gokyuzu.org

Gama Işını Yayan Yıldız

NASA’ya ait uzay araçları kuvvetli gama ışınları yayan Dünya’dan 30.000 ışık yılı (1 ıy= 10 trilyon km) uzaklıktaki bir yıldızı izliyor. Yıldızın yaptığı parlamalardan bazıları Güneş’in yirmi yılda yaydığı enerjiden  de fazla enerji gönderebiliyor.

NASA’nın ‘Swift’ ve ‘Fermi’ uzay aracı, Dünya’dan 30000 ışık yılı uzaklıktaki ve güçlü gama ışımaları yapan bir nötron yıldızını izliyor.

“Bazı zamanlarda, bu dikkati çeken nesne, 20 dakika gibi kısa bir süre içinde yüzden fazla ışıma yaparak patlıyor” diyor Pennsylvania Üniversitesi’nde ‘Swift’in araştırmalarını yöneten Loredana Vetere. “En yoğun ışımalar, Güneş’in yirmi yılda yaydığı enerjiden daha fazla.”

SGR J1550-5418 diye bilinen yıldız Cetvel (Norma) Takımyıldızı’nın güney kısmında yer alıyor. Patlamalar 3 Ekim 2008’de başladı, biraz ara verdikten sonra 22 Ocak’ta devam etti.

Gökbilimciler bu cismi “Yumuşak Gama Işını Yenileyicisi (Soft-gama-ray repeater)” tanımına uyan 6. cisim olarak sınıflandırdı. 2004 yılında bir “Yumuşak Gama Işını Yenileyicisi”nden gelen yoğun bir ışıma Dünya’nın üst atmosferini 50000 ışık yılı uzaklıktan iyonlaştırdı.

Sanatçının gözünden ışıma yapan bir yıldız

Telif Hakkı: NASA/Goddard Uzay Uçuş Merkezi Kavramsal Görüntü Laboratuarı 

“Swift” aracı üzerindeki X-ışını teleskopundan alınan bilgiler kullanılarak, Colombia Üniversitesi’nden Jules Halpern bir yumuşak gama ışın yenileyicisinden beri ilk “ışık yansıması (light echoes)” buldu. Son ışımaların başlangıcında elde edilen görüntüler, kaynağın etrafında oluşan ışık halkalarını genişletenin ne olduğu gösterdi. X-ışınları ile toz bulutları etkileşirken çeşitli halkalar oluşuyor.

Swift uzay aracından X- ışını teleskopu yardımıyla çekilmiş bir  SGR J1550-5418 fotoğrafı. Çevresinde halkalar görünüyor.             (Telif Hakkı: NASA/Swift/Jules Halpern, Columbia Üniv.)

Araştırmacılar ışınların kaynağının ise dönen nötron yıldızı olduğunu düşünüyor.  Sadece 12 mil (yaklaşık 19 km) genişlikte olmasına rağmen, bir nötron yıldızı Güneş’ten daha fazla kütle içerir. Bu bahsedilen nötron yıldızının ise bir magnetar – çok yoğun manyetik alana sahip nötron yıldızı – olduğu düşünülüyor.

Popüler bir teoriye göre ışımaların nedeni magnetarın dış kabuğunda meydana gelen “yıldız sarsıntıları (starquakes)”. Bir magnetarın muazzam manyetik alanı değiştikçe, manyetik alan, kabuğu korkunç manyetik kuvvetlerle zorlar ve genellikle de kırar. Kabuk kırıldıkça yıldız deprem dalgası gibi sismik dalgalarla sallanır ve gama ışınları yayar.

Hiç kimse detaylardan emin değil; çünkü aktif yıldızları anlamak için daha yapılacak çok iş var.

2008 yılının haziran ayında fırlatılan NASA’nın Fermi Gama-Işını Uzay Teleskopu (Fermi Gamma-ray Space Telescope) bu iş için ideal. “Fermi’nin gama ışınlarını izleme tertibatı, bize bu tip olayların yapısını çözmek için magnetarların nasıl enerji saldığını anlamamızda yardım edecek.” diyor Huntsville, Ala’da bulunan NASA’nın Marshall Uzay Uçuş Merkezi’nden Chryssa Kouveliotou. Cisim, Fermi’nin gama ışınlarını izleme tertibatı 22 Ocak’tan beri 95’ten fazla ışıma kaydetti.

NASA’nın “Wind” uydusu ve Japonya Suzaku görevi ve Avrupa Uzay Ajansı’nın ortak “Integral” uydusu da SGR J1550-5418’den gelen ışınları fark etti.     

