Şartlar ne olursa olsun, insanlığın geleceği için Dünya harici bir yerlerde sürdürülebilir insan yaşamı oluşturmak hayati bir önem arz etmektedir çünkü hepimiz Dünya’nın sonsuza kadar dayanamayacağını biliyoruz. Dünya’daki yaşamı onlarca tehdit içinden hangisinin sona erdireceğini tam olarak bilemiyoruz ancak gelecekte hayatın tamamen yok olacağını kesin olarak biliyoruz.
Aylarda ya da gezegenlerde koloniler kurmak insan yaşamını sürdürmenin bir yolu olabilir ancak bunu başarabilmek oldukça zor. Yakında Mars’a ayak basacağız ancak oradaki insan yaşamı fikrinin ne kadar başarılı olacağını bilemiyoruz. Mars’tan bahsettiğimizde birçok ”Eğer” diye başlayan korkutucu cümleler önümüze seriliveriyor.
Elimizde kalan tek seçenek ise ”uzay yerleşimleri.” Uzayda gezegenlerde ve aylarda olduğundan daha fazla alan olduğunu düşünürsek bu seçenek kulağa mantıklı gelebilir. Ayrıca uzay yerleşimleri uzun zamandır düşünürlerin, yazarların ve bilim adamlarının kafa yorduğu bir şey.
Gerar K. O’Neil, muhtemelen uzay yerleşimleri denilince akla gelen en ünlü düşünürdür. Kendisi 1977 yılında ”The High: Frontier: Human Colonies in Space” adında ufuk açıcı bir kitap yayımladı. Şu anda ”O’Neill Silindiri” olarak isimlendirilen şey bizzat O’Neill sayesinde ilgi odağı oldu.
”O’Neill Silindiri”

O’Neill Silindiri uzay yerleşiminin temellerini atmış durumda. Bu silindir zıt yönde hareket eden iki silindirden oluşmakta ve bu silindirlerden biri diğerinin içinde bulunmakta. Zıt yöndeki hareketler kararlılık ve yer çekimi sağlamakta. Böyle bir durumda atmosfer kontrol edilebilir olmakta ve yaşam için gerekli olan enerji, Güneş’ten ya da füzyon metodundan sağlanabilmektedir.

