| Mayalar bunu gerçekten düşündü mü? Gökbilim bilgileri gerçeği mi yansıtıyor? Gerçekten tedirgin olmamızı gerektirecek bir durum var mı? Tahmin edebileceğiniz gibi cevaplar “hayır” ya da “elbette imkansız” diyor. 21 Aralık 2012, Mayalar’ın takviminde gerçekten bir sayfanın sonu gibidir adeta. Fakat, Dünya’nın bu tarihte sona ereceğine dair hiçbir açık kanıt yok, hatta bunun yanlış olduğu yönünde bazı bulgular var. Bununla birlikte, eğer Dünya’nın sona ereceğine inandılarsa bile, gerçeklerin yanında bu düşünce yanlış olur. Dünya’nın sonunun geleceğini söyleyen bu fikir, galaktik ve gezegensel hizalanmaların kötüye işaret olduğuna inanan kıyamet günü tellallarının uydurmalarıdır. Yine de, kıyamet günü senaryolarından etkilenen bazı insanlar, ülkelerinin parçalara ayrılacağınıdan korkan(!) Amerikalılar, tsunamilerin Himalaya Dağları’nı silip süpüreceğine inananlar, Dünya’nın kutuplarının yer değiştireceğine inananlar ve hatta görünmez, gizli bir gezegenin adeta bir bovling topu gibi gezegenimize çarpacağına bile inananlar olabilir. Bu insanların çoğu, konu hakkında merak ettiklerini öğrenmek için gökbilimcilere danışıyor. “Elimizde, ihtiyacımız olan cevaplar var.” diyor E.C. Krupp. Bir arkeo-gökbilimci olan Krupp’un detaylarıyla anlattığı bu takıntının tarihi, Sky & Telescobe Dergisi’nin Kasım 2009 sayısına kapak oldu. Yine S&T’nin Kasım sayısında, derginin baş editörü Robert Naeye Dünya’da yaşamı yokedebilecek bazı olayları ve bu olayların önümüzdeki birkaç bin yıl içinde olamayacağını anlatıyor ve ekliyor, “İnsanlığın telaşlanması gereken çok daha önemli şeyler var.” Kaynak: Sky & Telescope |
Uzay Araştırmaları
Bir Gezegene İki Yıldız
| Dünya’dan 190 ışık yılı uzaklıkta bulunan gaz devi gezegen, HD 80606b, Jüpiter’den yaklaşık 4 kat fazla bir büyüklüğe sahip. Gezegenin normal dışı yörüngesi yıldızını sıyırıp geçiyor ve yaklaşık olarak Dünya ile Güneş arasındaki bir uzaklığa tekrar fırlatılıyor. Dahası, bu yörünge gezegenin ekvatoru ve yörünge ekseninin çok daha üstünde eğiklik gösteriyor. Gezegenin 2001 yılında keşfinden sonra astronomlar gezegenin sahip olduğu bu tuhaf karakteristik özelliğin asıl yıldızdan 200 milyar uzaklıkta konumlanmış ikinci bir partneriyle çekimsel olarak bir karışıklık yaşadığından ötürü olabileceği tahmininde bulunmuşlardı. Ama kesin bir kanıta sahip değillerdi. Bunun sonucunda astronomlar Massachusetts’ten Hawaii’ye uzanan 8 gözlem yaptılar ve 11 saat boyunca gezegenin yıldızının önünden geçişini izlediler. Yıldız, her bir noktada günbatımından hemen kısa bir süre sonra görünür oldu ve sadece bir kaç saatliğine görünür kaldı. Böylece her bir teleskop sadece bir kısım bilgiyle katkıda bulunabildi. Bu gözlemlere dayanarak ‘The Astrophysical Journal’, son sayısında astronomların HD 80606b ile ilgili olan son görüşlerine yer verdi. Bu duruma göre ise HD 80606b çekimsel olarak 2 yıldıza bağlı olan tamamiyle yeni bir tür güneş sistemi ötesi gezegen sınıfını oluşturmuş oluyor. “Çoklu teleskop yaklaşımı geniş yörüngesel sistemleriyle diğer uzun