WISE (Geniş-Alan Kızılötesi Araştırma Kâşifi – Wide-Field Infrared Survey Explorer) Uzay Aracının proje yöneticisi Bill Inace, 215. Amerikan Astronomi Derneği’nin toplantısında ‘Pek çok açıdan, bir teleskobun en önemli anı ilk görüntüdür ve ‘WISE’ ulaştırdığı ilk görüntüyü sizlerle paylaşabilmekten dolayı çok mutluyuz’ dedi.
WISE’dan alınan ilk görüntü.Telif Hakkı: NASA/JPL-Caltech/UCLA Bu fotoğraf, dolunaydan üç kat daha büyük bir alanı kaplamaktadır. Fotoğrafın sol üst tarafında bir yıldızlararası toz bulutu ve tam ortada parlak bir nesne olarak yaşlı bir soğuk dev ‘V 482 Carina’ görülüyor. Bu görüntü WISE’ın standart 8.8 saniyelik bir pozlamasıyla alındı. Sonuçta, WISE 10 ay içinde, araçları soğuk tutan donmuş hidrojenin buharlaşıp yok olmasından önce, bütün gökyüzünü incelemek için milyonlarca görüntü elde edecek.
Bu poz, WISE’ın dört dalga boyu bandından 3 kızılötesi ışığı gösteriyor: sırasıyla 3.4, 4.6 ve 12 mikron karşılığına gelen mavi, yeşil ve kırmızı. WISE, asteroid, çökmüş yıldızlar, güçlü gökadalar, ve ışık yayamayacak kadar soğuk ya da Proxima Centauri’den Dünya’ya daha yakın olma potansiyeline sahip kahverengi cüceler gibi milyonlarca saklı nesneyi araştıracak. Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Irace ve David Leisawitz yaklaşık bir ay içinde bilim ekibinin, ilk araştırmadan alınan görüntüleri yayınlayacağını söyledi. Uzun bir süredir, Dünya’daki astronomi topluluklarının bunu beklediğini, tüm verilere 2011 Nisan ayından itibaren 2012 Mart ayına kadar herkesin ulaşabileceğini söyledi. Ayrıca bu verilerle her bir nesnenin görüntüsünü kapsayan bir atlas oluştuğunu da belirtti. Leisawitz, muhteşem ve şaşırtıcı WISE’ın COBE uzay aracındaki kızılötesi aygıtlardan yüz kat daha iyi açısal çözünürlük sağlandığını söyledi. Bu görüntünün kesinlikle bir mühendislik ürünü olduğunu açıklayan Irace, aldıkları 6 görüntüden, içlerinde en güzel olanın bu olduğunu söyledi. Bu görüntüyü alırken belirli bir noktaya odaklanmadıklarını, ve bu hızda böyle bir görüntü alabileceklerini hiç düşünmediklerini, bundan dolayı da rastgele bir görüntü elde ettiklerini söyledi. Bilim ekibi, uzay aracının 10 aylık ana misyonu takip eden 3 ay daha faliyet göstereceğine inandıklarını ve devam etmek için de NASA’ya ödenek sağlamaları konusunda önerge sundular. Kaynak: Universe Today
Gökbilimciler, Dünya’dan 40 ışık yılı uzaklıkta bulunan kırmızı cüce bir yıldızın etrafında hareket eden ‘süper dünya’ bir gezegen keşfettiklerini açıkladılar. En az keşif kadar önemli olan bir diğer haber ise keşfi yapan teleskopların, bugün amatörlerin kullandığı teleskoplardan büyüklük olarak çok farklı olmaması. Her ne kadar gökbilimciler keşfedilen gezegenin dünya benzeri bir yaşam için çok sıcak olduğunu belirtseler de yer teleskoplarının hala işlevlerini koruduklarını göstermesi açısından keşif heyecan verici.
Kütlesi, Dünya kütlesinin 1 ila 10 katı arasında olan gezegenlere ‘süper dünya’ gezegenler denilmektedir. Yeni keşfedilen ve GJ1214b ismi verilen gezegen de yaklaşık olarak 6.5 dünya kütlesinde olması nedeniyle bir “süper dünya”dır. Etrafında döndüğü, ev sahibi yıldız GJ1214 ise kırmızı, M sınıfı bir yıldız ve Güneş’in beşte biri büyüklüğünde. Yüzey sıcaklığı ise yaklaşık 2700°C derece olup Güneş’in parlaklığının yalnızca binde üçü parlaklıktadır.
