok daha dayanıklı. Peri’nin bu konu hakkındaki düşüncesi şöyle: “Apollo elbiseleri üç gün içinde değersiz birer çöp oluyordu. Ama bu yeni giysiler sert koşullarda aylarca ve hatta yıllarca dayanabilecek.”
Astronotlar, üsse geri döndüklerinde, hava, su, yiyecek ve zararlı radyasyondan korunmak için kalkanlara sahip bir eve ihtiyaçları olacak. Apollo aracının ince tabakası astronotları yeterince uzun süre koruyamıyordu. Ayrıca gelecekte, görevlerini tamamlamak için, daha büyük enerji sistemleri, yaşam destek üniteleri, yaşanacak ve çalışacak yerlere ihtiyaç duyulacak.
EDTP, şişirilebilir yaşam alanı ve onu Ay yüzeyinden koruyacak teknikler üzerine çalışıyor. İçerdekileri radyasyondan iyi koruyabilmesi için alanın etrafının regolit ile kaplanması düşünülüyor.
Aslında tüm bu planlanan donanımı başka bir hedef için de düşünüyorlar: MARS
Ocak 2004’te NASA, Spirit ve Opportunity adında ikiz robotları Mars’a göndermişti. İkizler, 3 aylık görevleri sırasında su ve olası yaşamı araştırdı. Ama bu dinamik ikili, aradan 5 yıl geçmesine rağmen araştırma işini başarıyla ilerleterek Mars’ı keşfetmeye başladı. Opportunity Uzay Aracı Telif Hakkı: NASA/APOD Mars Araştırmaları Araç Görevi (Mars Exploration Rover Mission) baş araştırmacısı Steve Squyres şöyle diyor: “Spirit ve Opportunity, bize yeni bir alanın gelişmesinde yardımcı oldular: Robotik Alan Bilimi (Robotic Field Science). Onlar bize mühendis ve bilimadamlarından oluşan bir takımın uzak bir gezegendeki robot araçların yürütülmesi için nasıl organize olmaları gerektiğini öğrettiler.
5 yılda araçlardan alınan bilgiler, geçmişte Mars’ın su anki kadar kuru ve soğuk olmadığını gösteriyor. Yani bir zamanlar, Mars’ta bir yaşam formu oluşmuş olabilir. Mars Keşfetme Görevi (Mars Exploration Mission) takım üyeleri, milyarlarca kilometre uzaklıktaki araçların manevraları sırasında oluşabilecek tehlikeleri öğrenmiş bulunuyorlar. “Şu ana kadar kum tepelerini ve taşları nasıl aşacağımızı ve en önemlisi onlardan nasıl kaçınmamız gerektiğini öğrendik. 5 yılımızı yeni ve daha gelişmiş haritalar çizerek ve görevler için yazılım yazarak harcadık. Bütün bunlar, gelecekte uzaya gönderilecek araçlara yardımcı olacak.” diyor Squyres. İkizlerin çalışmaya devam edeceğini düşünen umutlu planlamacılar, gelecek görevleri planlamaya başladılar bile. Ama gene de onlar da uzay araçlarının onları yarı yolda bırakabileceğini biliyorlar. Zaten iki robotta da hasar var. 2006 yılında Spirit, tekerini sıkıştırdıktan sonra sadece arkaya doğru gidebilirken Opportunity de bir elektrik kablosunun kopması yüzünden robot kolunu kısıtlı bir şekilde kullanabiliyor. İkizlere planlanan program şu: Squyres’e göre ‘şanslı araç’ Opportunity şu anda bulunduğu Endeavor Krateri’nin (20 km çapında, 100 lerce metre derinliğinde) dipine inmeye çalışacak. “5 yıllık yaşlı aracımızı şu ana kadar ilerlediği mesafe kadar daha yürütmek zorundayız. Dipe varmamız yaklaşık 2 yılımızı alacak. (Normal bir günde Opportunity 100 metre ilerleyebiliyor) Kraterde ne kadar derine inilirse Mars’ın tarihi hakkında o kadar çok şey öğrenilir” diyor Squyres. Opportunity’nin tekerlek izleri Telif Hakkı: NASA Baş araştırmacı vekili Ray Arvidson bu konuya çok özen gösteriyor: “Endeavor çok ilgi çekici bir hedef. Çünkü, Endeavor Krateri, Opportunity’nin ulaşmış olduğu diğer kraterlerden farklı yapıda taş tiplerine sahip. Kayalar, milyarlarca yıl önce Mars’ın yüzeyinde asit göllerinin olduğunun kanıtı.” “Spirit bizim için yürütmesi zor bir araç. Bulunduğu yerde fazla rüzgar olmadığı için güneş panellerinin üstündeki toz kalkmıyor ve araç Güneş’ten çok fazla yararlanamıyor. Ayrıca Spirit’in arazisindeki taşlar ve gevşek kum, Spirit’i çok zorluyor. Tabi ki her şeyden önce Spirit’i arka arka sürmek zorundayız.” diyor Squyres. “Ama Spirit’in indiği arazinin ufak bir bölgesinde çok büyük bir jeolojik çeşitlilik var.”