transit geçişli gezegenlerin çalışmaları için daha yaygın ve gerekli olacak” diyen Florida Üniversitesi, Gainesville’den astronom ve koordinatör Eric Ford sözlerini şöyle devam ettiriyor: “Bu, özellikle yıldızlarının yaşamsal bölgelerinde bulunan Dünya benzeri gezegenlerin araştırılmasında doğruluk kazanıyor.” NASA’nın Moffett Bölgesi Ames Araştırma Merkezi’nde gezegen bilimci Jack Lissauer ise; kendi Güneş Sistemi modeli araştırmalarına dayanarak, grubun HD 80606b’nin ilginç yörüngesi üzerinde vardıklarını sonucun en akla yatkın sonuç olabileceğini söylüyor. HD 80606b’nin çekimsel olarak başka bir komşu kütleli gezegen tarafından yörüngesinin karıştırılıp tekrar mevcut yörüngesine fırlatılmış olabileceğini belirten Jack Lissauer bunun eş bir yıldızın varlığıyla sağlanmış olabilmesinin olasılık dışı olduğunu savunuyor. Kaynak: Science/AAAS |
Apophis Asteroidi
| Apophis Asteroidi yaklaşık olarak 2.5 futbol sahası büyüklüğünde. Yeni veriler, Pasadena’daki NASA jet İtki Laboratuvarı’nda (Jet Propulsion Laboratory) Dünya’ya yakın nesneler hakkında çalışma yapan bilim insanları Steve Chesley ve Paul Chodas tarafından belgelendi. Son bulgularını, 8 Ekim 2009’da Puerto Rico’da düzenlenen Amerikan Astronomi Derneği’nin gezegen bilimi toplantısında sunacaklarlar. Chasey şöyle konuştu: “Apophis 2004’teki keşfinden beri toplumun ilgisini çeken gök nesnelerinden biri olmuştur, güncellenmiş bilgisayar hesap teknikleri ve yeni bilgiler sayesinde Apophisin 13 Nisan 2036’da Dünya ile karşılaşma olasılığı 45000’de 1’den milyonda 4’e düştü.” Apophis’in yörüngesine ait güncellenmiş bilginin büyük bir kısmı Hawaii Üniversitesi Astronomi Enstitüsünde’ki Dave Tholen’in 88 inçlik teleskopla yaptığı gözlemlerinden geliyor. Tholen görüntülerdeki asteroidin pozisyonunu kullanıp gelişmiş ölçümler yaparak Chesley ve Chodas’a Apophis’in önceki yörünge hesaplarından daha kesin verin setleri sağladı. Ölçümler için ayrıca Arizona Steward Gözlemevindeki 90 inçlik teleskop ve Puerto Rico’da Arecibo Gözlemevi’nden gelen veriler kullanıldı. Bu veriler Apophisin bu yüzyılın sonuna kadar olan yörüngesine ait daha kesin bilgiler sağladı. Bulgular 2068’deki geçişi sırasında çarpışma riskinin milyonda 3 olduğunu gösteriyor. 2029 ve 2036 yılındaki geçişlerinde olduğu gibi 2068 geçişinde de daha fazla verinin elde edilmesiye bu olasılığın azalması bekleniyor. Apophis’in 2029’daki geçişi sırasında bu riskin % 2.7 olduğu düşünülüyordu ama daha fazla gözlem bu olasılığın olmadığını gösterdi. Apophis 13 Nisan 2029 geçişinde Dünya’ya 30000 km’den daha fazla yaklaşmayacak. Dünya’ya yakın nesneler programı müdürü, Don Yeomans şöyle konuştu: “İnce yörünge hesapları gösterdi ki Apophis bizim için bilimsel açıdan heyecan verici bir fırsat ve korkulacak birşey yok. Halk Apophis ve diğer Dünya’ya yakın Nesneleri bizim çalışmalarımızdan izleyebilir.” Asteroidlerin yörüngesini belirlerken tüm güneş sisteminin modeli ele alınır. Güneşin, ayın ve diğer gezegenlerin hatta büyük asteroidlerin dahi kütleçekimsel etkileri