GJ1214b, yıldızının etrafındaki bir dönüşünü ortalama 2 milyon kilometre uzaklıkta, yaklaşık 38 saatte tamamlar. Gökbilimciler, yaptıkları hesaplarda gezegenin yüzey sıcaklığını yaklaşık olarak 200 °C derece olarak ölçmüşler. Fırın kadar sıcak bir yer olsa da yıldızına bu kadar yakın dönen benzer gezegenlerden çok daha soğuk bir gezegen GJ1214b. Bu durumu da gökbilimciler GJ1214b’nin yıldızının oldukça küçük ve sönük bir yıldız olmasına bağlıyorlar.
GJ1214b’nin yıldızının önünden sık sık geçiş yapması gökbilimcilerin hem onu keşfedebilmelerine hem de hakkında ölçümler yapabilmelerine olanak vermiş. Yapılan ölçümler yarı çapını Dünya’nın yarı çapının yaklaşık olarak 2.7 katı kadar olduğunu göstermiş ve onu bugüne kadar keşfedilen en küçük geçiş (yani yıldızının önünden geçen) gezegenlerinden biri yapmıştır (diğeri için bkz: CoRoT-7-b). Yoğunluk hesapları da göstermiştir ki GJ1214b’nin dörtte üçü su ve öteki buzlardan, dörtte biri ise kayadan meydana gelmektedir. Ayrıca gezegenin gazdan bir atmosfere sahip olduğu yönünde de önemli kanıtlar elde edilmiş.
“Yüksek yüzey sıcaklığına rağmen, sulak bir dünya gibi duruyor.” diyor gezegeni veriler içerisinde ilk tespit eden Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nde çalışan yüksek lisans öğrencisi Zachory Berta. “Bilinen bütün Güneşdışı gezegenlerden daha küçük, daha soğuk ve Dünya’ya en çok benzeyen…” diyor ve ekliyor Berta; gezegende bulunması muhtemel su, Buz 7 (deniz seviyesindeki atmosfer basıncının 20000 katı daha büyük basınçta eriyen kristalimsi bir buz formu) gibi çok olağan dışı formlarda bulunabilir.
Gökbilimciler yeni gezegeni MEarth Projesi kapsamında yapılan çalışmalar sırasında keşfettiler. Proje kapsamında, 8 tane aynı tip 16 inçlik (40 cm) optik teleskopla daha önceden belirlenmiş 2000 tane kırmızı dev yıldızın incelenmesi hedefleniyor. Bu yıldızların etrafında var olması muhtemel gezegenler tespit edilmeye çalışılacak. Projede kullanılan her teleskop Bisque Paramount yazılımı ve Apogee Alta U42 CCD çip taşıyan kameralarla güçlendirilmiş.
“Bu süper dünya tipi gezegeni küçük bir yer teleskobuyla bulduğumuza göre, benzer bir teleskoba sahip ve iyi bir CCD kamerası olan herkes benzer keşifler yapabilir. Bundan böyle öğrenciler de bu konuda çalışmalar yapabilir ve bu gezegenleri onlar da inceleyebilirler!” diyor Harvard Astrofizik Merkezi’nde çalışan MEarth Projesi’nin fikir babası ve yöneticisi David Charbonneau.
MEart Projesi ile bilim insanları parlaklıkları düzenli olarak değişim gösteren “değişen yıldızlar” üzerinde çalışıyorlar. Yıldızların parlaklıklarının azalmasına neden olanın, önlerinden geçen bir gezegen ise bunu fark etmek amaçlanıyor. Böyle bir mini tutulma sırasında, gezegen yıldızın ışığının bir kısmının geçmesine engel olmakta ve onun az da olsa bir miktar sönük görünmesine neden olmaktadır. Yaratıcı ve yenilikçi veri işleme teknikleri ile gökbilimciler bu parlaklık değişimine bir gezegenin sebep olup olmadığını anlamaya çalışıyorlar. Çünkü bu tip bir parlaklık değişimini yalnızca gezegeni olan yıldızlarda değil, birbirileri etrafında dönen çift yıldızlarda da görülmektedir.