Spirit, 250 metre mesafedeki ‘Von Braun’ adındaki düz bir kayaya doğru yavaş yavaş yol alıyor. Ama bu yolculuk bir kaç ay sürecek. Sonrasında ise 30 metre çapındaki volkanik bir kratere ulaşmaya çalışacak. (Bu tip bir yerde hidrotermal aktivite olabileceği düşünülüyor) “Spirit, su yüklü bir volkanik patlamadan çıkan kayayı inceleyebilecek donanıma sahip. Bu tür arazilerde yaşam oluşmuş olabilir.” “Spirit’in kışı geçirdiği ‘Home Plate’ adındaki düzlük, erozyona uğramış bir yapı olduğundan orada bulunan jeolojik katmanları görebileceğiz. ‘Von Braun’ ve komşusu ‘Goddard’ yapılarının da aynı yapıda olduğuna inanıyoruz” Mars Araştırma Takımı, robotların sorunlara rağmen bütün bu hedeflere ulaşacağını düşünüyor. Kaynak: science.nasa.gov
NASA ve Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri test pilotları yaklaşık 25 ton ağırlıktaki bir ‘sahte’ roket hızlandırıcısını Arizona Çölü’ne düşürdüler ve parçalara ayrılmadan önce onu durdurdular.
28 Şubat 2009 tarihindeki Ares Süper Paraşütünün test aşaması
Telif Hakkı: NASA
Tüm bunlar NASA’nın Ay’a dönüş planının bir parçasıydı.
“NASA’nın yeni Ares Ay roketi, her bir görevden sonra tamir edilebilecek bir yenilenebilir hızlandırıcı rokete sahip olacak.” diyor Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nden James Burnom. “Roket yere düşüp parçalanmadan önce roketi yakalamak için bizim süper güvenilir bir paraşüt sistemine ihtiyacımız var.”
Testin başlangıcı Telif Hakkı: NASA
Dryden Uçuş Araştırmaları Merkezi’nden Kaptan pilot Frank Batteas, NASA önderliğindeki gruba süper paraşütü 28 şubatta test ederlerken yardım etti ve olayı şöyle özetledi:
“Biz yaklaşık 7.5 km yükseklikte 325 km/s hızla giderken şu ana kadar taşınmış en ağır savaş başlıklarından biri olan ve 25 tonluk hızlandırıcı roketi temsil eden C-17 ‘yi düşürdük. Böyle bir testin başarılı olması için bir sürü şeyin doğru yapılması gerekir. Aralarında NASA, Hava Kuvvetleri, ordu, Boeing’in de bulunduğu grup olayları uçağın içinden ve dışından planladı ve uyguladı.”
Burnom’un yorumlaması ise şöyleydi: “Burada sadece planma önemli değil, aynı zamanda uçak pilotunun yeteneği ve tecrübesi de çok önemlidir. Hava Kuvvetleri bize çok iyi ellerde olduğumuzu gösterdi. Battea, C-17 için ilk test pilotlarından biriydi ve kendisi uçurduğu uçağın 3000 saatlik uçuş süresinin 1000 saatinde pilot kabinindeydi. Bu yüzden uçağı çok iyi biliyor. Bu olağanüstü destek için Hava Kuvvetleri’ni tebrik ediyoruz. Artık uçaklar ya da pilotlar için endişelenmemize gerek yok.”