Kaynak: science.nasa.gov

Evren Düşünüldüğünden 30 Kat Daha Fazla Tükeniyor

Otomobiller benzin, yıldızlar yakıt tüketir ve gökadalar karadelikler içine çöker. Bunlar olurken, evren ve içindeki her şey yavaş yavaş tükenir. Fakat bu tükeniş nasıl olur? Avustralya Ulusal Üniversitesi’nden araştırmacılar, evrenin daha önce düşünülenden 30 kat daha fazla tükendiğini buldular.

Avustralya Ulusal üniversitesi’nin Astronomi ve Astrofizik Araştırma Okulu’ndan doktora öğrencisi Chas Egan ve Dr Charley Lineweaver evrenin entropisini hesapladı. Bilim insanları, entropiyi bir makinenin ne kadar verimli olduğunu ya da bir miktar yakıttan ne kadar iş yapılabileceği ya da bir sistemin nasıl tükendiğini ve bozulduğunu bulmak için hesaplarlar. Karadeliklerin boyutu ve sayısından oluşan verileri kullanarak evrenin daha önce tahmin edilenden 30 kat daha çok entropi içerdiğini buldular.

“Biz, gözlemlenebilir evrenin entropisine olan tüm katkıları dikkate aldık: yıldızlar, yıldız ışığı, kozmik mikrodalga arkaplan. Hatta karanlık maddenin entropi tahminini bile yaptık. Fakat bu, evrenin entropisini yöneten süper kütleli karadeliklerin entropisi. Bu süper kütleli karadeliklerin boyut ve sayılarından oluşan verileri kullandığımızda, evrenin entropisinin daha önce hesaplanandan yaklaşık 30 kat daha büyük olduğunu bulduk.” diyor Mr. Egan

“Yaygın  düşüncenin aksine, çevremizde gördüğümüz tüm karmaşık yapıların (gökadalar, yıldızlar, fırtınalar ve kangurular) varlığı, evrenin entropisi ve bozulmasının artmasında belirgin bir etkiye sahip. Ancak dürüst olmak gerekirse, onların katkıları, süper kütleli karadeliklerle karşılaştırıldığında göz ardı edilecek düzeydedir.” diye ekliyor Dr Lineweaver.

Araştırmacıların sonuçları, karasal ve Dünya-dışı yaşam için önemli etkilere sahip. “Evren, düşük bir entropi halindeyken oluşmaya başladı ve termodinamiğin ikinci yasası uyarınca, entropi o andan beri artmakta. Bu önemli çünkü evrende yaşam (karasal yaşam da dahil) için elde edilebilir enerji miktarı, evrendeki entropiye bağlı. Evrenin herhangi bir yerinde yaşam için ne kadar enerjinin elde edilebilir olduğunu ve nerede bulunduğunu bilmek isterdik. Bu süreçteki ilk adım evrenin entropisini belirlemektir. Bu da bizim yaptığımız şey.” diyor Mr Egan.

Dr Lineweaver, araştırmada sıradaki adımın, maksimum entropiye ne kadar yakın olduğumuzu, şu anki süreçte ne kadar entropinin bulunduğunu ve evren ile tüm hayatın kaçınılmaz ısı-ölümle sona ermesinden önce ne kadar zamanımızın kaldığını tespit etmek olduğunu söyledi.

Kaynak: ScienceDaily

Astronot Sacco Konuğumuz Oldu

22 Ocak 2009 tarihindeki büyük etkinliğimizde konuğumuz NASA Astronotu Prof. Albert Sacco idi. Bu etkinliği bizler gibi birçok kişi nefeslerini tutarak bekliyordu. Yaklaşık 110 kişinin katıldığı konuşmada Prof. Sacco, uzay maceralarını esprili bir dille anlatırken izleyiciler olarak keyifli vakit geçirdik.

1995 yılında Columbia ile yörüngeye çıkan NASA STS-73 Mürettebatından, Kargo Uzmanı olarak görev yapan Prof. Sacco, bizlere yörüngede geçirdiği 16 gün boyunca yaptığı deneyleri ve başından geçen ilginç olayları anlattı. Uzaya çıkmadan önce kendisine uygulanan sıkı çalışmalardan da bahseden Prof. Sacconun konuşması yaklaşık 1 saat sürdü. Sacco, sunumunda ayrıca yörüngeden çektiği, Türkiye ve Dünya’nın değişik bölgelerinin yer aldığı fotoğraflarını da paylaştı. Daha sonra, sunumu ilgiyle takip eden seyircilerden gelen birbirinden ilginç sorularla konuşma tamamlandı.