NASA’nın Kepler görevi de Güneş benzeri yıldızların önünden geçen Dünya benzeri gezegenleri tespit etmeyi amaçlayan yakın bir strateji üzerine kurulu. Fakat Güneş benzeri bir yıldızın önünden geçen Dünya benzeri bir gezegenin neden olabileceği parlaklık azalması sadece onbinde bir gibi çok küçük bir değişime denk gelmektedir. Bu tip yüksek duyarlılık isteyen ölçümler yalnızca Uzay’dan; yani Uzay’a gönderilen Kepler benzeri uydular vasıtası ile yapılabilmektedir.
Gökbilimciler, GJ1214b’nin hesaplanmış yarı çapını teorik modellerle karşılaştırdıklarında, gözlenmiş yarı çapın teorik yarı çaptan daha büyük olduğunu fark etmişler. Gezegenin saf sudan oluştuğunu varsayan modellemelerde bile sonuç aynı çıkmış. Bu durum gezegenin katı yüzeyinden başka, yıldızın ışığının geçmesine engel olan başka birşeyin daha varlığına işaret etmektedir: Atmosfere!
Araştırma ekibi diyor ki; eğer gezegen bir atmosfere sahipse, bu gazlar bizim bildiğimiz temel formlardaki gazlar gibi olmayabilirler. Çünkü gezegenin etrafında döndüğü yıldızın yüksek sıcaklığı bu tip gazları atmosferin dışına çoktan buharlaştırmış, dolyaısıyla orjinal atmosfer çoktan kaybolmuş olabilir.
Gökbilimciler için bundan sonraki ilk adım doğrudan atmosferi tespit edip bileşenlerini analiz etmek olacak. Bu noktada gökbilimcilerin imdadına NASA’nın Hubble Uzay Teleskobu gibi uzay teleskopları yetişiyor. GJ1214b Dünya’dan sadece 40 ışık yılı uzaklıkta ve uzaydaki gözlerimizin görüş alanı içerisinde.
“Bu gezegen Dünya’ya çok yakın. Hubble Uzay Teleskobu gezegenin atmosferini tespit edip, hangi elementlerden meydana geldiğini bizlere gösterebilmeli…” diyor Charbonneau. “Bizim bildiğimiz tür bir yaşamı desteklemiyor olsa bile; bu gezegen, atmosferinin varlığı kesinleşmiş ilk süper dünya olacak.”
NASA’nın WISE (Geniş-Alan Kızılötesi Araştırma Kâşifi) uzay teleskobu bugün TSİ 16:09’da Kaliforniya’daki Vanderberg Hava Kuvvetleri Üssü’nden DELTA II roketiyle birlikte başarıyla fırlatıldı. WISE uzay teleskobu kutupsal yörüngede hareket edecek ve dokuz ayda gökyüzünün tamamını bir buçuk kez taramış olacak. Görev boyunca WISE evrenin saklı cisimlerini ortaya çıkaracak. Bunlara sönük yıldızlar, karanlık asteroidler ve en parlak gökadalar da dahil.
Her zaman, roket bilimi için bir rokete ihtiyacınız olmayabilir. Bazen büyük bir uçak da aynı işi görür mesela bir 17 tonluk 2.75 metrelik SOFIA adı verilen teleskopa sahip bir Boeing 747.
SOFIA (Stratosferic Observatory for Infrared Astronomy – Kızılötesi Gökbilim için Stratosfer Gözlemevi) evreni 45000 yükseklikte stratosferden geçerken gözlüyor. Gelecek yıl hizmete girecek olan SOFIA, dünyanın en büyük ‘uçan’ teleskopu olacak.
NASA’nın SOFIA kızılötesi gözlemevi, Dryden Uçuş Operasyonu Binası, California (Dryden Aircraft Operations Facility) üstünde uçarken.
Telif Hakkı: NASA / Jim ROSS
“SOFIA bazı önemli bilimsel olayları açığa kavuşturmak için hazırlandı.” diyor proje araştırmacısı Pamela Marcum. “Mesela, SOFIA bize gezegenlerin nasıl oluştuğunu ya da Güneş Sistemi’nin nereden geldiğini anlamamıza yardım edecek.” Gezgin bir gözlemevi olduğundan, SOFIA’nın limitleri yok. SOFIA, Dünya’nın her yerinden görünmeyen herhangi bir ilginç olayı (mesela tutulmaları) gözlemleyebilirken, karadaki çoğu gözlemevi bu gösteriyi ‘yanlış konumdan’ dolayı kaçıracak. SOFIA, daha geniş bir gözlem alanı için gözlemlerini su buharının oluşturduğu katmanın ilerisinde yapacak.