hesaba katılır. NASA, uzay ve yer tabanlı teleskopları kullanarak astroid ve kuyrukluyıldızları saptayıp yörüngelerini hesaplıyor. Dünya’ya Yakın Nesneler Programı yaygınca “uzay koruma” olarak adlandırılıyor. Bu program bu tip nesneleri saptayıp karakterize ediyor ve sınıflıyor. Gezegenimize potansiyel zarar verebilecek nesneler belirleniyor. İlgili Bağlantılar: Jet İtki Laboratuarı (Jet Propulsion Laboratory) (NASA’nın ‘Dünya’ya Yakın Nesneler Programı’ hakkında haberler yayınlayacağı site) Universe Today (Resmin alındığı site) Kaynak: NASA |
Ay’a Çarpan Araçlar
| Çarpışmadan etkilenecek bölge Ay’ın güney kutbuna yakın Cabeus Krateri (Crater Cabeus) olacak. NASA, Ay Krateri Gözlem ve Aygılama Uydusu’na (LCROSS – Lunar Crater Observation and Sensing Satellite) rehberlik edecek. Çarpışmanın yaratacağı etkinin TSİ 14.30’da başlayacağı düşünülüyor. İlk olarak Centaur roketi bünyesindeki 10 milyar jouleluk kinetik enerjisini, inerken, göz kamaştırıcı bir ışığa ve ısıya dönüştürecek. Araştırmacılar enkaz bulutunun 10 km’ye kadar yükselebileceğini düşünüyor. Hemen ardından LCROSS’un ana gemisi çarpışmayı fotoğraflayacak ve toz bulutunun içinden geçecek şekilde hareketini sürdürecek. Su, tuz, toprak, su bileşimli mineraller, organik moleküller vb. herşey uzay gemisinin yüzeyinde bulunan izgeölçerlerle (spektrometer) ölçülecek. Centaur yüzeye indikten 4 dakika sonra, 700 kilogramlık LCROSS uydusu, Cabeus Krateri’nin yakınlarına indirilecek. Uzay araçlarının indirileceği Ay’ın Güney Kutbu. Telif Hakkı: NMSU / MSFC Tortugas Gözlemevi Not: Uzay araçlarının inişleri ne yazık ki ülkemizden görülemeyecek ancak TSİ 13.15’ten itibaren bu inişleri NASA TV’den naklen izleyebilirsiniz. İlgili Bağlantılar: NASA TV (Uzay araçlarının inişini canlı olarak veren kanal) Kaynak: Science@NASA |
Karadeliklerin Oyunu
| Bilimadamları iki karadeliğin bu kadar yakınlaşmalarının nedenini birbirleri etrafında dönüşlerinin ortalarında olmalarını gösteriyor. 30 milyon yıl önce başlamış olan bu dönüş günümüzden milyonlarca yıl sonra tamamlanacak ve iki karadelik daha büyük bir karadelik yaratacak. Uzmanlar iki karadeliğin birleşmesinden doğan sonuçları anlayabilmek için bu tip, daha çok astrofiziğin alanına giren, olayları inceliyor. Evrenin en güçlü yerçekim dalga kaynağı olduğu düşünülen süper kütleli karadelikler (supermassive blackhole) çoğu galaksinin merkezinde bulunuyor. Bu tip çift karadeliklerin de süper kütleli karadeliklerin ivmeli bir şekilde büyümeleri sırasında ortaya çıkan çok güçlü fışkırmalarda kendini gösteren (powerful jets) bükülmeleri ve eğilmeleri açıklayabileceği düşünülüyor. İlgili Bağlantılar: Marshall Uzay Uçuş Üssü (Marshall Space Flight Center) (Resmin daha yüksek çözünürlüklü versiyonlarının bulunduğu site) Kaynak: Universe Today |
Başka Bir Mars Meteoridi
| Aşağıda ise aynı resmin 3 boyutlu hali bulunmaktadır. Opportunity Uzay Aracı’nın çektiği ‘Shelter Island’ resminin 3 boyuta çevrilmiş hali. Çevirme İşlemi: Stu Atkinson Kaynak: Universe Today |
UFO mu Hayal Gücü mü?
