gokyuzu.org

Gezegen Oluşumlarını Araştıran SOFIA

Her zaman, roket bilimi için bir rokete ihtiyacınız olmayabilir. Bazen büyük bir uçak da aynı işi görür mesela bir 17 tonluk 2.75 metrelik SOFIA adı verilen teleskopa sahip bir Boeing 747.

SOFIA (Stratosferic Observatory for Infrared Astronomy – Kızılötesi Gökbilim için Stratosfer Gözlemevi) evreni 45000 yükseklikte stratosferden geçerken gözlüyor. Gelecek yıl hizmete girecek olan SOFIA, dünyanın en büyük ‘uçan’ teleskopu olacak.

NASA’nın SOFIA kızılötesi gözlemevi, Dryden Uçuş Operasyonu Binası, California (Dryden Aircraft Operations Facility) üstünde uçarken.

Telif Hakkı: NASA / Jim ROSS

“SOFIA bazı önemli bilimsel olayları açığa kavuşturmak için hazırlandı.” diyor proje araştırmacısı Pamela Marcum. “Mesela, SOFIA bize gezegenlerin nasıl oluştuğunu ya da Güneş Sistemi’nin nereden geldiğini anlamamıza yardım edecek.”
Gezgin bir gözlemevi olduğundan, SOFIA’nın limitleri yok. SOFIA, Dünya’nın her yerinden görünmeyen herhangi bir ilginç olayı (mesela tutulmaları) gözlemleyebilirken, karadaki çoğu gözlemevi bu gösteriyi ‘yanlış konumdan’ dolayı kaçıracak. SOFIA, daha geniş bir gözlem alanı için gözlemlerini su buharının oluşturduğu katmanın ilerisinde yapacak.

Sağda: SOFIA’nın bulunduğu uçak. Solda: SOFIA [1][2]

Telif Hakkı: Tom Tschida

Galaksimiz Samanyolu gezegen sistemleri ile dolu olduğu halde gökbilimciler bunların tam olarak nasıl oluştuğunu anlayabilmiş değil. Nedeni de sıradan teleskopların gezegenlerin oluşun yeri olan devasa, yoğun toz ve gaz yığınının arkasını görememeleri. Kızılötesi ışığı kullanarak SOFIA, bu sırrı aralayabilir ve araştırmacılara moleküllerden nasıl dünyalar oluştuğunu gösterebilir.

“SOFIA, gezegenleri, yeni yıldızların etrafındaki su buharının buza dönüştüğü ‘gezegensel bu sınırı (planetary snowline)’ adı verilen sınırda izleyecek.”diyor Marcum. “Çünkü buralarda gaz devlerinin (Satürn, Jüpiter gibi gazdan oluşmuş devasa gezegenler) oluştuğu düşünüyoruz. En büyük kütleli gezegenler bu sınır etrafı oluşuyor çünkü buradaki koşullar kayaların birleşip gezegen oluşturması için ideal. (Yapışkan kar tanelerinin birleştirilip kar topu yapılması gibi)”

“Önce yeterince büyük bir çekirdek oluşuyor. Yerçekim kuvveti yeterince güçlü olunca hidrojen ya da helyum gazları yüzeye ‘yapışıyor’. Jüpiter ve Satürn gibi gezegenlerde bu çekirdek büyümeye devam ederken, bu kütleye sahip olmayan çekirdekler ise kayalık gezegenleri oluşturuyor.”

Sanatçının gözünden gezegenlerin oluştuğu gezegen öncesi disk.

Telif Hakkı: NASA/JPL-Caltech

“Gezegen öncesi diskteki oksijen, karbon ve karbondioksit gibi basit yapıların nerede oluştuğunu SOFIA belirleyecek.” Bu maddelerin nerede oluştuğunu tespit ederek bunların nasıl birleştiğini anlamak mümkün olacaktır.

Teleskopun en iyi özelliklerinden birisi de diğer kızılötesi teleskopları tamamlaması. 20 yıllık ömrü boyunca, diğer teleskopların uzunca inceleyemediği yerleri inceleyip araştırabilir. Mesela, WISE ilgi çeken bir şey bulduğunda SOFIA bunu uzunca bir süre incelerken, WISE da gökyüzünü taramaya devam eder.

