ODTÜ’lü yıldız çocukları olarak 10 Aralık 2016’da İstanbul Beşiktaş Gümüşsuyu girişinde yaşanan ve halkımıza korku salan bu alçakça saldırıda yaşamını yitiren tüm insanlarımızın yakınlarına başsağlığı diliyoruz ve yaşanan saldırının karşısında durduğumuzu bildirmek istiyoruz.
Bilim, şiddetin ve terörün yöntemlerini kullanan insanların karşısında, özgürlüğün yanındadır. Bilimsel yöntemin insana kattığı bilince sahip insanlar, mantık ve diyalog yöntemleri ile sorunlarına çözümler arar. Suçsuz insanların öldürülmesi hiçbir zaman hiçbir sorunu çözemez. Bu bilinç ile dileriz ki bu tür saldırılar azalır ve ülkemizdeki daha fazla insan gökyüzüne bakabilir.
ODTÜ’lü yıldız çocukları olarak 2017’nin, çok daha az insanın öldüğü, dostluğun, barışın ve özgürlüklerin yeşerdiği, bilimin ışığıyla daha fazla aydınlanacağımız bir yıl olmasını diliyoruz. Hepinizin, yeni yılı kutlu olsun. Bol yıldızlı geceler sizinle olsun.
Sevdiklerinizle güzel bir ömür geçirmeniz dileğiyle
Birçoğumuz az çok tarih bilgisine sahibiz. Birçoğumuz da Osmanlı Dönemi’nin kuruluş-yükseliş-çöküş dönemlerini biliriz. Osmanlı Devleti yükseldiği dönemlerde, Avrupa bilim ve teknolojide atılım yapmış böylece dünya milletleri üzerinde egemenlik sağlama fazla toprağa sahip olana değil bilim ve teknolojide ileride olana verilmiş. Bu dönemde Avrupa’da birçok Türk alimin eserleri ders kitabı olarak okutulmaya başlansa da, sadece toprak kazanma derdinde olan Osmanlı için durum pek iyiye gitmemiştir. Çöküş döneminde ısrarla toprak peşinde koşan Osmanlı yıkılmaya mahrum kalmıştır. Buraya kadar tarih bilgilerimizi güncelledik biraz. Peki ya sonra ne oldu?
Anadolu topraklarından bir Mustafa Kemal ve ordusu geçti. Bu topraklarda yeni zaferler edinildi ve bu zaferler sadece topraktan ibaret değildi. Mustafa Kemal hem düşmanla hem de cehalet ile savaşmıştır. Bu savaşın sonunda; rejim, yönetim, düşünce anlayışı değişmiş, Anadolu insanının yaşam şeklinin de değişmesini sağlamıştır. Eğitime, bilime önem vermeyen bir toplumda güneş olarak doğmaya başlamıştır. Artan okuma-yazma oranı, kadın-erkek demeden herkese tanınan eğitim hakkı, kurulan okullar… Bunlar sadece en temel örnekler.
Kurtuluş Savaşı sona ermiştir ve Atatürk geleceğin bilimsel çalışmalarla sağlanacağını, 1923’de: ‘Arkadaşlar, bundan sonra pek mühim zaferlere kavuşacağız. Fakat, bu zaferler, süngü ile değil, iktisat ve ilim zaferleri olacaktır. Ordularımızın şimdiye kadar istihsal ettiği muzafferiyetler, memleketimizi halâs-ı hakikîye sevketmiş sayılmaz. Bu zaferler ancak müstakbel zaferlerimiz için kıymetli bir zemin hazırlamıştır. Muzafferiyât-ı askeriyemizle mağrur olmaya bu yeni ilim ve iktisat zaferlerimize hazırlanalım.’ diyerek ifade etmiştir.
Atatürkçü düşünce sisteminde gelecek bilim ve fen ile kurulmalıydı. Ne yazık ki Osmanlı’da bunun temelleri atılmamıştı. Savaştan yeni çıkmış olan Anadolu harap ve bitap düşmüş, mektepli gençler savaşta şehit düşmüştü. Elde avuçta yok denecek kadar öğretmen, bilim insanı, okul, üniversite, mühendis, profesör vardı. Tarih 30 Ağustos 1924 ve Atatürk der ki; ‘Efendiler, medeniyet yolunda muvaffakiyet yenilenmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadî hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için yegâne tekâmül ve terakki yolu budur. Medeniyetin buluşlarının, fennin harikalarının, cihanı değişmeden değişmeye sürüklediği bir devirde, asırlık köhne zihniyetlerle, maziperestlikle mevcudiyetin muhafazası mümkün değildir.’ Ve Atatürk 10.yıl nutkunda, Sakarya Muharabesi zamanlarında ve daha birçok kongre ve konuşmalarında bilim ve fenin önemine değinmiştir.