Testin bitiş anı Telif Hakkı: NASA
Paraşüt sistemi 3 kısımdan oluşuyor: Asıl paraşütü çıkartan ufak bir paraşüt, asıl paraşüt ve 3 ana paraşüt. Bütün bu paraşütler teste tabi tutuluyor.
Asıl işi, Ares I’in atılmış hızlandırıcı roketini yavaşlatmak ve denize inene kadar görev yapan 3 ana paraşüt açılmadan önce roketi dikey olarak yönlendirmek olan asıl paraşütün çapı 20 metre.
Asıl paraşüt 25 tonluk ağır yükünü yeteri kadar yavaşlatarak testi geçti.
“Çelik füzede, ağırlığın doğru ayarlanması için delikler açıldı.” diyor Edwars Hava Kuvvetleri Üssü, California’da bulunan Hava Kuvvetleri Uçuş Test Merkezi’nde görevli C-17 görev sistemleri mühendisi Franz Ravelo. “Bu füzeyi gelecek 35, 38.5, 42.5 ve 45 tonluk Ares testlerinde kullanmak için yeniden hazırlayacağız.”
28 şubat günü hiç bir sorun olmadan füze atıldı.
“Testin yapılması planlanan günde, 7.5 km yükseklikte, rüzgarın 130 km/s hızla esmesi nedeniyle ufak bir kayma oldu.” diyor Batteas.
Sözlerini Batteas şöyle sonlandırıyor: “Dev gibi bir yükün Dünya’ya düşerken içinden çıkan paraşütlerin onu yavaşlatması gerçekten çok tatmin edici. Her testte gelecek testlerin güvenilirliği için yeni şeyler öğreniyoruz. Ve bu da bizi Ay’a daha da yakınlaştırıyor.”
Avrupa Uzay Ajansı yörüngedeki uydu sayısının fazlalığı ve uzay atıklarının artması nedeniyle, gelecekte olası çarpışmaların engellenmesi ve başka herhangi bir sorunun meydana gelmemesi için bunların gözlemlenerek kontrol altında tutulduğu yeni bir “uzay temizliği” programı oluşturdu.
64 milyon $ lık bu program, uzaydaki yaklaşık 13.000 uydu ve insan yapımı nesneyi kayıt altında tutarak, yerdeki biliminsanlarının bu nesneler hakkında sahip oldukları verilerin çoğaltılmasını amaçlamaktadır.Program ocakta başlatıldı.10 şubatta meydana gelen 2 uydunun çarpışması sonucu oluşan uzay artıkları yörüngedeki varlıklarıyla önümüzdeki 10.000 yıl boyunca diğer uyduları tehdit eder durumdalar.Avrupa Uzay Ajansı Uzay Enkazı uzmanı Keufler ise şöyle bir açıklamada bulundu: “Son kaza bize şunu gösterdi ki, gelecekteki olası kazaları engelleyebilmek için daha çok veriye ihtiyacımız var.”
Çarpışma Sibirya’nın 800km kadar yukarısında gerçekleşti. Biri Rusya tarafından askeri iletişim için kullanılan fakat artk etkinliğini tamamlamış bir uydu diğeri ise Amerikan yapımı çalışır durumdaki bir iridium uydusuydu.
Programdaki önemli bir nokta ise bu programda NASA ve Roscosmos(Rusya Federal Uzay Ajansı) dahil değişik ülkelere ait bir çok uzay ajanslarının birlikte yer alıyor olması.Keufler programın içeriğini şu şekilde özetliyor.”Uluslararası standartlarda kurulması planlanan bu sistem enkazın tanımlanmasını, izlenmesini ve eğer gerekliyse olası bir çarpışmayı önlemek için enkazın taşınmasını gerektirmektedir.”Amerikan ve Rus yetkilileri ise ticari girişimlere ait uyduların yörüngede enkazlar arasında rastgele bir hızda bulunmalarından ötürü kendilerini suçlu görmeleri gerektiğini düşünüyorlar.