“WISE, kızılötesi dalga boyunda tüm gökyüzünü tarayarak istatistiksel bilgiler için dizayn edilmiştir. Ama SOFIA’nın bu iş için vakti olacak.”

İnsan gözünün göremediği sıcakkanlı bir köpekten ve soğukkanlı kertenkeleden çıkan kızılötesi ışınlar.

Telif Hakkı: NASA

SOFIA, Hershel Uzay Teleskopu’nun üç boyutlu araştırmalarından ve James Webb Uzay Teleskopu’nun yakından uzağa kızılötesi araştırmalarından çıkan sonuçları kullanacak.

Marcum’un konu hakkında yorumu şöyle: “Herschel Uzay Teleskopu, 3 yıllık soğutucu sıvısını bitirince, SOFIA, uzak kızılötesi ile milimetrik kızılötesi aralığında çalışan tek teleskop olacak. Bu aralık, en az keşfedilmiş aralık. SOFIA, James Webb Uzay Teleskopu ile aynı aralıkta çalışacak olsa da SOFIA biraz daha geliştirilmiş bir teknolojiye sahip olacak. SOFIA, Jess Webb Uzay Teleskopu ile Herschel Uzay Teleskopu’nun çalışma alanlarının dışında kalan boşluğu dolduracak. “

Tüm teleskoplar gibi onarıma ihtiyacı olacak olan SOFIA’nın da bu ihtiyacı çabucak giderilebilecek. Halbuki uzaydaki teleskopların onarımı oldukça güç.

İlgili Bağlantılar:

Kaynak: Science@NASA

Spirit İlerlemeye Başlıyor

Spirit için küçük fakat sevindirici bir haber! Araç battığı kumda başarılı bir hareket yaptı, çok fazla değil fakat Spirit’i battığı kum havuzundan kurtarmak için, 2 adımdan oluşan planın birinci adımı gerçekleşti sayılır. 19 Kasım 2009 tarihinde yollanan sürüş komutu ile aracın tekerlekleri dönmeye  başladı, araç bu dönme miktarı ile normal şartlarda düz bir zeminde 2,5 metre ilerleyebilirdi. Fakat tekerlekler kumun içinde patinaj yaptığı için aracın ağırlık merkezi sadece 12 milimetre öne doğru, 7 milimetre sola doğru ve yaklaşık 4 milimetre aşağı doğru hareket etti. Tekrar yinelemek gerekirse bu çok fazla bir hareket değil fakat aylardır beklenen ilk sevindirici haberet.

2 resim arasındaki fark Spirit’in hareketini gösteriyor.

Telif Hakkı: NASA / JPL

Aracın ağırlık merkezinin birazcık aşağı hareket etmesi bir yana bırakılırsa, aracın komut gönderilmeyen yani döndürülmeyen sağ ön tekerinde de küçük bir öne doğru hareket gözlendi ve ön sol teker yukarı doğru küçük bir sıçrama yaptı. Şu an için bu hareketlere bakarak aracın genel hareket davranışı hakkında çok fazla bilgi verilemez.

Spirit’e yollanan sürüş planına göre aracın herhangi bir yönde sadece 1cm (10 milimetre) gitmesi limiti konulmuştu. Araç ise 12 milimetre ilerlediği için limiti aştığını düşünerek sürüşün 2. adımını gerçekleştirmedi.

İlgili Bağlantılar:

Kaynak: Universe Today

Spirit’i Kurtarma Operasyonu (1.Gün)