Atatürk döneminde ise Türkiye’de bilimin gelişmesi hususunda, yüksek okulları da içine alan 2252 sayılı yasanın 31 Mayıs 1933’de kabul edilmesi önemli bir adım olmuştur. Bu yasa gereğince eski İstanbul Üniversitesi 31 Haziran 1933 günü kapatılarak, onun yerine 1 Ağustos 1933 tarihinde batı Avrupa örneğine uygun modern bir üniversitenin açılması planlanmıştır. Bu üniversiteyi, Türkiye’de birçok yeni okulların veya bölümlerin açılması ya da modernize edilmesi takip etmiştir. Mesela, İstanbul Yüksek Teknik Okulu’nda Mimarlık Bölümü, Ankara’da Tarım ve Veterinerlik Okulu, Devlet Konservatuvarı ve diğer bazı okullar sayılabilir.(Bu paragraf alıntıdır.)
Türkiye’nin gelişmesi için önündeki engelleri kaldıran, Türkiye’de çağdaş bir devir başlatan, Türk milletinin akılcılık, bilim, fen, mühendislik gibi konularda gelişmesini sağlayan ve bunu tüm Dünya ülkelerinin gözü önünde, önce büyük bir savaş kazanıp sonra da eğitim alanında sıfırdan başlayarak yaptığı inkılaplarla yeni bir devir açan Mustafa Kemal ATATÜRK’e sonsuz teşekkürler… Sen rahat uyu Atam, biz gençler bu ülkeyi ilimle, fenle kalkındırıp, senin açtığın yolda hiç durmadan ilerleyeceğimize ant içeriz.
Dünya’nın en ileri ülkeleri, halkın yönetime katıldığı ülkelerdir. Otoriterliğin yaygınlaştığı ve özgürlüklerin kısıtlantığı ülkeler ise tarihin karanlık sayfalarında yer almaya mahkumdur. Bilimsel düşünce, özgür düşüncenin yeşerdiği topraklarda gelişir, ifade özgürlükleri ile demokrasiyi birbirinden ayırmak ise mümkün değildir.
Bizler de ODTÜ’nün Gökyüzü’nü Seven Yıldız Çocukları olarak bu ışıklı ülkü doğrultusunda Cumhuriyet Yönetim Biçimi’nin, laikliğin, akıl ile mantığın ve tüm cumhuriyet kazanımlarının destekçisiyiz. Gökyüzünü incelemek ve halk için bilim yapmak bizce, ancak “halk için yönetim” anlayışının yaygın olmasıyla tam olarak bir anlam kazanabilir.
Tüm bunların bilinci ile Cumhuriyet Bayramınızı kutlar, Cumhuriyetimizin Kurucularını, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere rahmet ile anarız.
Hayal gücü, geleceğe bakan penceremiz. NASA/JPL’de bilim insanları, yeni nesil kaşiflerin ve yenilikçilerin bir gün bu gelecek görüşlerini mümkün kılmalarını desteklemek amacı ile, hayal gücünün ve olasılıkların çerçevesini genişletmekte cesurca davranıyorlar. Aşağıdaki hayali seyahat duraklarına bakarken unutmayın ki sizler de geleceğin mimarları olabilirsiniz.
Ev gibisi yok.Sıcak, nemli ve uygun atmosfere sahip olan Dünya, bizim yaşam barındırdığını bildiğimiz tek yer.JPL’nin Dünya programı ile bilim insanları, bizler evrenin derinliklerini keşfederken yaşamamız için uygun koşullar sağlamaya devam etmesi için gezegenimizin değişimini izliyorlar.
NASA’nın Mars Keşif Programı, Mars’ın geçmişte, günümüzde veya gelecekte yaşanabilir olup olmadığını anlamak üzerine. Pathfinder, Mars Keşif Araçları, Mars Bilim Laboratuarı ve Mars Keşif Uydusu ve bir çok diğer araç, Mars’ın yaşanabilirliğinin anlaşılmasında önemli bilgiler sağlamışlardır. Bu poster, Mars’ın keşfinin gerçekleştiği bir geleceği göreselleştiriyor ve kızılgezegenin keşfinin dönüm noktalarını nostaljik bir biçimde ifade ediyor.