Henüz hiçkimse çarpışmanın ne kadar büyük çapta bir enkaz yarattığı konusunda bir fikre sahip değil.Rus Askeri Uzay Kuvvetleri Başkanı Alexander Yakushin’e göre ise çarpışma enkazı, dünya yörüngesinde 500-1300 km lik bir alana yayılmış durumda.
Uzay enkazı uzmanları önümüzdeki haftalarda olası çarpışmaları engellemek için Viyana’da yapılacak olan bir seminerde bir araya gelecekler. (Avrupa Uzay Ajansı, 5. Avrupa Konferansı, Uzay Enkazı)
“Uzayda daha fazla bilgiye sahip olmalıyız” diyen Keufler açıklamalarına şu şekilde devam ediyor:”Uzay enkazı hakkında elde bulunan bugünkü ölçüler yeterli değil.Uzmanların uyarılarına rağmen NASA ‘da Avrupa Uzay Ajansı’da gerçekleşen çarpışmayı tahmin edebilirlerdi.Uzay enkazıyla ilgili bu sorun benzersiz bir özellik göstermekte.Bu nedenle de birlikte çalışmalıyız.Bu sorunu çözmek istiyorsak güçlerimizi birleştirmeli ve birlikte hareket etmeliyiz.”
Bu yıl içinde Avrupalı ajanslar uzaya geniş kapsamlı bir araştırma için 2 yeni teleskop göndermeyi planlıyor.
NASA’nın Kepler görevi, Kepler Uzay Aracının TSİ 6 Mart 5:49’da Florida’daki Cape Canaveral Hava Kuvvetleri Üssü’nden uzaya fırlatılmasıyla başarıyla başladı. Kepler uzay aracı, yüzeyinde, yaşam için gerekli olduğu düşünülen sıvı su bulunan Dünya benzeri gezegen bulmak için tasarlandı.
Kepler Uzay Aracı’nı taşıyan Delta II roketi kalkarken
Telif Hakkı: NASA/ Jack Pfaller
“Çok başarılı bir fırlatma oldu.” diyor Kepler proje müdürü James Fanson. “Takımımız insan yarışına katkı sağladığı için çok heyecanlı. Kepler, Dünya’nın tek olup olmadığını araştıracak.”
Mühendisler, Kepler’den, 3. kademe roketinden ayrıldıktan ve Güneş merkezli yörüngesine girdikten sonra, TSİ cuma 19:11’de sinyal aldı. Uzay aracı, güneş panellerinden enerji üretecek.
“Kepler, gezegen araştırmasında, şu anda 100000’den fazla yıldızı araştırmak için en iyi konumda” diyor NASA’nın Moffett Field, California’da bulunan Ames Araştırma Merkezi’ nden görevin bilimsel araştırmacısı William Borucki. “Herkes rüyamızın gerçeğe dönüşmesinden oldukça heyecanlı. Eğer başka dünyalar varsa bunu öğrenmek üzereyiz.”
Bir sanatçının gözünden belirsiz bir yıldız etrafında dolanan Dünya benzeri gezegen
Telif Hakkı: Dana Berry/NASA
Mühendisler, 60 gün sürecek olan “görevlendirme” (comissioning) adı verilen kontrollere başladı. Bir ay ya da biraz daha az bir süre içinde, NASA araştırmalar için komutlar gönderecek. Kepler’in kamerasının kalibre edilmesinden sonra gezegen araştırmaları başlayacak.
Kepler’in araştıracağı ilk gezegenler, yıldızlarına çok yakın bir yörünge izleyen gaz devleri olan “Sıcak Jüpiterler” olacak. NASA’nın Hubble ve Spitzer Uzay Teleskopları, bu tip gezegenleri araştıracak ve atmosferleri hakkında bilgi toplamaya çalışacak. Neptün boyutlu gezegenler daha sonra araştırılacak. Daha sonra da Dünya boyutlu kayalık gezegenler araştırılacak. Dünya şartlarına yakın bir gezegenin keşfedilmesi 3 yıl sürecek ve yer teleskopları da buna yardımcı olacak.