Spirit’i Kurtarma Operasyonu 17 Kasım 2009 tarihi itibari ile başladı. 1. gün saat 04:00 (0900GMT) sularında sürüş için ilk komut gönderildi. Araçdan alınan ilk geri bildirimler incelendiğinde talihsiz bir olay yaşandığı anlaşıldı. Araç yollanan komutu almış ve tekerlekler harekete geçtikten 1 saniye sonra (hatta daha kısa süre içerisinde) hemen otomatik olarak durdurulmuş. Veriler daha detaylı incelendiğinde bunun sebebinin , aracın izin verilen limitlerden daha fazla açı ile yana yattığı bu yüzden otomatik olarak komutu kabul etmediği  anlaşılmıştır. Aracın kritik yalpalama (yana yatma) ve yunuslama (ön ve arka seviye farkı)  açı limiti hassasiyeti 1o den daha az olduğu için bu kritik değer çok az bir miktarda da geçilmiş olsa araç herhangi bir sürüş komutuna izin vermiyor. Bu tür küçük kısıtlamaların aracı, kurtarma esnasında sık sık durdurabileceği düşünülüyor. Fakat projenin yararına, kurtarma amacı ile bu kısıtlamalar daha geniş tutulabilir.

Spirit’in üzerindeki kameradan tekerlerin durumu. Sol tekerler tamamen kuma batmış vaziyette. Sağdaki fotoda sağ tekerleğin biraz daha patinaj yaptığı görülmekte.

Telif Hakkı: NASA / JPL

Aslında kurtarma ekibi yaşanan bu olaya iyi tarafından bakıp, aracın şu anki durumunda yan yatma açısı ve yunuslama açısı hakkında daha kesin bilgiler elde etmiş oldu. Bu bilgiler ışığında planlar yeniden gözden geçirilecek. Analizler ise halen devam etmekte. Takım yeni planlamalardan sonra yeni sürüş komutunun 18 Kasım 2009 çarşamba günü ve bir diğerininde 19 Kasım 2009 perşembe günü yollanacağına karar verdi.
Geçen hafta kurtarma operasyonu hakkında yapılan konferansta,  takımın oldukça stres altında çalıştığı, operasyonun haftalar belki de aylar sürebileceği açıklandı. Hatta başırısızlıkla sonuçlanabileceği bile düşünülüyor.

İlgili Bağlantılar:

Kaynak: Universe Today

Atlantis Kalkışa Hazır

Atlantis uzay mekiği bugün saat 21:28’de gerçekleşecek olan kalkış için hazır.

STS-129 Görev yöneticisi Charles O. Hobaugh

Telif Hakkı: NASA TV

STS-129 ekibi Uluslararası Uzay İstasyonu’na iki adet kontröl ciroskobu ve EXPRESS Lojistic Taşıyıcı 1 ve 2’yi yerleştirecek. Ayrıca görev sırasınca ekip üniversite öğrencilerinin hazırladığı deney düzeneğini de yerleştirecekler. Öğrenciler kütleçekimsiz ortamda mikropların nasıl geliştiğini araştıracaklar.

Kalkış, NASA TV’den canlı olarak yayınlanacak.

Ay’da Su Bulundu

Yaklaşık bir ay önce Ay’da su bulmak için gönderilen LCROSS uydusu Ay’a planlı bir şekilde çarpmıştı. Uzmanlar çarpmanın etkisiyle ortaya bir parlamanın çıkacağını bekliyorlardı fakat beklenen olmamıştı. Özellikle amatör gökbilimciler bu olay karşısında hayal kırıklığına uğramıştı. Çoğu kişi patlamanın ardından ortaya bir parlamanın çıkmamasından dolayı görevin başarısız olduğunu düşündüler.

Ama yanıldılar. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) dün yaptığı açıklamada patlamanın etkilerinin olumlu olduğunu ve beklendiği gibi Ay’da su bulunduğunu belirtti. Üstelik bu su çok da küçük miktarlarda değil. Uzmanlar çarpmanın olduğu krater için suyun 100kg civarında olduğunu belirtiyorlar. Patlama verilerinin çözümlemeleri hâlâ devam ediyor. Artık emin olduğumuz bir şey var: Ay o kadar da kurak bir yer değil.

Geri Sayım Başladı

Atlantis Uzay Mekiği’nin pazartesi günü gerçekleşecek olan kalkışı için geri sayım bugün 20:00’da başladı. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın bugün Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nde düzenlediği toplantıda görev yöneticileri, Atlantis Uzay Mekiği’nin ve ekibinin her şeyiyle birlikte pazartesi günü TSİ 21:28’de gerçekleşecek olan kalkış için hazır olduklarını belirttiler.