Ceres, Güneş’e en yakın cüce gezegen ve 965 kilometrelik çapıyla Mars ile Jüpiter arasında bulunan asteroid kuşağında yer alan en büyük gök cismi.İki yüzyıla yakın süredir teleskoplar ile gözlenmesinin ardından Ceres, 2015 senesinin Mart ayında NASA’nın Dawn sondası aracılığı ile bir uzay mekiği tarafından keşfedilen ilk cüce gezegen oldu. Dawn’ın hala sürmekte olan detaylı incelemeleri bizlere gizemli cüce gezegenin buz ve kayadan oluşan yapısı hakkında bilgi sağlıyor.
Şaşırtıcı jeolojik yapısı ve yaşam barındırmaya uygun koşulları sağlaması ile Jüpiter’in uydusu Europa, gelecek keşifler için eşsiz bir durak. Europa’nın buzlu yüzeyinin altında hacmi bizim gezegenimizdeki denizlerin toplam hacminin iki katı olan bir tuzlu su okyanusu bulundurduğu düşünülüyor.Jüpiter’in kütlesinin yarattığı çekilme ve esneme etkileri okyanusların donmasını engelleyecek kadar ısı oluşturuyor. Dünya üzerinde su bulduğumuz yerde yaşam da buluruz.Bakalım 2020’lerde NASA’nın Europa programı kapsamında uydu ile ilgili neler keşfedilecek.
Star Wars’taki Luke Skywalker’ın gezegeni Tatooine gibi Kepler-16b de iki yıldıza sahip bir gezegen olabilir. Burada kayasal bir gezegen olarak gösterilmiş olmasına rağmer Saturn gibi bir gaz devi olması da mümkün. Gezegenin sıcaklığı kuru buzunkine yakın olduğundan, yaşam barındırma ihtimali çok yüksek değil fakat gezegenin keşfi, filmlerde sıklıkla gördüğümüz çift günbatımı manzaralarının bilim kurgunun ötesinde olduğunu gösterdi.
Kepler-186f, yıldızının yaşanabilir bölgesinde bulunan ve Dünya boyutlarında olan keşfedilen ilk gezegen ve yüzeyinde sıvı su bulunuyor olabilir. Yıldızı bizim Güneş’imizden çok daha serin ve kırmızı. Eğer gezegen üzerinde bitkiler yaşıyor olsaydı, fotosentez olayı muhtemelen yıldızın kırmızı dalga boyundaki fotonlarından etkilenecekti ve renk tonları bizim gezegenimizin yeşil tonlarından çok daha farklı olacaktı. Gezegenin keşfi, NASA’nın gezegen arayan teleskobu Kepler tarafından yapılmıştır.
Hangi Güneş ötesi gezegenin ‘ilk’ sayılabileceği ile ilgili tartışmalar sürerken, aralarından biri diğerlerinde ayrılıyor. Evrene ve evrende kendi yerimize olan bakışımızı tamamen değiştiren 51 Pegasi b, 1995 senesinde keşfedildi.Gezegenin kütlesi, Jüpiter’in kütlesinin yarısı ve görünüşte imkansız denilebilecek, 4.2 günlük bir yörüngeye sahip. Keşfedilen ilk Güneş ötesi gezegen olmasının yanı sıra; sıcak, dev ve kendi yıldızları çevresindeki yörüngeleri Merkür’ün yörüngesinden daha dar olan Sıcak Jüpiterler adı verilen yeni bir gezegen sınıfının oluşturulmasına neden oldu. Bugün, NASA’nın Kepler uzay teleskobu gibi güçlü gözlem yeteneğine sahip araçlar, uzak gezegenleri aramaya devam ediyorlar.
Jüpiterler adı verilen yeni bir gezegen sınıfının oluşturulmasına neden oldu. Bugün, NASA’nın Kepler uzay teleskobu gibi güçlü gözlem yeteneğine sahip araçlar, uzak gezegenleri aramaya devam ediyorlar.
Daha fazla görsel ve bilgi için: http://www.jpl.nasa.gov/visions-of-the-future/
Gök atlası ingilizce ismiyle starfinder gök küre üzerindeki yıldızları bulmak için hazırlanmış bir çeşit haritadır. 2 parçadan oluşur. Alltaki parçanın üzerinde yıldızlar, takımyıldızlar ve diğer gökcisimleri yer alır. Bunlara ek olarak üzerinde üstteki parçanın takılabilmesi için bir ‘+’ işareti ve çeşitli çizgiler bulunur. Bu çizgiler ekliptik (ecliptik) ve gök ekvatorudur (celestial equator). Bunları açıklamak gerekirse;
Ekliptik: Gözlemcinin tam üstünde bulunan çizgi. Bu çizgi her enleme göre farklıdır. Aşağıdaki Gök Atlası örneğinde yer yaklaşık olarak 40o Kuzey paraleli olarak düzenlenmiştir.