“Bizimki gibi başka Dünyalar var mı? Acaba yalnız mıyız?” NASA’nın Kepler uzay aracı, bu eski sorunun cevabını aramak için benzeri görülmemiş bir yolculuğa çıkmak üzere. Kepler uzay aracının, Türkiye saati ile 6 Mart 5:48’te, Florida’daki Cape Canaveral Hava Kuvvetleri Üssü’nden uzaya fırlatılması planlandı. Bu görev, Dünya benzeri gezegenleri (Güneş benzeri bir yıldızın etrafında dönen kayalık ve yüzeyinde su bulunacak kadar ılık gezegen) bulmak için yapılan ilk görev bu olacak. Bir sanatçının gözünden belirsiz bir yıldız etrafında dolanan Dünya benzeri gezegen Telif Hakkı: Dana Berry/NASA
Kepler, yaşamı boyunca, periyodik olarak yıldızın önünden geçen gezegenleri, belli aralıklarla izleyecek. Bu durum astronomlara gezegenlerin varlığını kanıtlayacak. Teorik olarak, Dünya büyüklüğünde üzerinde yaşanılabilir bir gezegen, yıldızı etrafında bir dönüşünü yaklaşık bir yılda tamamlayacağı için Kepler, en az 3 yıl boyunca yıldızları, gezegenin varlığını kanıtlamak için inceleyecek. Dünya üzerindeki teleskoplar ve NASA’nın Hubble ve Spitzer Uzay Teleskopları, daha büyük gezegen çalışmaların sürdürülebilmesi için Kepler’e yardım edecek. “Kepler, diğer yıldızların etrafında ne tür gezegenler olduğunu anlamamızda çok kritik bir değere sahip.” diyor San Francisco Devlet Üniversitesi’nden Güneş Sistemi dışı gezegen avcısı Debra Fischer. “En son teknolojinin yardımıyla Spitzer Uzay Aracı ile büyük ve gaz Güneş Sistemi dışı gezegenleri hemen araştırılmalı. Ve toparlanmış istatistiklere göre bir gün, Dünya gibi bir gezegen, başka bir yıldızın etrafında dönüyorken bulunacak.” Daha fazla bilgi için: http://www.nasa.gov/kepler Kaynak:science.nasa.gov
Arka bahçenizde yaşayan bir dinozor bulduğunuzu hayal edin. Gökbilimciler, gökadalararası arka bahçemizde astronomik açıdan tarih öncesi yaşama denk gelen ve 10 milyar yıldır bir arada bulunan küçük, antik bir grup gökada keşfetti. Bu ‘geç çiçek açan’ grup, büyük bir eliptik gökada inşa etme yolunda. Hickson Kompakt Grup 31, Kanadalı gökbilimci Paul Hickson tarafından oluşturulan 100 gökada grubundan bir tanesi. Telif Hakkı: NASA,ESA, S. Gallagher (Batı Ontario Üniversitesi), J. English (Manitoba Üniversitesi), Görüntü no. STScI-PRC10-08a Cüce gökadalar arasındaki bu tip karşılaşmalar normalde milyarlarca yıl uzaklıkta görülür bu yüzden milyarlarca yıl önce meydana gelmişlerdir. Fakat bu gökadalar, Hickson Kompakt Grup 31 üyeleri, göreceli daha yakın (yaklaşık 166 milyon ışık yılı uzaklıkta).