STS-129 ekibi soldan sağa Leland Melvin; Pilot Barry E. Wilmore; Commander Charles O. Hobaugh; Mission Specialists Randy Bresnik, Mike Foreman ve Robert L. Satcher Jr.

Telif Hakkı: NASA/Kim Shiflett

Atlantis görevi sırasınca Uluslararası Uzay İstasyonu’na iki adet Ekspress  Lojistic Taşıyıcı yüklenecek. Atlantis’in kargo bölümü yöneticisi Scott Higginbotham, kargonun kendilerini çok fazla uğraştırdıklarını fakat üstesinden geldiklerini belirtti.

Hava tahminleri kalkış için şu anlık %10’luk bir ihtimal gösteriyor.

Mars Atmosferine Ne Oldu?

Bundan uzunca bir süre önce (yaklaşık 4 milyar yıl önce) Mars, Dünya gibi ılık ve yüzeyinde sıvı su barındırabilen bir gezegendi. Mars yüzeyindeki ırmaklar denizlere su taşıyorken kalın atmosferi de gezegeni ılık tutuyordu. Araştırmacılara göre, bakteriler oluşmaya bile başlamıştı.
Echus Chasma
Bilim adamları, geçmişte Echus Chasma gibi sert yamaçlarda şelalelerin olduğunu düşünüyorlar. Telif Hakkı: Mars Express/ESA  
Ama şu anda Mars oldukça soğuk ve çıplak. Irmaklar ve denizler yok. Atmosferi ise oldukça ince. Yaşayan tek hücreli canlılar varsa bile bunlar yüzeyde değil, Mars yüzeyinin altında bir yerlerde. Ne oldu da Mars bu hale geldi? Bu soru araştırmacıları oldukça meşgul ediyor. Ama bundan bir kaç yıl sonra bu soru da cevabını bulacak. NASA, Mars’a yeni bir uzay aracı gönderiyor. İsmi MAVEN (Mars Atmosphere and Volatile Evolution – Mars Atmosferi ve Uçucu Madde Değişimi) olan aracın asıl işi Mars’ın ikliminde olmuş bu değişimin nedenini bulmak. Bilinen kesin bir şey var ki; o da Mars’ın en önemli değerini yitirmesi: CO2 (karbondioksit) den oluşan atmosferi. Dünya’da olduğu gibi CO2 Mars’ta da sera etkisi yaratan gaz. Hem suyun sıvı halde bulunmasını sağlayan sıcaklık değerlerini koruyor hem de suyun hemen buharlaşmamasını ya da donmamasını sağlayan basınç değerlerini yaratıyor.  4 milyar yıldan daha önce kaybolan bu zarfın neden yok olduğu konusunda kesin bir bilgi yok. Belki bir göktaşı gezegene çarpıp Mars’ın çoğu gazının uzaya dağılmasını sağladı ya da güneş rüzgarlarının oluşturduğu erozyon atmosferi dağıttı. Başka bir iddia da gezegenin CO2‘i emdiği ve CO2‘in gezegende sadece karbonat halinde bulunması hakkında.
  Mars'ın Atmosferi  
Sanatçının gözünden güneş rüzgarlarıyla erozyona uğrayan Mars.