Gök Ekvatoru: Dünya üzerinde bulunan ekvatorun gökküreye yansıtılmış halidir. Yani şöyle de söylenebilir. Ekvator üzerinde bulunan birinin bir yıl içinde tam üzerinden geçtiği gökküre üzerindeki çizgi.
Üst parça ise zamanı ayarlamak için elips biçiminde boşluğu olan bir dairedir.
Gök atlası üzerinde gezegenler bulunmaz çünkü gezegenlerin Güneş etrafındaki yörüngeleri nedeniyle sürekli hareket ederler. Gök atlası ise durağan cisimleri gösterebilir.
Hazırlanması
Aşağıdaki 2 resme tıklayıp yüksek çözünürlüklü versiyonlarını bilgisayarınıza indirin ya da burayı tıklayın. Alt parçayı iyi kalitede bir kartona yazdırın ve kenarlarından kesin. Üst parçayı ise asetat kağıdına bastırın ve onu da kenarlarından kesin. Sonra bir raptiye ya da iğne ile iki parçayı ‘+’ işaretlerinden iğneleyin. Elinize batmaması için iğnenin ucunu bir tarafa doğru yatırın.
Kullanımı
Kullanırken ilk başta gök atlasını zamana göre ayarlamak gerekmektedir. Bu da üstteki parçayı diğeri üzerinde çevirerek yapılabilir. Gök atlasının alt kısımda bulunan tarih kısmı ile üst tarafta bulunan saati çakıştırırak gök atlası ayarlanır. Tarih kısmı gözlemin yapılacağı tarihi, saat kısmı ise gözlemin yapılacağı saati göstermelidir. (Eğer yaz saati uygulaması varsa bu saatin üstüne bir saat eklenmelidir.) Gökyüzünde bir kaç tane referans nokta bulunur. Mesela kışın kutup yıldızı ve Avcı takımyıldızı, yazın ise kutup yıldızı ve yaz üçgeni denen Vega – Deneb – Altair üçlüsü. Bu referans noktaları bakılacak yıldıza yakın olmalıdır ve gökyüzünde çok kolay bulunabilecek yerlerde olmalı. Ayrıca parlak olmaları da avantajdır. Bakılacak nesne referans noktalarına yeri saptandıktan sonra teleskopla onu bulmak bir kaç dakikalık iştir. Kolay gelsin.
Örnek: Eğer yaz uygulamasının yapıldığı 7. ayın 15. günü saat 22.00’da bir gözlem yapılmak isteniyorsa gök atlasının üst kısımdaki (22+1)23 ile temmuz 15 üst üste getirilmelidir. Eğer Andromeda Galaksi’si gözlenmek istiyorsa referens noktaları olarak Kraliçe Takımyıldızı ile Kanatlı At Takımyıldızı seçilebilir. Kraliçe Takımyıldızı ters ‘M’ harfiyle, Kanatlı At Takımyıldızı ise dörtgen oluşturan dört tane parlak yıldızdan ötürü oldukça belirgindir. Bu iki takımyıldızın birbirine en yakın yıldızlarının hemen hemen ortası Andromeda Galaksisi’nin yeridir.
SOHO (Solar and Heliospheric Observatory – Güneş ve Heliospherik Gözlemevi) projesi, ESA (European Space Agency) ile NASA (National Aeronautics and Space Administration) tarafından ortaklaşa yürütülen bir projedir. Amacı, Güneş’in çekirdeği ve dış katmanları hakkında bilgi toplamaktır.
SOHO Uzay Aracı, 2 Aralık 1995 tarihinde uzaya fırlatılmıştır. NASA aracın kalkışından ve görevlerinden sorumludur. Aracın üstünde bulunan 12 cihazın 9’u Avrupalı bilimadamları tarafından geliştirilirken 3’ü Amerikalı bilimadamlarının ürünüdür.
Aracın yörüngesi L1 olarak ifade edilen 1. Langrange Noktası’nda bulunur. Bu nokta Dünya’dan 1.5 milyon kilometre uzakta olup Güneş etrafındaki dönüş süresi Dünya ile aynıdır. (Araç her zaman Dünya ile Güneş arasında kalır.)
SOHO Uzay Aracı
Telif Hakkı: Alex Lutkus
Araç, her gün değişik dalga boylarında çektiği Güneş resimlerini Dünya’ya yollar. Sitemizde yayınlanan Güneş fotoğrafları görünür dalga boyunda MDI (Michelson Doppler Imager) cihazı tarafından çekilmiştir. (Güneş lekeleri bu dalga boyunda çok belirgindir.)