ODTÜ AAT olarak, 2009 Dünya Astronomi Yılı’nda böylesine büyük bir etkinliği gerçekleştirmiş olmanın gururyla, başta Prof. Albert Sacco’ya ve daha sonra tüm katılımcılara teşekkürlerimizi sunarız.

Önce Karadelikler Ardından Galaksiler

Geçtiğimiz onyıllarda astronomlar, çok geniş galaksilerin merkezlerine gizlenmiş çok iri karadeliklerin varlığını keşfettiler ve astronomi dünyası yeni bir soruyla karşı karşıya kaldı.Klasik tavuk yumurta sorusu gibi acaba hangisi daha önce oluştu?”Karadelikler mi, Galaksiler mi?”

Amerikan Astronomi Derneği toplantısında yapılan yeni açıklamalarda tahminler kara deliklerin daha önce oluştuğu yönünde.Chriss Carilli(Ulusal Radyo Astronomi Gözlemevi) önderliğindeki bir uluslararası astronomi takımı Amerika, İspanya ve Fransa’da radyo teleskopunu kullanarak aşırı uzaklıklarda bulunan 4 radyo dalgası yayan ve merkezlerinde güçlü bir aktiviteye sahip karadelikler bulunan galaksiler üzerinde çalışıyorlar.Bu galaksilerin Büyük Patlama’dan  yaklaşık olarak 1 milyar yıl sonra oluştukları düşünülüyor.

Radyo dalgaboylarının gözlemlenmesiyle astronomi takımı, her galaksiyle gaz bulutunun ışınsal hızını ölçebildiler.Bu hızlar galaksinin merkezinde bulunan gaz bulutunun uzaklığının toplam kütlesini ortaya koyuyor.Hızlı hareket eden gazdan gelen tayfsal çizgideki kırmızı mavi değişimler tek başına merkezdeki karadeliğin toplam kütlesini söyleyebilir.

Carilli ve iş arkadaşları bu 4 galaksinin her birinin şişkinliğinin karadelikten sadece 30 kat daha fazla kütleye sahip olduğunu buldular.Bu 4 duruma göre kara deliğin kütlesinin 20, 30 kat daha geniş olması yakın evrendeki bu ilişkiyi tahmin edilebilir kılıyor.Carilli’nin söylemiyle “kara delikler önce geldi ve her nasıl olduysa da galaksiler etrafında oluşup gelişti.”

Ayrıca Carilli bu sonuçların daha ileri gözlemlerle, şu an hala inşaat halinde olan daha büyük radyo araçlarıyla yapılacak çalışmalarla doğrulanmaya ihtiyacı olduğuna işaret ediyor ve şunları ekliyor:”Bizim çalışmamız bu ilişkinin orjinal halini anlatamıyor.Neticede evrendeki bu sistemi anlamak evren daha çok gençken ilk yıldızların ve galaksilerin nasıl oluştuğunu bilmemiz gerekiyor.”

Yerberi Ay’ı

Yerberi Ay’ı

Fotoğraf: Eric Ingmudson

Bilindiği gibi 2008 yılının Aralık ayındaki dolunay yerberi(perige) Ayı idi. Bu dolunay 2008 ‘deki diğer dolunaylardan %14 daha büyük ve %30 daha parlaktı. Bu cumartesi gecesi (10 ocak) yerberi Ayı tekrar ortaya çıkıyor.

Yerberi olayı 400 yıl önce Johannes Kepler tarafından açıklanmıştı. Yörüngesi elips olan Ay, bazen Dünya’ya 50000 km daha fazla yaklaşıyor ve bu zamanlarda bu ismi alıyor. Yerberi dolunayları ise yılda 1 veya 2 defa oluyor.

Eğer Aralık 2008’deki dolunayı kaçırdıysanız, cumartesi gecesi Yerberi Ay’ına bakmayı unutmayın.

Kaynak: science.nasa.gov

Venüs’teki Su Nereye Gitti?

9 Kasım 2005’te Venüs’ün yörüngesine fırlatılan Venus Express, geçtiğimiz sene, Venüs’ün karanlık yüzünde gerçekleşen, atmosfer tabakasındaki kaybı saptamıştı. Son olarak, Venüs’ün atmosferinin Güneş’e bakan tarafından meydana gelen kayıplar da saptandı. Son bulgularla birlikte bilimadamları Venüs’te bir zamanlar Dünya’daki kadar bol bulunan suyun esrarengiz kaybı ile ilgili sır perdesini aralamaya başladılar.