Bu Mars’ın başına gelmiş olasıklardan sadece biri. Telif Hakkı: NASA Araştırmacılar tam olarak bu nedeni bulamasalar da MAVEN Uzay Aracı bilim adamlarına yardım edecek. Araç, bir Dünya yılında Mars’ın yörüngesine girecek. Eliptik bir yörüngede dolanacak olan araç Mars’ın yüzeyinde en yakın konumu 125 km ötede olacak. En uzak konumu ise gezegenden 6000 km ötede olacak. Bu inanılmaz konum değişimi MAVEN’e Mars atmosferi hakkında daha fazla bilgi toplamasına yardım edecek.   MAVEN’in aletleri, atmosferde bulunan iyonları ve molekülleri takip edecek ve CO2 ve diğer moleküllerin akım yönleri de belirlenecek. MAVEN’den sorumlu baş araştırmacı Bruce Jakosky ve meslektaşları CO2‘in nereye gittiğini bulduktan sonra geriye yönelik COtahmininde bulunacak. Araştırmacılara göre uzaya CO2 salınımı varsa MAVEN bunu belirleyecek. ‘Ne kadar?’ sorusu kadar önemli başka bir soru daha var: ‘Nasıl?’    Yaygın inanışa göre, manyetik alanın eksikliği Mars’ta kendini atmosferde gösteriyor çünkü gezegen güneş rüzgarlarına karşı korumasız. (Dünya’daki manyetik alan, Dünya’yı güneş rüzgarlarından koruyor.) Sadece yer yer bazı yerlerde bulunan manyetik alanlar gezegeni korumaya yeterli olmadığından atmosferi oldukça hassas. Bu nedenle de CO2 azlığının sebebinin güneş rüzgarları olduğu düşünülüyor. California Üniversitesi’nden David Brain ise bu düşünceye zıt başka bir iddia ortaya atıyor: ‘Bu ufak yerel manyetik alanlar Mars’ın atmosferinin yitirilmesinde önemli rol oynamıştır.’ Bu düşünceye göre, güneş rüzgarları ufak manyetik alanlarla karşılaşınca, manyetik alanlar bir ‘kabarcık’ oluşturacağına uzaya ilerlemiş ve beraberinde kayde değer bir atmosfer tabakasını götürmüş olabilirler. 
Mars
Mars atmosferi, güneş rüzgarları tarafından oldukça karmaşık bir sistemle kaybediliyor.
MAVEN’de bunları tespit edebilecek 8 farklı alet var. NASA’nın Mars Global Surveyor Uzay Aracı’ndan alınan bilgiler bu teoriyi destekliyor ama daha kesin sonuçlar için araştırmacılar, MAVEN’in fırlatılmasını beklemek zorunda. Şu anda fırlatılma tarihi 2013 yılı olarak belirlendi. Bu görev, Mars’a ne olduğunu anlamakta büyük rol oynayacak. Ilık ve su dolu bir gezegenin nasıl ıssız ve kuru bir yere dönüştüğü anlaşılacak.  İlgili Bağlantılar: APOD (Astronomy Picture of the Day) (Echus Chasma fotoğrafının yer aldığı NASA bünyesindeki her gün bir astronomi fotoğrafı yayınlandığı site)  MAVEN (Mars Atmosphere and Volatile Evolution) (NASA Maven Uzay Aracı haberleri verdiği site) Science@NASA (David Brain’in iddiası hakkında makale) Kaynak: Science@NASA