Sağda: SOFIA’nın bulunduğu uçak. Solda: SOFIA [1][2]
Telif Hakkı: Tom Tschida
Galaksimiz Samanyolu gezegen sistemleri ile dolu olduğu halde gökbilimciler bunların tam olarak nasıl oluştuğunu anlayabilmiş değil. Nedeni de sıradan teleskopların gezegenlerin oluşun yeri olan devasa, yoğun toz ve gaz yığınının arkasını görememeleri. Kızılötesi ışığı kullanarak SOFIA, bu sırrı aralayabilir ve araştırmacılara moleküllerden nasıl dünyalar oluştuğunu gösterebilir.
“SOFIA, gezegenleri, yeni yıldızların etrafındaki su buharının buza dönüştüğü ‘gezegensel bu sınırı (planetary snowline)’ adı verilen sınırda izleyecek.”diyor Marcum. “Çünkü buralarda gaz devlerinin (Satürn, Jüpiter gibi gazdan oluşmuş devasa gezegenler) oluştuğu düşünüyoruz. En büyük kütleli gezegenler bu sınır etrafı oluşuyor çünkü buradaki koşullar kayaların birleşip gezegen oluşturması için ideal. (Yapışkan kar tanelerinin birleştirilip kar topu yapılması gibi)”
“Önce yeterince büyük bir çekirdek oluşuyor. Yerçekim kuvveti yeterince güçlü olunca hidrojen ya da helyum gazları yüzeye ‘yapışıyor’. Jüpiter ve Satürn gibi gezegenlerde bu çekirdek büyümeye devam ederken, bu kütleye sahip olmayan çekirdekler ise kayalık gezegenleri oluşturuyor.”
Sanatçının gözünden gezegenlerin oluştuğu gezegen öncesi disk.
Telif Hakkı: NASA/JPL-Caltech
“Gezegen öncesi diskteki oksijen, karbon ve karbondioksit gibi basit yapıların nerede oluştuğunu SOFIA belirleyecek.” Bu maddelerin nerede oluştuğunu tespit ederek bunların nasıl birleştiğini anlamak mümkün olacaktır.
Teleskopun en iyi özelliklerinden birisi de diğer kızılötesi teleskopları tamamlaması. 20 yıllık ömrü boyunca, diğer teleskopların uzunca inceleyemediği yerleri inceleyip araştırabilir. Mesela, WISE ilgi çeken bir şey bulduğunda SOFIA bunu uzunca bir süre incelerken, WISE da gökyüzünü taramaya devam eder.
“WISE, kızılötesi dalga boyunda tüm gökyüzünü tarayarak istatistiksel bilgiler için dizayn edilmiştir. Ama SOFIA’nın bu iş için vakti olacak.”
İnsan gözünün göremediği sıcakkanlı bir köpekten ve soğukkanlı kertenkeleden çıkan kızılötesi ışınlar.
Telif Hakkı: NASA
SOFIA, Hershel Uzay Teleskopu’nun üç boyutlu araştırmalarından ve James Webb Uzay Teleskopu’nun yakından uzağa kızılötesi araştırmalarından çıkan sonuçları kullanacak.
Marcum’un konu hakkında yorumu şöyle: “Herschel Uzay Teleskopu, 3 yıllık soğutucu sıvısını bitirince, SOFIA, uzak kızılötesi ile milimetrik kızılötesi aralığında çalışan tek teleskop olacak. Bu aralık, en az keşfedilmiş aralık. SOFIA, James Webb Uzay Teleskopu ile aynı aralıkta çalışacak olsa da SOFIA biraz daha geliştirilmiş bir teknolojiye sahip olacak. SOFIA, Jess Webb Uzay Teleskopu ile Herschel Uzay Teleskopu’nun çalışma alanlarının dışında kalan boşluğu dolduracak. “
Tüm teleskoplar gibi onarıma ihtiyacı olacak olan SOFIA’nın da bu ihtiyacı çabucak giderilebilecek. Halbuki uzaydaki teleskopların onarımı oldukça güç.