| 1996 yılında insanların gördüklerini iddia ettiği 609 UFO’nun betimlemesi ile 1995 yılında yayınlanan ‘X Dosyaları’ (X files) dizisi ve aynı yıl sinemada gösterime girmiş ve uzaylıları konu alan ‘Kurtuluş Günü’ (Independence Day) gibi filmlerdeki 117 UFO görüntüsü karşılaştırılmıştır. Uzman David Clarke’a göre açık bir şekilde sinema filmleri ve televizyon programları halkın UFO beklentilerini ve olayın enteresanlığını arttırıyor ve aynı zamanda insanların UFO’lara nasıl inandığını gösteriyor. Raporda UFO gördüğünü iddia eden polis memurlarının, savaş uçağı pilotlarının ve hatta küçük çocuklarının betimlemelerine dahi yer verildi. Sonuç olarak, tüm tasvirlerin %90’nın parlak yıldızlar ve gezegenler, kayan göktaşları, yapay uydular ve bazı havadan yapılan reklam amaçlı nesneler olduğu anlaşıldı. %10’luk kısım ise açıklanmayan nesneler olarak listelenmiş durumda, bunun sebebi de anlatıcının verdiği eksik bilgi. Kaynak: Universe Today |
Kepler’in Başarısı
| NASA’nın yeni Güneş Sistemi dışı gezegen avcısı Kepler Uzay Teleskopu, artık olağanüstü özelliklerini kullanmaya başladı. Science dergisinde yayınlanacak makaleye göre, Kepler Uzay Teleskopu, iyi bilinen bir gaz devinin atmosferini saptayabildi. |
| Washington’da bulunan NASA merkezindeki Astrofizik dalı başkanı Jon Morse bu gidişattan çok menmun: “İlk 10 günde alınan bilgilerle, bu gezegenin atmosferini saptamak daha sadece başlangıç. Gezegen avı başladı!.” 6 Mart 2009’da, Florida’daki Cape Canaveral Hava Kuvvetleri Üssü’nden fırlatılan Kepler Uzay Teleskopu, gelecek 3.5 yılı Dünya büyüklüğündeki ve ‘Goldilocks Bölgesi’ (Goldilocks Zone) olarak adlandırılan sıvı suyun bulunma olasılığının yüksek olduğu yerlerdeki gezegenleri arayarak geçirecek. Bunu da periyodik olarak yıldızın parlaklığındaki azalmaya göre bulacak. Atmosferi tespit edilen gezegen HAT-P-7. Çevresinde döndüğü yıldız Dünya’dan bin ışık yılı uzakta ve gezegenin yıldızı etrafındaki periyodu 2.2 gün. Gezegenin yıldızına yakınlığı da Dünya’nın Güneş’e yakınlığının 26’da biri. Bu da onu ‘Sıcak Jüpiter’ tanımına sokuyor. HAT-P-7 gezegeni, Kepler Uzay Teleskopu uzaya gönderilmeden önce bilindiği için Kepler Uzay Teleskopu buralarda araştırmalar yaptı. Teleskopun ölçtüğü değerlerin kesinliği araştırmacılara, gezegenin değişik evrelerdeki ışık azalmasını ve artmasını kesin olarak gösterdi. Aynı zamanda teleskop, gezegenin yıldızın arkasına geçtiği zaman ışığının tamamen kesilmesini de tespit etti. Bu kesilmeye ‘örtülme’ (occultation) adı veriliyor. Kepler Uzay Teleskopu gönderilen eşi görülmemiş detaydaki bilgileri iletti. Işık eğrisindeki örtülmeden, dalga boyundan ve şeklinden gezegenin yaklaşık 2400oC ‘deki atmosferi belirlendi. Örtülme sırasındaki zamanın yıldızın önünden geçerkenki zamanın karşılaştırılmasıyla gezegenin çembersel yörüngesi olduğu da keşfedildi. Kaynak: Science@NASA |
Ay’daki Araçların Fotoğrafları
Ay’ın etrafındaki yörüngesinde dolanan LRO (Lunar Reconnaissance Orbiter) yörünge aracı, Ay yüzeyini fotoğraflayarak geçtiğimiz haftalarda bir seri fotoğraflar gönderdi. Fotoğraflar ise NASA’nın Apollo Projesi kapsamında Ay’a yolladığı insanlı uzay araçlarından geriye kalan yardımcı aygıtların, fırlatma rampalarının hatta Ay yürüyüşü yapmış astronotların ayak izleri.