Spirit’i Kurtarma Görevi

Mühendisler, Mars aracı Spirit’i takıldığı kum kapanından kurtarmak için, Spirit’in Dünya’da bulunan ikizleri üzerinde yeni testler yaparak, artık ciddi hazırlıklara başladılar. Geçtiğimiz haftaya kadar, Spirit’in ikizleri üzerinde (Dünya’da) çeşitli komut ve değerlendirme testleri yapıldı, testler laboratuardaki kum havuzu içinde Spirit’in durumunu birebir yansıtan test merkezlerinde gerçekleşti. Böylece takım her bir komut sonrası ne olabileceğini tahmin edebiliyor. Artık son testlere başlanıldı ve bu test operasyonel atiklik veya operasyonel hızlılık testi olarak adlandırılıyor.
Spirit'i Engelleyen Nesne Mars Aracı Spirit’i engelleyen cisim. Telif Hakkı: NASA / JPL
Takımdaki mühendisler geçen hafta kontrol merkezinden uzakta bir yerde bir kum havuzu içinde bulunan aracı Spirit’in durumunu simüle ederek yönlendirmeye çalıştılar. Her bir sürüş komutunu sadece test aracından yollanan fotoğraflar ve diğer sinyaller ile değerlendirerek tıpkı Mars’da bulunan araçları kontrol ettikleri gibi test aracını da o şekilde kontrol ediyorlar. Takım yöneticisi John Callas; testin daha çok uçuş testleri şartlarında olduğu gibi, yani takımın aracı görmeden sadece araçtan gelen sinyalleri değerlendirerek gerçek kurtarma operasyonu esnasında karar verme kabiliyetlerini test edebilmeleri amacı ile yapıldığını söylüyor. Test 12 Ekim’de başladı ve 5 gün sürdü. Spirit yaklaşık 5 yıldır görev yaptığı Mars yüzeyinde Troy isimli bir bölgede toz havuzuna takılıp kaldı. Peki, Spirit bu duruma nasıl geldi? Spirit geçtiği toz yığını bölgesinde yavaş yavaş toza battı ve tekerlerin patinaj yapması ile toz havuzuna gömülmeye başladı. Bu yüzden yüzeydeki başka bir cisimde aracın altına sürtüyor. Takım son test sonuçlarından gelen bilgiyi değerlendirerek Troy bölgesinden kurtulma olasılıklarını değerlendiriyor.Hızlılık testinden gelen son bilgileri takiben yeni bir gözden geçirme olacak ve herşeyden bağımsız bir kurtarma planı oluşturulacak. Muhtemelen bu da ekimin sonlarını bulacak. Son hazırlıklar ve plan oluşturulduktan sonra ihtimalle 2 hafta içinde Spirit bulunduğu durumdan kurtulmak için hareket etmeye başlayacak. Spirit 5 aydır kaldığı bölgede zamanını, çevresini incelemekle ve altındaki toprağın yapısını inceleyerek geçiriyor. Eylül ayı içinde operasyonları engelleyen yeni bir arıza doğdu. Aracın tabak şeklindeki yüksek frekans antenini çeviren motorun frenleri düzgün şekilde çalışmıyor. Arıza ile ilgili takım, benzer iş stratejisi geliştiriyor. Daha önceki durumlardan faydalanarak o anki durumu kontrol ediyorlar. İlgili Bağlantılar: Mars Araştırma Görevleri (NASA’nın Mars’taki araştırma araçlarının haberleri verdiği site)  Kaynak: Universe Today

Maya Takviminin Gizemi

Maya’ların gökbilim  bilgilerine ve öngörülerine dayanan takvimlerinin 21 Aralık 2012’de sonlanıyor olmasını mutlaka duymuşsunuzdur. Dünya’nın sonunun 21 Aralık 2012’de geleceği düşüncesi Dünya’da ufak bir kesimde panik yaratmaya başladı (film sektörü tarafından piyasaya sunulan kurgu filmlerin, bu panik üzerindeki katkısını gözardı edemeyiz). 2012
Mayalar bunu gerçekten düşündü mü? Gökbilim bilgileri gerçeği mi yansıtıyor? Gerçekten tedirgin olmamızı gerektirecek bir durum var mı? Tahmin edebileceğiniz gibi cevaplar “hayır” ya da “elbette imkansız” diyor. 21 Aralık 2012, Mayalar’ın takviminde gerçekten bir sayfanın sonu gibidir adeta. Fakat, Dünya’nın bu tarihte sona ereceğine dair hiçbir açık kanıt yok, hatta bunun yanlış olduğu  yönünde bazı bulgular var. Bununla birlikte, eğer Dünya’nın sona ereceğine inandılarsa bile, gerçeklerin yanında bu düşünce yanlış olur. Dünya’nın sonunun geleceğini söyleyen bu fikir, galaktik ve gezegensel hizalanmaların kötüye işaret olduğuna inanan kıyamet günü tellallarının uydurmalarıdır. Yine de, kıyamet günü senaryolarından etkilenen bazı insanlar, ülkelerinin parçalara ayrılacağınıdan korkan(!) Amerikalılar, tsunamilerin Himalaya Dağları’nı silip süpüreceğine inananlar, Dünya’nın kutuplarının yer değiştireceğine inananlar ve hatta görünmez, gizli bir gezegenin adeta bir bovling topu gibi gezegenimize çarpacağına bile inananlar olabilir. Bu insanların çoğu, konu hakkında merak ettiklerini öğrenmek için gökbilimcilere danışıyor. “Elimizde, ihtiyacımız olan cevaplar var.” diyor E.C. Krupp. Bir arkeo-gökbilimci olan Krupp’un detaylarıyla anlattığı bu takıntının tarihi, Sky & Telescobe Dergisi’nin Kasım 2009 sayısına kapak oldu. Yine S&T’nin Kasım sayısında, derginin baş editörü Robert Naeye Dünya’da yaşamı yokedebilecek bazı olayları ve bu olayların önümüzdeki birkaç bin yıl içinde olamayacağını anlatıyor ve ekliyor, “İnsanlığın telaşlanması gereken çok daha önemli şeyler var.” Kaynak: Sky & Telescope