Spirit için küçük fakat sevindirici bir haber! Araç battığı kumda başarılı bir hareket yaptı, çok fazla değil fakat Spirit’i battığı kum havuzundan kurtarmak için, 2 adımdan oluşan planın birinci adımı gerçekleşti sayılır. 19 Kasım 2009 tarihinde yollanan sürüş komutu ile aracın tekerlekleri dönmeye başladı, araç bu dönme miktarı ile normal şartlarda düz bir zeminde 2,5 metre ilerleyebilirdi. Fakat tekerlekler kumun içinde patinaj yaptığı için aracın ağırlık merkezi sadece 12 milimetre öne doğru, 7 milimetre sola doğru ve yaklaşık 4 milimetre aşağı doğru hareket etti. Tekrar yinelemek gerekirse bu çok fazla bir hareket değil fakat aylardır beklenen ilk sevindirici haberet.
2 resim arasındaki fark Spirit’in hareketini gösteriyor.
Telif Hakkı: NASA / JPL
Aracın ağırlık merkezinin birazcık aşağı hareket etmesi bir yana bırakılırsa, aracın komut gönderilmeyen yani döndürülmeyen sağ ön tekerinde de küçük bir öne doğru hareket gözlendi ve ön sol teker yukarı doğru küçük bir sıçrama yaptı. Şu an için bu hareketlere bakarak aracın genel hareket davranışı hakkında çok fazla bilgi verilemez.
Spirit’e yollanan sürüş planına göre aracın herhangi bir yönde sadece 1cm (10 milimetre) gitmesi limiti konulmuştu. Araç ise 12 milimetre ilerlediği için limiti aştığını düşünerek sürüşün 2. adımını gerçekleştirmedi.
Spirit’i Kurtarma Operasyonu 17 Kasım 2009 tarihi itibari ile başladı. 1. gün saat 04:00 (0900GMT) sularında sürüş için ilk komut gönderildi. Araçdan alınan ilk geri bildirimler incelendiğinde talihsiz bir olay yaşandığı anlaşıldı. Araç yollanan komutu almış ve tekerlekler harekete geçtikten 1 saniye sonra (hatta daha kısa süre içerisinde) hemen otomatik olarak durdurulmuş. Veriler daha detaylı incelendiğinde bunun sebebinin , aracın izin verilen limitlerden daha fazla açı ile yana yattığı bu yüzden otomatik olarak komutu kabul etmediği anlaşılmıştır. Aracın kritik yalpalama (yana yatma) ve yunuslama (ön ve arka seviye farkı) açı limiti hassasiyeti 1o den daha az olduğu için bu kritik değer çok az bir miktarda da geçilmiş olsa araç herhangi bir sürüş komutuna izin vermiyor. Bu tür küçük kısıtlamaların aracı, kurtarma esnasında sık sık durdurabileceği düşünülüyor. Fakat projenin yararına, kurtarma amacı ile bu kısıtlamalar daha geniş tutulabilir.
Spirit’in üzerindeki kameradan tekerlerin durumu. Sol tekerler tamamen kuma batmış vaziyette. Sağdaki fotoda sağ tekerleğin biraz daha patinaj yaptığı görülmekte.
Telif Hakkı: NASA / JPL
Aslında kurtarma ekibi yaşanan bu olaya iyi tarafından bakıp, aracın şu anki durumunda yan yatma açısı ve yunuslama açısı hakkında daha kesin bilgiler elde etmiş oldu. Bu bilgiler ışığında planlar yeniden gözden geçirilecek. Analizler ise halen devam etmekte. Takım yeni planlamalardan sonra yeni sürüş komutunun 18 Kasım 2009 çarşamba günü ve bir diğerininde 19 Kasım 2009 perşembe günü yollanacağına karar verdi. Geçen hafta kurtarma operasyonu hakkında yapılan konferansta, takımın oldukça stres altında çalıştığı, operasyonun haftalar belki de aylar sürebileceği açıklandı. Hatta başırısızlıkla sonuçlanabileceği bile düşünülüyor.
Atlantis uzay mekiği bugün saat 21:28’de gerçekleşecek olan kalkış için hazır.