Avcı Bulutsusu’nun, bir Avrupa Uzay Ajansı (European Space Agency) görevi olan Planck ile yeni görüntüleri alındı. NASA’nın da önemli katkılarıyla, uzun dalga boyunda alınan görüntüler Avcı Bulutsusu’nun büyük bir bölümünü ve yeni oluşmuş yıldızların bulunduğu yerdeki soğuk maddelerin bulanık bulutunu gösteriyor.
Avcı Takımyıdızı’nda etkin bir yıldız-oluşum bölgesi. (Resmi büyültmek için üzerine tıklayınız.) Telif Hakkı : ESA/LFI &HFI Şirketler Birliği
Planck görevinde gökyüzünün, ışığın gözlerimizle görebildiğimizden daha uzun dalgaboyundaki (kızılötesinden, daha uzun dalgaboyundaki mikrodalgalara kadar) görüntüleri alınıyor. Evrenin oluşumunu ve bundan sonraki durumunu anlamak için evrenin oluşum zamanından gelen ışığı topluyor. Bu süreçte, görev kapsamında yıldız-oluşumunun görünür ışıktaki görüntüsünü engelleyen soğuk gaz ve toz havuzlarından geçerek Samayolu Gökadamızın da verileri toplanıyor.
Yukarıdaki görüntüde, Samanyolu’nda yıldız oluşumlarının en etkin olduğu bölge görülüyor. Birçok kez görüntülenen Avcı Bulutsusu, merkezin biraz aşağısında parlak nokta olarak görünüyor. Merkezin sağındaki parlak bölge ise yüksek yaklaştırma gücünde bir atın başına benzeyen toz bulutuna sahip At Başı Bulutsusu’nun etrafı.
NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’nda (Jet Propulsion Laboratory) Planck görevi için çalışan Charles Lawrence; “Planck tüm gökyüzünün haritasını çıkarıyor, bu yüzden Samanyolu’ndaki büyük bölgelerin görüntülerini yakalayabiliriz. Şu an yıldız-oluşum bölgelerinde en soğuk maddeleri görüyoruz.” diye belirtiyor.
Barnard İlmiği’nin (Barnard’s Loop) çok büyük kırmızı yayının oluşmasına, yaklaşık 2 milyon yıl önce bir yıldız oluşumu sırasında ortaya çıkmış büyük bir dalganın neden olduğu sanılıyor. Bu dalganın yarattığı balon ise bugün neredeyse 300 ışık yılı çapında.
Görüntüde solda, NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu ile görüntülenen yıldız-oluşum bölgesi, sağda ise Planck ile görüntülenen Avcı Bulutsusu’nun daha geniş bir bölümü kuşbakışı olarak görülüyor. Resmi büyültmek için üzerine tıklayınız.) Telif Hakkı : ESA/NASA/JPL – Caltech
Görüntülerde, iki farklı tür ışınımdan yayılan ışık görülüyor. Düşük frekanslarda, Planck ilk olarak yeni oluşmuş sıcak yıldızlardan yayılan iyonlaşmış gaz salınımının haritasını çıkarır. Yüksek frekanslarda ise son derece soğuk tozlardan yayılan düşük ısı haritasını çıkarır. Bu; çökme olayının son evrelerine yaklaşmakta olan, bulutların en soğuk çekirdeklerini ortaya çıkarabilir.
Planck, NASA’nın da önemli desteğiyle yürütülen bir Avrupa Uzay Ajansı görevidir. NASA’nın Planck Proje Ofisi, Jet İtki Laboratuvarı’nda (Jet Propulsion Laboratory – JPL) yer alır. JPL, Planck’in iki bilim aleti için teknolojik açıdan katkılarda bulunur. Planck verilerini değerlendirmek üzere Avrupalı, Kanadalı, Amerikalı ve NASA’nın Planck araştırmacıları birlikte çalışmaktadırlar.
28 Nisan 2010 Çarşamba günü Fizik Bölümü 3. kat Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda Takvimler ve Zaman Semineri verilecektir. Seminer saati 18:00’dir. Semineri topluluk üyelerimizden Kahraman Barut verecek olup tüm gökbilim severleri 2. dönemin dokuzuncu seminerine bekliyoruz.
22 Nisan 2010 Perşembe günü Fizik Bölümü 3. kat Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda Güneş – 2012 Semineri verilecektir. Seminer saati 18:00’dir. Semineri topluluk üyelerimizden Nükleer Kedi verecek olup tüm gökbilim severleri 2. dönemin sekizinci seminerine bekliyoruz.