Venus Express

Venus Express’in yüklü parçacıkları tesbit eden modülü MAG (magnetometer instrument), Venüs’ün Güneş’e bakan yüzünden azımsanmayacak miktarlarda hidrojen kaçtığını saptadı. Bu olay, daha önceden de olabileceği tahmin edilmekle birlikte, Venüs etrafında yüksek derecede eliptik bir yörünge izleyrek kutuplardan geçen Venus Express sayedinde ilk defa gözlenmiş oldu.

Güneş Sistemi’nin oluşumu sırasında yaklaşık aynı zamanlarda ve aynı büyüklükte oluştuğu tahmin edilen Venüs ve Dünya, kimyasal içerik bakımından da benzerlikler taşıması beklenilen gezegenlerdir. Fakat bilindiği gibi Venüs üzerindeki su miktarıyla Dünya üzerindeki su miktarı arasında çok büyük fark vardır. Dünya’da yaşamı oluşturan su, bugün Venüs’tekinin 100000 katıdır. Su miktarlarındaki bu büyük farklılıkla birlikte, bilim adamları Venüs’ün güne bakan yüzünden saniyede 2×1024 hidrojen çekirdeğinin kaçtığını tesbit ettiler.

Geçen yıl Venüs’ün karanlık yüzünden bu miktarın yaklaşık 2 katı kadar hidrojen çekirdeğinin kaçtığı gözlenmişti. Tüm bu kaçışların hidrojen çekirdeği şeklinde olması sonucunda bilimadamları, suyun Venüs’ün atmosferinde sürekli parçalanıyor olabileceği ihtimalini düşünmeye başladılar.

Venüs’ün Dünya’nınki gibi bir manyetik alana sahip olmaması, onu Güneş rüzgarları karşısında korumasız bırakır. Güneş rüzgarları atmosferin üst katmanlarına çarparak, buradan parçacık koparır. Gezegen bilimcileri, 4,5 milyar yıl önce oluşan Venüs’ün bu şekilde su kaybederek günümüzdeki haline geldiğini düşünüyorlar.

Hidrojen çekirdeklerinin kaçışının aynı zamanda su moleküllerinin kaçtığını göstermesi için, hidrojen miktarının yarısı kadar oksijenin (su 2 hidrojen ve 1 oksijenden oluştuğu için) de Venüs’ten kaçtığının gözlenmesi gerekiyor. Fakat şu ana kadar yapılan araştırmalar atmosferden oksijen kaçışına dair kesin bir bulgu göstermedi. Bu durumda kaçan hidrojenin sudan değil de direk olarak Venüs’ün atmosferinin üst katmanındaki fazla hidrojenden kaynaklandığı görüşü açığa çıkıyor. Bu görüş de bu kez Venüs’ün üst katmanlarındaki fazla hidrojenin nereden geldiği sorusunu akıllara getiriyor.

Güzellik tanrıçası Venüs, her hâlükârda esrarengizliğini korumaya devam ediyor…

Kaynak: Avrupa Uzay Ajansı (ESA)

NASA Astronotu Sacco Konuğumuz

1995 yılında STS-73 uçuşuyla Columbia uzay aracıyla uzaya gitmiş NASA astronotlarından Albert SACCO, Dünya Astronomi Yılı 2009 etkinlikleri dahilinde 22 Ocak 2009 günü bizlerle birlikte olacak. Uzaya gitmenin nasıl bir duygu olduğunu ve tecrübelerini bizlere vereceği seminerle aktaracak. Daha sonra da kendisiyle sohbet şansımız olacak.

Saat 15:00 de ODTÜ Kültür Kongre Merkezi D salonunda bizlerle birlike olacak olan Albert Sacco’ya göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ederiz. Salonumuzda boş yer kalmamıştır.

TAD İstanbul Toplantısı’nın Ardından

Türk Astronomi Derneği tarafından Sabancı Üniversitesi’nde düzenlenen ve Türkiye’nin birçok üniversitesinden gelen amatör astronomi topluluklarının katıldığı toplantıda topluluklar birbirlerini tanıdı ve Dünya Astronomi Yılı (DAY 2009) kapsamında yapacakları etkinliklerden bahsetti.

ODTÜ AAT olarak biz de, topluluğumuzda bugüne kadar yapılan etkinliklerden bahsettik ve DAY 2009 kapsamında yapmayı planladığımız ve kesinleşen etkinliklerimizi tanıttık.

Toplantıda ayrıca 2009 yılında eş zamanlı olarak yapılabilecek etkinliklerin listesi çıkarıldı. Böylece aynı etkinlik günlerinde Türkiye’nin birçok bölgesinde astronomi toplulukları aynı anda yapacağı etkinlikler sayesinde DAY 2009’un önemini vurgulayacak ve halkı astronomi konusunda bilgilendirecek. ODTÜ AAT de, bugüne kadar yaptığı etkinlikleri bundan böyle diğer topluluklara da duyurarak bu yoldaki iletişimde önemli katkılar sağlamayı planlıyor.