STS-129 Görev yöneticisi Charles O. Hobaugh
Telif Hakkı: NASA TV
STS-129 ekibi Uluslararası Uzay İstasyonu’na iki adet kontröl ciroskobu ve EXPRESS Lojistic Taşıyıcı 1 ve 2’yi yerleştirecek. Ayrıca görev sırasınca ekip üniversite öğrencilerinin hazırladığı deney düzeneğini de yerleştirecekler. Öğrenciler kütleçekimsiz ortamda mikropların nasıl geliştiğini araştıracaklar.
Yaklaşık bir ay önce Ay’da su bulmak için gönderilen LCROSS uydusu Ay’a planlı bir şekilde çarpmıştı. Uzmanlar çarpmanın etkisiyle ortaya bir parlamanın çıkacağını bekliyorlardı fakat beklenen olmamıştı. Özellikle amatör gökbilimciler bu olay karşısında hayal kırıklığına uğramıştı. Çoğu kişi patlamanın ardından ortaya bir parlamanın çıkmamasından dolayı görevin başarısız olduğunu düşündüler.
Ama yanıldılar. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) dün yaptığı açıklamada patlamanın etkilerinin olumlu olduğunu ve beklendiği gibi Ay’da su bulunduğunu belirtti. Üstelik bu su çok da küçük miktarlarda değil. Uzmanlar çarpmanın olduğu krater için suyun 100kg civarında olduğunu belirtiyorlar. Patlama verilerinin çözümlemeleri hâlâ devam ediyor. Artık emin olduğumuz bir şey var: Ay o kadar da kurak bir yer değil.
Atlantis Uzay Mekiği’nin pazartesi günü gerçekleşecek olan kalkışı için geri sayım bugün 20:00’da başladı. Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın bugün Florida’daki Kennedy Uzay Merkezi’nde düzenlediği toplantıda görev yöneticileri, Atlantis Uzay Mekiği’nin ve ekibinin her şeyiyle birlikte pazartesi günü TSİ 21:28’de gerçekleşecek olan kalkış için hazır olduklarını belirttiler.
STS-129 ekibi soldan sağa Leland Melvin; Pilot Barry E. Wilmore; Commander Charles O. Hobaugh; Mission Specialists Randy Bresnik, Mike Foreman ve Robert L. Satcher Jr.
Telif Hakkı: NASA/Kim Shiflett
Atlantis görevi sırasınca Uluslararası Uzay İstasyonu’na iki adet Ekspress Lojistic Taşıyıcı yüklenecek. Atlantis’in kargo bölümü yöneticisi Scott Higginbotham, kargonun kendilerini çok fazla uğraştırdıklarını fakat üstesinden geldiklerini belirtti.
Hava tahminleri kalkış için şu anlık %10’luk bir ihtimal gösteriyor.
Bundan uzunca bir süre önce (yaklaşık 4 milyar yıl önce) Mars, Dünya gibi ılık ve yüzeyinde sıvı su barındırabilen bir gezegendi. Mars yüzeyindeki ırmaklar denizlere su taşıyorken kalın atmosferi de gezegeni ılık tutuyordu. Araştırmacılara göre, bakteriler oluşmaya bile başlamıştı. Bilim adamları, geçmişte Echus Chasma gibi sert yamaçlarda şelalelerin olduğunu düşünüyorlar.Telif Hakkı: Mars Express/ESA
Ama şu anda Mars oldukça soğuk ve çıplak. Irmaklar ve denizler yok. Atmosferi ise oldukça ince. Yaşayan tek hücreli canlılar varsa bile bunlar yüzeyde değil, Mars yüzeyinin altında bir yerlerde. Ne oldu da Mars bu hale geldi? Bu soru araştırmacıları oldukça meşgul ediyor. Ama bundan bir kaç yıl sonra bu soru da cevabını bulacak. NASA, Mars’a yeni bir uzay aracı gönderiyor. İsmi MAVEN (Mars Atmosphere and Volatile Evolution – Mars Atmosferi ve Uçucu Madde Değişimi) olan aracın asıl işi Mars’ın ikliminde olmuş bu değişimin nedenini bulmak. Bilinen kesin bir şey var ki; o da Mars’ın en önemli değerini yitirmesi: CO2 (karbondioksit) den oluşan atmosferi. Dünya’da olduğu gibi CO2 Mars’ta da sera etkisi yaratan gaz. Hem suyun sıvı halde bulunmasını sağlayan sıcaklık değerlerini koruyor hem de suyun hemen buharlaşmamasını ya da donmamasını sağlayan basınç değerlerini yaratıyor. 