gokyuzu.org

Galaktik Kozmik Işınlar ve Güneş Aktivitesi ile Modülasyonu

Şu anda Dünya, yalnızca Güneş’ten değil, aynı zamanda yıldızlararası ve galaktik kaynaklardan gelen yüksek enerjili ve hızlandırılmış parçacık akışıyla sürekli olarak bombardımana uğruyor ve galaktik kozmik ışınlar (Galactic Cosmic Ray – GCR) parçacık radyasyonu ortamının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Bu enerjik parçacıkların incelenmesi, güneş sisteminin oluşumu ve evriminin yanı sıra ilgili astrofiziksel süreçleri anlamamıza katkıda bulunmakta. GCR’lar çoğunlukla protonlar, daha az oranda Helyum ve ağır çekirdeklerden (bkz. Şekil 2) meydana gelir. Bu ışınların helyosfer boyunca yayılması sırasında, Güneş rüzgarı ve gezegenler arası manyetik (Interplanetary magnetic field – IMF) alan tarafından modüle edilmekte yani güç ve yoğunlukları periyodik olarak artıp azalır.

GCR’ların enerji aralıklarına göre farklı kökenleri mevcut. GeV – TeV (109 eV – 1012 eV) mertebesindeki galaktik enerji aralığında bulunan kozmik ışınların kaynağının süpernova kalıntıları olduğu bilinmektedir. PeV (1015 eV)  seviyesindeki GCR’ların galaksinin dışındaki genç pulsarlar ve güçlü manyetik alana sahip nötron yıldızlarının üretimiyle meydana geldiği düşünülmektedir. Daha yüksek enerjilerdeyse Samanyolu dışındaki aktif galaksi çekirdekleri (AGN) kaynaklı relativistik enerji seviyelerine kadar taşıyan Kuasar jetleri bulunmaktadır.

1997 yılında Güneş – Dünya Lagrange 1 (L1) yörüngesinde görevine başlayan Advanced Composition Explorer (ACE, bkz. Şekil 1) uydusunun ana görevi parçacık, plazma, uzay ortamı parametrelerinin ölçülmesidir. ACE, Dünya’dan yaklaşık 1,5 milyon km ve Güneş’ten 148,5 milyon km uzaklıkta bulunan L1 Halo yörüngesindeki konumundan, güneş rüzgarını, gezegenler arası manyetik alanı ve Güneş tarafından hızlandırılan yüksek enerjili parçacıkları, ayrıca helyosferde (yaklaşık yüz astronomik birim (AU) ölçeğine kadar uzanan geniş bir manyetik plazma balonu) ve ötesindeki galaktik bölgelerden Güneş sistemine gelen parçacıkları gözlemektedir.

Şekil 1: Güneş – Dünya L1 Halo yörüngesindeki Advanced Composition Explorer (ACE) uydusu (CALTECH).

ACE uydusundaki Cosmic Ray Isotope Spectrometer (CRIS) ekipmanı yıldızlar ve galaksiler arası ortamda seyahat eden yüksek enerjili ve uzun ömürlü galaktik kozmik ışın izotoplarının ölçümüyle görevlidir. Elemental GCR spektrumununu atom numarası 5 ile 28  arasında olan çekirdekler için kapsayan ve yaklaşık 50 – 500 MeV / nükleon enerji ölçüm aralığına sahip olan ekipmanda CALTECH ve NASA JPL mühendislerinin geliştirdiği Silikon – Lityum dedektör çip bulunmaktadır.

Şekil 2: 2008 – 2026 yılları arasındaki CRIS’te gözlenen toplam parçacık sayısı. Temelde elementlerin oluşma mekanizmasi yıldızların çekirdeklerinde meydana gelen birleşme (füzyon) reaksiyonudur ve yüksek sıcaklık ve basınç altında çekirdekler bir araya gelerek daha büyük elementleri oluşturur. Çift sayılar teklere göre yüksek oranda olmakla birlikte nükleer kararlılık çift sayıda proton (Z) ve nötrona sahip çekirdeklerde daha yüksektir. Bu kararlı elementler yıldızların çekirdeklerinde daha fazla üretilir, bu nedenle C > B, O > N, Ne > F, Mg > Na ve Fe > Mn gibi bir desen oluşmaktadır.