Bir Gezegene İki Yıldız

Gökbilimciler, yörüngesi normalden daha uzun ve eğik olan bir güneş sistemi ötesi gezegen keşfettiler ve astronomlara göre bunun sebebi gezegenin oluşumunda genelde olduğu üzere tek bir yıldızın rol alması değilde iki yıldızın birlikte rol almış olması. Bu keşif yabancı dünyalar katagorisinin ilk örneğini oluşturuyor.
HD 80606b  HD 80606b gezegeninin yörüngesi oldukça eğik. Telif Hakkı: UCSC Astronomy
Dünya’dan 190 ışık yılı uzaklıkta bulunan gaz devi gezegen, HD 80606b, Jüpiter’den yaklaşık 4 kat fazla bir büyüklüğe sahip. Gezegenin normal dışı yörüngesi yıldızını sıyırıp geçiyor  ve yaklaşık olarak Dünya ile Güneş arasındaki bir uzaklığa tekrar fırlatılıyor. Dahası, bu yörünge gezegenin ekvatoru ve yörünge ekseninin çok daha üstünde eğiklik gösteriyor. Gezegenin 2001 yılında keşfinden sonra astronomlar gezegenin sahip olduğu bu tuhaf karakteristik özelliğin asıl yıldızdan  200 milyar uzaklıkta konumlanmış ikinci bir partneriyle çekimsel olarak bir karışıklık yaşadığından ötürü olabileceği tahmininde bulunmuşlardı. Ama kesin bir kanıta sahip değillerdi. Bunun sonucunda astronomlar Massachusetts’ten Hawaii’ye uzanan 8 gözlem yaptılar ve 11 saat boyunca gezegenin yıldızının önünden geçişini izlediler. Yıldız, her bir noktada günbatımından hemen kısa bir süre sonra görünür oldu ve sadece bir kaç saatliğine görünür kaldı. Böylece her bir teleskop sadece bir kısım bilgiyle katkıda bulunabildi. Bu gözlemlere dayanarak ‘The Astrophysical Journal’, son sayısında astronomların HD 80606b ile ilgili olan son görüşlerine yer verdi. Bu duruma göre ise HD 80606b çekimsel olarak 2 yıldıza bağlı olan tamamiyle yeni bir tür güneş sistemi ötesi gezegen sınıfını oluşturmuş oluyor. “Çoklu teleskop yaklaşımı geniş yörüngesel sistemleriyle diğer uzun transit geçişli gezegenlerin çalışmaları için daha yaygın ve gerekli olacak” diyen Florida Üniversitesi, Gainesville’den astronom ve koordinatör Eric Ford sözlerini şöyle devam ettiriyor: “Bu, özellikle yıldızlarının yaşamsal bölgelerinde bulunan Dünya benzeri gezegenlerin araştırılmasında doğruluk kazanıyor.” NASA’nın Moffett Bölgesi Ames Araştırma Merkezi’nde gezegen bilimci Jack Lissauer ise; kendi Güneş Sistemi modeli araştırmalarına  dayanarak, grubun HD 80606b’nin ilginç yörüngesi üzerinde vardıklarını sonucun en akla yatkın sonuç olabileceğini söylüyor. HD 80606b’nin çekimsel olarak başka bir komşu kütleli gezegen tarafından yörüngesinin karıştırılıp tekrar mevcut yörüngesine fırlatılmış olabileceğini belirten Jack Lissauer bunun eş bir yıldızın varlığıyla  sağlanmış olabilmesinin olasılık dışı olduğunu savunuyor.
Kaynak: Science/AAAS