4 milyar yıldan daha önce kaybolan bu zarfın neden yok olduğu konusunda kesin bir bilgi yok. Belki bir göktaşı gezegene çarpıp Mars’ın çoğu gazının uzaya dağılmasını sağladı ya da güneş rüzgarlarının oluşturduğu erozyon atmosferi dağıttı. Başka bir iddia da gezegenin CO2‘i emdiği ve CO2‘in gezegende sadece karbonat halinde bulunması hakkında. Sanatçının gözünden güneş rüzgarlarıyla erozyona uğrayan Mars. Bu Mars’ın başına gelmiş olasıklardan sadece biri.Telif Hakkı: NASA Araştırmacılar tam olarak bu nedeni bulamasalar da MAVEN Uzay Aracı bilim adamlarına yardım edecek. Araç, bir Dünya yılında Mars’ın yörüngesine girecek. Eliptik bir yörüngede dolanacak olan araç Mars’ın yüzeyinde en yakın konumu 125 km ötede olacak. En uzak konumu ise gezegenden 6000 km ötede olacak. Bu inanılmaz konum değişimi MAVEN’e Mars atmosferi hakkında daha fazla bilgi toplamasına yardım edecek. MAVEN’in aletleri, atmosferde bulunan iyonları ve molekülleri takip edecek ve CO2 ve diğer moleküllerin akım yönleri de belirlenecek. MAVEN’den sorumlu baş araştırmacı Bruce Jakosky ve meslektaşları CO2‘in nereye gittiğini bulduktan sonra geriye yönelik CO2 tahmininde bulunacak. Araştırmacılara göre uzaya CO2 salınımı varsa MAVEN bunu belirleyecek. ‘Ne kadar?’ sorusu kadar önemli başka bir soru daha var: ‘Nasıl?’ Yaygın inanışa göre, manyetik alanın eksikliği Mars’ta kendini atmosferde gösteriyor çünkü gezegen güneş rüzgarlarına karşı korumasız. (Dünya’daki manyetik alan, Dünya’yı güneş rüzgarlarından koruyor.) Sadece yer yer bazı yerlerde bulunan manyetik alanlar gezegeni korumaya yeterli olmadığından atmosferi oldukça hassas. Bu nedenle de CO2 azlığının sebebinin güneş rüzgarları olduğu düşünülüyor. California Üniversitesi’nden David Brain ise bu düşünceye zıt başka bir iddia ortaya atıyor: ‘Bu ufak yerel manyetik alanlar Mars’ın atmosferinin yitirilmesinde önemli rol oynamıştır.’ Bu düşünceye göre, güneş rüzgarları ufak manyetik alanlarla karşılaşınca, manyetik alanlar bir ‘kabarcık’ oluşturacağına uzaya ilerlemiş ve beraberinde kayde değer bir atmosfer tabakasını götürmüş olabilirler. Mars atmosferi, güneş rüzgarları tarafından oldukça karmaşık bir sistemle kaybediliyor. MAVEN’de bunları tespit edebilecek 8 farklı alet var. NASA’nın Mars Global Surveyor Uzay Aracı’ndan alınan bilgiler bu teoriyi destekliyor ama daha kesin sonuçlar için araştırmacılar, MAVEN’in fırlatılmasını beklemek zorunda. Şu anda fırlatılma tarihi 2013 yılı olarak belirlendi. Bu görev, Mars’a ne olduğunu anlamakta büyük rol oynayacak. Ilık ve su dolu bir gezegenin nasıl ıssız ve kuru bir yere dönüştüğü anlaşılacak. İlgili Bağlantılar: APOD (Astronomy Picture of the Day) (Echus Chasma fotoğrafının yer aldığı NASA bünyesindeki her gün bir astronomi fotoğrafı yayınlandığı site) MAVEN (Mars Atmosphere and Volatile Evolution) (NASA Maven Uzay Aracı haberleri verdiği site) Science@NASA (David Brain’in iddiası hakkında makale) Kaynak: Science@NASA