Bu gökadaların NASA’nın Hubble Uzay Teleskopu ile alınan yeni görüntüleri, evrenin gelişme evrelerinde (büyük gökadaların daha küçük yapı taşlarından oluştuğu zaman) yaygın olarak nelerin olduğunu gözler önüne seriyor. Hubble gözlemleri bu dörtlü arasındaki hikâyeye, gökbilimcilerin bu karşılaşmanın ne zaman başladığını ve gelecekte ne zaman birleşme olacağını tahmin etmelerine olanak sağlayan önemli bir ipucu ekliyor. Gökbilimciler bu sistemden bir süredir haberdarlar çünkü birkaç küresel kümenin içindeki en yaşlı yıldızlar 13 milyar yıl yaşındalar. Bu karşılama bile birkaç 100 milyon yıldır devam ediyor, bu da kozmik tarihte bir göz kırpmasında geçen süre kadar kısa. Gökbilimciler bu birleşik gökada grubunda nereye baksalar bir ‘bebek’ yıldız kümesi ya da yeni yıldız oluşumu bulmaktadırlar. Hubble, bu parlak yıldız kümelerinin, en az 100.000 yıldızın bulunduğu bu ağır grupların, 10 milyondan daha az bir süredir var olduğunu ortaya çıkardı. Yeni yıldızların oluştuğu bu sistemin tamamı hidrojen gazı yönünden zengin. Gökbilimciler, Hubble’ın Araştırmalar için Gelişmiş Kamera’sını (Advanced Camera for Surveys) yıldız kümelerinin yaşlarını hesaplamada yararlanılan en genç ve en parlak yıldız kümelerindeki yıldız-oluşum tarihini ortaya çıkarmak ve gökadaların, son aşamalarına gelip gelmediklerini belirlemek için kullandı. Hickson Kompakt Grup 31’in bu karma görüntüleri dört gökadanın birbirine karışmış üzere olduğunu gösteriyor. Ortadaki parlak biçimsiz nesne aslında çarpışan iki cüce gökada. Mavimsi yıldız kümesi, gökadalardan çekilen yıkıntıların arasında, esas çarpışmanın olduğu bölgede oluşmuş. Eş gökadanın üzerinde yer alan puro şeklindeki nesne, grubun bir diğer üyesi. Yıldız kümelerinin bir köprüsü üçlü yapıya bağlı. Sağ tarafta aşağıda, parlak yıldız kümelerinin bir uzantısı da grubun dördüncü üyesinde sonlanıyor. Merkezdeki parlak yıldız ise daha ön plandadır. Bu görüntü, Hubble Uzay Teleskopu’nun Araştırmalar için Gelişmiş Kamera, NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu (Spitzer Space Telescope) ve Gökada Oluşumu Kâşifi (Galaxy Evolution Explorer – GALEX) tarafından alınan görüntülerin birleştirilmesi ile oluşturuldu. Kaynak: NASA
NASA’ya ait Dawn uzay aracı geçen gece Mars’ın sadece 550 km yakınından geçerek Kızıl Gezegen’in yakından fotoğraflarını çekti. Uzay aracının Mars’a yaklaşması önceden planlanmıştı. Bu sayede gezegenin kütleçekiminden yararlanan araç astereoid kuşağına doğru yol alacak. Uzay aracının 2011’de Vesta ve Ceres’i yakından incelemesi bekleniyor Görev yöneticileri Mars’ın yakın resimlerinin ise 24 Şubat’ta Dünya’ya ulaşacağını bildiriyorlar.
Otomobiller benzin, yıldızlar yakıt tüketir ve gökadalar karadelikler içine çöker. Bunlar olurken, evren ve içindeki her şey yavaş yavaş tükenir. Fakat bu tükeniş nasıl olur? Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden araştırmacılar, evrenin daha önce düşünülenden 30 kat daha fazla tükendiğini buldular.
Avustralya Ulusal üniversitesi’nin Astronomi ve Astrofizik Araştırma Okulu’ndan doktora öğrencisi Chas Egan ve Dr Charley Lineweaver evrenin entropisini hesapladı. Bilim insanları, entropiyi bir makinenin ne kadar verimli olduğunu ya da bir miktar yakıttan ne kadar iş yapılabileceği ya da bir sistemin nasıl tükendiğini ve bozulduğunu bulmak için hesaplarlar. Karadeliklerin boyutu ve sayısından oluşan verileri kullanarak evrenin daha önce tahmin edilenden 30 kat daha çok entropi içerdiğini buldular.