Apollo 14’ün iniş yaptığı alan.İşaretlenmiş yer Apollo 14’ün fırlatma rampası.
Telif Hakkı: NASA
Fotoğraflar, yıllardır süre gelen ve insanoğlunun Ay’a ayak basışının 40. yılının kutlandığı bugünlerde iyice hararetlenen “NASA Ay’a gitti mi? Mevcut fotoğraflar sahte mi? Soğuk Savaş’ın bir parçası mı?” gibi onlarca tartışmalı soruyu açıklığa kavuşturup, akıllarda kalan soru işaretlerini cevaplayacak gibi görünüyor.
LRO bu fotoğraflarının ilk kısmnı 11 – 15 Haziran tarihleri arasında yolladı ve o esnada fotoğraflama yapacağı yörüngeye yerleşmemişti. Araç asıl yörüngesine yerleştiği zaman yollayacağı görüntüler bu fotoğraflardan çok daha kaliteli ve yüksek çözünürlüklü olacak. LRO baş tasarımcısının bu konuda yorumu şöyle: “Bu fotoğraflarda dahi yüzeyde geriye kalmış uzay araçlarının parçaları rahatlıkla seçilebiliyor ve sanki bizi bekliyor gibi görünüyorlar… LRO takımı olarak yollanan fotoğraflarda herhangi bir modülün ilk fotoğrafını görmek için oldukça heyecanlı bir bekleyiş içindeydik. Kameraların ne kadar güzel odaklandığını görmek bizi çok şaşırttı.” Yollanan fotoğraflarda sadece Apollo-12 uzay aracına ait iniş bölgesi fotoğrafı yok. Önümüzdeki hafta o bölgenin de fotoğraflanması ve Apollo-12’den kalan parçalarının da görüntülerinin elde edilmesi planlanıyor.

Apollo 11, Apollo 15, Apollo 16 ve Apollo 17 araçlarının indiği bölgeler. İşaretlenmiş yerler uzay araçlarının fırlatma rampalarını göstermektedir.
Telif Hakkı: NASA
Fotoğraflardaki çözünürlük farkının sebebi ise LRO aracının yörüngesinin eliptik olmasından ve Güneş ışığının yataya yakın bir açı ile gelmesinden kaynaklanıyor. Yüzeydeki küçük bir çukur veya yükselti bile uzun bir gölge yaratabiliyor.
Fotoğraflarda 4 feet x 4 feet ‘lik bir alan (16 feet2=1.48 m2) bir piksel ile gösteriliyor. Fırlatma rampası ise yaklaşık olarak 12 feet(=3.65 m) olan bir daire kadar alanı (10.45 m2) kaplıyor. Rampa alanı ile yaklaşık 9 pikseli dolduruyor. Ancak gölgesi ile hesap edildiği zaman (rampa+ gölgesi) toplam 20 pikseli dolduruyorlar. Bunun sebebi Güneş ışığının yatay gelmesi ve buna bağlı olarak gölgenin çok uzun olması.

Apollo 14’ün iniş yaptığı alan ve görülebilen izler.
(Scientific Instruments: Bilimsel Aygıtlar, Astronaut Footprints: Astronotların Ayak İzleri, Lunar Module: Ay modülü(Antares aracın ismi), LM Shadow: Ay Modülünün Gölgesi)
Telif Hakkı: NASA
Apollo-14 fotoğrafında ise ışık geliş açısı oldukça iyi olduğundan astronotların ayakizleri gayet net. Hatta Ay yüzeyinde yapılan bir deney için gerekli aygıtları taşıyan paket de (Scientific Instruments) fotoğrafta farkedilebiliyor.