”McKendree Silindiri”
O’Neiil’in ortaya atmış olduğu fikrin ardından başka insanlar tarafından da farklı fikirler ortaya atıldı. Bu fikirler arasından dikkat çeken bir tanesi Mckendree Silindiri’dir. Bu silindir, O’Neill Silindiri’ne göre çok daha büyüktür. Karbon fulleren borucukları sayesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin yüzey alanından daha fazla bir alana sahiptir. Silindir, NASA mühendislerinden Tom McKendree tarafından tasarlanmış olup 2000 yılında NASA’da yapılan ”Turning Goals into Reality Conference”(Hedefleri Gerçeğe Dönüştürme Konferansı’nda) tanıtılmıştır.
Bernal Küresi ve Stanford Tor’u gibi projelerin de içinde bulunduğu birçok devasa ve yüksek teknoloji içeren uzay yerleşimi fikirleri de ortaya atılmıştır. Tüm bu tasarımlar mühendislerin ve teknoloji uzmanlarının klasik tasarımlarıdır. Yüksek teknoloji, birçok demir ve makine içeren tasarımlar gibi. Bu tasarımları yapan bilim adamları ve mühendisler haricinde uzayda insan yaşamının olabileceğini düşünen başka kişiler de vardı.
Bunlardan biri de Carl Sagan’dı ve Carl’ın uzaydaki insan yaşamı fikri oldukça farklıydı.
Çok Çılgınca Ancak Gerçekten İşe Yarayabilir
Uzay yerleşimi ile ilgili en çılgınca fikir Carl Sagan’ın 1985’te yazmış olduğu ”Comet”(Kuyruklu Yıldız) kitabı olmalı. Sagan, insanların Güneş Sistemi etrafında yol alan kuyruklu yıldızlara gidebileceğini ve hatta oralarda koloniler kurabileceği fikrini ortaya atmıştır. Sagan’ın hayalindeki zaman dilimindeki tüm gelişmiş teknolojiler kullanılarak – ki şu anda bu teknolojik gelişmelerin hiçbiri gerçekleşmedi. – kuyruklu yıldızlar insanlığın kurtuluşu haline getirilebilir. Carl’ın hayalindeki dünya, yüksek mühendislik ile donatılmış teknolojiye sahip ışıl ışıl yerleşim yerlerinden, yani insanların uzay yerleşimi denilince aklına gelen yerlerden, tamamen farklı.
Sagan’ın uzay yerleşimi hakkındaki düşüncesi en şaşırtıcı ve belki de en kasvetli fikir durumunda. Kuyruklu yıldızlarda yaşamak şok edici ve hatta belki de mantıksız gelebilir ancak Sagan bu fikrinin ardında mantıklı bir düşünce olduğunu söylüyor.
Unutmayın ki Sagan bunu yazdığında süper güçler arasındaki termonükleer savaş hala ”olası” idi ve Carl Sagan gibi düşünürler olası bir tehlikenin kokusunu almışlardı. Bir felaketin yakında gerçekleşeceği hissi ”kuyruklu yıldız – uzay yerleşim yerleri” fikrinin ortaya çıkmasına yardımcı olmuş olabilir. Bu his olmasa bile zaten Carl yenilikçi bir düşünürdü.
Sagan’ın kuyruklu yıldızları uzay yerleşimi olarak kullanma fikrinin arkasında şu düşünce var: Eğer Dünya’nın yörüngesinden geçen yaklaşık yüz bin kuyruklu yıldız ve Oort Bulutsusu’nda da yaklaşık yüz trilyon kuyruklu yıldız varsa, tüm bu yıldızların yüzey alanlarını birleştirdiğimizde ortalama yüz milyon Dünya boyutunda bir yer ortaya çıkar. Gelişmiş teknoloji sayesinde, Sagan bu kuyruklu yıldızların kontrol alına alınıp üzerlerine koloniler kurulduktan sonra insanların isteğine göre yörüngelere yollanabileceği fikrini ortaya atıyor.
Kuyruklu yıldızlar mineraller, su buzu ve biyolojik bileşimler bakımından zengindir, ya da en azından geçmişte öyle olduğu düşünülüyordu. Bu da demek oluyor ki üretim için ham madde, su içmek ve oksijen üretmek için su, biyomühendislik için biyolojik bileşenler ve hatta uzay araçları benzini için ham madde bile bu yıldızlarda bulunmakta. Kuyruklu yıldızlara güç üretebilecek füzyon reaktörü kurulursa, kuyruklu yıldızların her biri Güneş Sistemi içinde elverişli depo durumuna gelir.

Yenilikçi bir düşünür olan fizikçi Freeman Dyson, Sagan’ın kuyruklu yıldız fikrine katkıda bulundu. ”Comet” kitabında Sagan, Dyson’ın genetik mühendisliği hakkında ortaya atmış olduğu fikri de anlatmakta. Bu fikre göre, bir gün, kuyruklu yıldızlarda büyüyebilen ve bazı ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek yaşam formları geliştirme imkanına sahip olmalıyız. Dyson, kuyruklu bir yıldızda büyüyebilen ve organik kimyasallar bakımından zengin olan bir kar kütlesinin içine yerleştirilen ve genetiğiyle oynanan devasa bir ağaçtan bahsetmekte. Böylece ağaç bize taze oksijen üretebilecek.
İnsanların uzayda seyahat etmesi, kuyruklu yıldızlarda yaşaması, genetiğiyle oynanmış devasa ağaçlar ve füzyon güç santralleri şu an için inanılması oldukça zor şeyler ancak şunu unutmamalıyız ki şu anda değerini bilmediğimiz bazı şeylerin geçmişte, düşüncesi bile komikti. Bu fikrin altında yatan bazı düşünceler oldukça hayal mahsülü olsa da -tıpkı devasa ağaç gibi- gerçekten uygulanabilir bir fikrin tohumlarının atıldığını da söylemeliyiz. İnsanların kuyruklu yıldızlar arasında gidip gelmesi, onları kendi amacımıza hizmet etmeleri için yeniden düzenlememiz ve onlardan mineral ve yakıt gibi ham maddeler çıkarmamız gibi.
Kuyruklu yıldızları gerçekten yaşanılabilir alanlara dönüştürebilmemiz şu an mütereddit görünebilir. Hatta yukarıda bahsettiğimiz fikirlerin bilimden çok bilim kurgu olduğunu da kabul etmeliyiz ancak gelecek henüz gerçekleşmedi. Yeterince zaman olduğunu varsayarsak, düşünebildiğimiz her şeyin bir gün gerçekleşmesi olası.
Kaynak: universetoday
Yazan: Burkay Kuru