Toplantı, topluluklar arası yakınlaşma açısından da büyük önem taşıdı. AAT olarak katılan tüm topluluklara teşekkür ediyoruz.

Uzaklardaki Sıcak Jüpiter

Sıcak Jüpiter HD189733b ‘nin bir betimlemesİ

ESA / NASA / M. Kornmesser / STScI

Jüpiter boyutlarındaki bu sıcak gezegen HD189733b Güneş Sistemi Ötesi gezegenler arasında en ilgi çekenlerden biri. Aslında 2005 yılında keşfedimiş olmasına rağmen gezegen hakkında yeni haberler var.

 Gezegenin yıldızına uzaklığı yaklaşık olarak 5 milyon km. Bu fazla yakınlık ise gezegen ile yıldızının birbirlerinden ayırt edilebilmesini olanaksız kılıyor. Ama astronomlar bu ayrımı gerçekleştirebilmek ve yıldız ile gezegeni ayrı ayrı gözlemleyebilmek için bir sistem geliştirdiler.İlk önce gezegen ile yıldızın birlikte spektrumlarını kaydettiler; daha sonra ise yıldız tek başınayken gezegen tekrar görüntüye girdi ve bu şekilde birinden diğerine çıkarım yapılarak en sonunda da gezegenin spektrumu ortaya çıkarılmış oldu.

Bir diğer haber ise; bu haftalarda iki astronomi takımı Hubble ve Spitzer Uzay İstasyonları’ndan alınan kızılötesi spektrumlar doğrultusunda gezegende suyun var olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu söylediler. Bu yeni haber bilinen 300’ün üzerindeki Güneş Sistemi Ötesi gezegenleri inceleyen herkes için büyük önem taşıyor; çünkü yaşanılabilir bir gezegenin varlığına bir adım daha yaklaşılmış oldu.Tabi bu yeni gezegeni “yaşanılabilir” olarak nitelemek tam da doğru olmaz; çünkü gezegenin yüzey sıcaklığı  1.400°C ‘ye yakın.

Her hâlükârda; gezegenin yapısında suyun varlığını hayal etmek o  kadar da zor değil. Şaşırtıcı olanı ise burada karbondioksitten izler bulunmuş olması. Güneş Sistemi Ötesi gezegenler uzmanı Sara Seager ise bu konuyu şöyle yorumluyor: “Karbondioksitin bulunuşu oldukça şaşırtıcı. Çünkü; eğer gezegen üzerindeki tüm gazlar kimyasal bir dengede olsaydı burada karbondioksit bulunamazdı. Biz bunun fotokimyadan kaynaklandığını düşünüyoruz. Yıldızın ultraviyole ışınlarının molekülleri parçalaması sonucu başka yapılarda moleküller oluşmuş olmalı.”

Gökbilimciler gezegenin oluşumu hakkında ise şöyle bir yargıda bulunuyorlar. Jüpiter büyüklüğünde böyle bir gezegenin yıldızına yakın bir yerde oluşmuş olamayacağını, yıldız diskinin dışında oluşmuş olup etrafındaki kalıntılarla etkileşim halinde içe doğru sürüklendiğine inanıyorlar. Bu aşama süresince henüz oluşmuş bir çok gezegen ve gezegencik ise tekrar kayboldu. HD 189733b ise kurtulmayı başardı çünkü gezegen yakınlaşmaya başladığında disk kaybolmuştu ve şans eseri Jüpiter benzeri gezegenimiz oluşmuş oldu.

UUİ ve Taç

Bu sabah saat 5:30 civarlarında Uluslararası Uzay İstasyonu (UUİ) -2.7 kadir parlaklığıyla Ankara semalarından geçti. Topluluk üyelerimizden  M. Raşid Tuğral elinde fotoğraf makinasıyla hazır bekliyordu. “Saat 3:00’ten sonra hava bulutlarla kaplandı. Bir an için UUİ’yi göremeyeceğimi sandım fakat son anda UUİ’nin rotası üzerindeki bulutlar dağıldı ve onu  Ay’ın etrafındaki taçla birlikte yakalamayı başardım.”, diye aktarıyor. Fotoğrafta sağ altta görülen çizgi UUİ’nin 8sn’de bıraktığı izi oluşturuyor.

Samsung  s750  ISO200  8sn    f/2.7 (Katkılarından dolayı Erdem Aytekin’e teşekkürler)