“Biz, gözlemlenebilir evrenin entropisine olan tüm katkıları dikkate aldık: yıldızlar, yıldız ışığı, kozmik mikrodalga arkaplan. Hatta karanlık maddenin entropi tahminini bile yaptık. Fakat bu, evrenin entropisini yöneten süper kütleli karadeliklerin entropisi. Bu süper kütleli karadeliklerin boyut ve sayılarından oluşan verileri kullandığımızda, evrenin entropisinin daha önce hesaplanandan yaklaşık 30 kat daha büyük olduğunu bulduk.” diyor Mr. Egan
“Yaygın düşüncenin aksine, çevremizde gördüğümüz tüm karmaşık yapıların (gökadalar, yıldızlar, fırtınalar ve kangurular) varlığı, evrenin entropisi ve bozulmasının artmasında belirgin bir etkiye sahip. Ancak dürüst olmak gerekirse, onların katkıları, süper kütleli karadeliklerle karşılaştırıldığında göz ardı edilecek düzeydedir.” diye ekliyor Dr Lineweaver.
Araştırmacıların sonuçları, karasal ve Dünya-dışı yaşam için önemli etkilere sahip. “Evren, düşük bir entropi halindeyken oluşmaya başladı ve termodinamiğin ikinci yasası uyarınca, entropi o andan beri artmakta. Bu önemli çünkü evrende yaşam (karasal yaşam da dahil) için elde edilebilir enerji miktarı, evrendeki entropiye bağlı. Evrenin herhangi bir yerinde yaşam için ne kadar enerjinin elde edilebilir olduğunu ve nerede bulunduğunu bilmek isterdik. Bu süreçteki ilk adım evrenin entropisini belirlemektir. Bu da bizim yaptığımız şey.” diyor Mr Egan.
Dr Lineweaver, araştırmada sıradaki adımın, maksimum entropiye ne kadar yakın olduğumuzu, şu anki süreçte ne kadar entropinin bulunduğunu ve evren ile tüm hayatın kaçınılmaz ısı-ölümle sona ermesinden önce ne kadar zamanımızın kaldığını tespit etmek olduğunu söyledi.
Geçtiğimiz onyıllarda astronomlar, çok geniş galaksilerin merkezlerine gizlenmiş çok iri karadeliklerin varlığını keşfettiler ve astronomi dünyası yeni bir soruyla karşı karşıya kaldı.Klasik tavuk yumurta sorusu gibi acaba hangisi daha önce oluştu?”Karadelikler mi, Galaksiler mi?”
Amerikan Astronomi Derneği toplantısında yapılan yeni açıklamalarda tahminler kara deliklerin daha önce oluştuğu yönünde.Chriss Carilli(Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi) önderliğindeki bir uluslararası astronomi takımı Amerika, İspanya ve Fransa’da radyo teleskopunu kullanarak aşırı uzaklıklarda bulunan 4 radyo dalgası yayan ve merkezlerinde güçlü bir aktiviteye sahip karadelikler bulunan galaksiler üzerinde çalışıyorlar.Bu galaksilerin Büyük Patlama’dan yaklaşık olarak 1 milyar yıl sonra oluştukları düşünülüyor.
Radyo dalgaboylarının gözlemlenmesiyle astronomi takımı, her galaksiyle gaz bulutunun ışınsal hızını ölçebildiler.Bu hızlar galaksinin merkezinde bulunan gaz bulutunun uzaklığının toplam kütlesini ortaya koyuyor.Hızlı hareket eden gazdan gelen tayfsal çizgideki kırmızı mavi değişimler tek başına merkezdeki karadeliğin toplam kütlesini söyleyebilir.
Carilli ve iş arkadaşları bu 4 galaksinin her birinin şişkinliğinin karadelikten sadece 30 kat daha fazla kütleye sahip olduğunu buldular.Bu 4 duruma göre kara deliğin kütlesinin 20, 30 kat daha geniş olması yakın evrendeki bu ilişkiyi tahmin edilebilir kılıyor.Carilli’nin söylemiyle “kara delikler önce geldi ve her nasıl olduysa da galaksiler etrafında oluşup gelişti.”
Ayrıca Carilli bu sonuçların daha ileri gözlemlerle, şu an hala inşaat halinde olan daha büyük radyo araçlarıyla yapılacak çalışmalarla doğrulanmaya ihtiyacı olduğuna işaret ediyor ve şunları ekliyor:”Bizim çalışmamız bu ilişkinin orjinal halini anlatamıyor.Neticede evrendeki bu sistemi anlamak evren daha çok gençken ilk yıldızların ve galaksilerin nasıl oluştuğunu bilmemiz gerekiyor.”