Kaynak: Universe Today
Ay’daki Araçların Fotoğrafları
Ay’ın etrafındaki yörüngesinde dolanan LRO (Lunar Reconnaissance Orbiter) yörünge aracı, Ay yüzeyini fotoğraflayarak geçtiğimiz haftalarda bir seri fotoğraflar gönderdi. Fotoğraflar ise NASA’nın Apollo Projesi kapsamında Ay’a yolladığı insanlı uzay araçlarından geriye kalan yardımcı aygıtların, fırlatma rampalarının hatta Ay yürüyüşü yapmış astronotların ayak izleri.

Apollo 14’ün iniş yaptığı alan.İşaretlenmiş yer Apollo 14’ün fırlatma rampası.
Telif Hakkı: NASA
Fotoğraflar, yıllardır süre gelen ve insanoğlunun Ay’a ayak basışının 40. yılının kutlandığı bugünlerde iyice hararetlenen “NASA Ay’a gitti mi? Mevcut fotoğraflar sahte mi? Soğuk Savaş’ın bir parçası mı?” gibi onlarca tartışmalı soruyu açıklığa kavuşturup, akıllarda kalan soru işaretlerini cevaplayacak gibi görünüyor.
LRO bu fotoğraflarının ilk kısmnı 11 – 15 Haziran tarihleri arasında yolladı ve o esnada fotoğraflama yapacağı yörüngeye yerleşmemişti. Araç asıl yörüngesine yerleştiği zaman yollayacağı görüntüler bu fotoğraflardan çok daha kaliteli ve yüksek çözünürlüklü olacak. LRO baş tasarımcısının bu konuda yorumu şöyle: “Bu fotoğraflarda dahi yüzeyde geriye kalmış uzay araçlarının parçaları rahatlıkla seçilebiliyor ve sanki bizi bekliyor gibi görünüyorlar… LRO takımı olarak yollanan fotoğraflarda herhangi bir modülün ilk fotoğrafını görmek için oldukça heyecanlı bir bekleyiş içindeydik. Kameraların ne kadar güzel odaklandığını görmek bizi çok şaşırttı.” Yollanan fotoğraflarda sadece Apollo-12 uzay aracına ait iniş bölgesi fotoğrafı yok. Önümüzdeki hafta o bölgenin de fotoğraflanması ve Apollo-12’den kalan parçalarının da görüntülerinin elde edilmesi planlanıyor.

Apollo 11, Apollo 15, Apollo 16 ve Apollo 17 araçlarının indiği bölgeler. İşaretlenmiş yerler uzay araçlarının fırlatma rampalarını göstermektedir.
Telif Hakkı: NASA
Fotoğraflardaki çözünürlük farkının sebebi ise LRO aracının yörüngesinin eliptik olmasından ve Güneş ışığının yataya yakın bir açı ile gelmesinden kaynaklanıyor. Yüzeydeki küçük bir çukur veya yükselti bile uzun bir gölge yaratabiliyor.
Fotoğraflarda 4 feet x 4 feet ‘lik bir alan (16 feet2=1.48 m2) bir piksel ile gösteriliyor. Fırlatma rampası ise yaklaşık olarak 12 feet(=3.65 m) olan bir daire kadar alanı (10.45 m2) kaplıyor. Rampa alanı ile yaklaşık 9 pikseli dolduruyor. Ancak gölgesi ile hesap edildiği zaman (rampa+ gölgesi) toplam 20 pikseli dolduruyorlar. Bunun sebebi Güneş ışığının yatay gelmesi ve buna bağlı olarak gölgenin çok uzun olması.

Apollo 14’ün iniş yaptığı alan ve görülebilen izler.
(Scientific Instruments: Bilimsel Aygıtlar, Astronaut Footprints: Astronotların Ayak İzleri, Lunar Module: Ay modülü(Antares aracın ismi), LM Shadow: Ay Modülünün Gölgesi)
Telif Hakkı: NASA
Apollo-14 fotoğrafında ise ışık geliş açısı oldukça iyi olduğundan astronotların ayakizleri gayet net. Hatta Ay yüzeyinde yapılan bir deney için gerekli aygıtları taşıyan paket de (Scientific Instruments) fotoğrafta farkedilebiliyor.
Kaynak: Universe Today