Gezegenler arası manyetik alanın GCR modülasyonu üzerinde etkisi büyüktür, zira GCR’ların yalnızca çekirdekte bulunan (proton ve nötron) parçacıklardan ibaret olduğunu göz önünde bulundurursak, her yüklü parçacığın manyetik alanda etkilenip yön değiştirdiği gibi GCR hareket yönünde sapmalar meydana gelmektedir. Alan şiddeti değiştiğinde gradyan sürükleme, manyetik alan çizgileri eğriyse eğrilik sürüklemesi, ortamda elektrik alan bulunuyorsa E x B sürükleme kuvveti ile hareket yönleri sapar. Manyetik alan çizgileri etrafında dönme hareketi de yapan GCR’lar, manyetik alan homojen olmadığı ve türbülans içerdiği için sürekli saçılmaya ve difüzyon süreçlerine uğramaktadır. Bu etkileşim doğrudan Güneş’in yaşam döngüsü ve iç süreçlerine bağlı olduğu için yaklaşık 11 yıllık (Schwabe) Güneş döngülerine bağlı olarak değişir. Güneş aktivitesini tanımlayıp karakterize ederken bazı gözlemsel parametreler bize aktivitenin durumuyla ilgili bilgiler sunmaktadır. Güneş’in yüzeyinde meydana gelen güneş lekelerinin sayısı (sunspot number –SSN) ve F10.7 cm – 2.8 GHz frekansındaki akı değeri (Solar flux unit – SFU) 11 yıllık Güneş döngüsünün neresinde olduğumuzu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

GCR’lar Güneş sistemi içerisindeki seyahatlerinde dört temel süreçten geçmektedir: konveksiyon, difüzyon, adyabatik yavaşlama, manyetik alan gradyanı ve eğriliğinden kaynaklanan sürüklenme. Düşük sayıda SSN düşük manyetik alan, daha az güneş patlaması ve koronal kütle atımı ile daha zayıf güneş rüzgarı durumlarını doğurmaktadır. Güneş aktivitesi minimumken IMF zayıflar, GCR parçacıkları daha az sapmaya ve saçılmaya uğrar. Güneş sisteminde bulunan iç gezegenlerde IMF Güneş aktivitelerine göre daha dinamik şekillendiğinden bu gezegenlerdeki GCR modülasyonu daha şiddetlidir. Aynı zamanda Güneş rüzgarı konveksiyon ve dinamik basınçla da doğrudan ilişkilidir, şiddetli Güneş aktivitesinin olduğıu 2013-2015 (24. Güneş çevrimi maksimumu) dolaylarında şiddetli Güneş rüzgarı güneş sisteminin dinamik basıncını (Pdyn) artırarak GCR’ları sistemin dışına doğru itmektedir. Bu zaman dilimindeki saatlik GCR parçacık yoğunluğu yaklaşık olarak (maksimuma göre) 3 kata kadar azalmaktadır (bkz. Şekil 3).

Şekil 3: 2008 -2026 yılları arası 24. ve 25. Güneş çevrimlerini kapsayan saatlik toplam GCR – SSN arasındaki ilişki görülmektedir. Solar minimum zaman aralığında (2008 – 2010 ve 2019 – 2021 dolayları) ağır iyon akısı artmakta ve toplam saatlik GCR olay sayısı artışı gözlenmektedir.

GCR’lar Dünya’ya ulaştığında manyetosferle yani ikinci bir elektromanyetik filtreyle karşılaşırlar. Manyetik alan düşük enerjili parçacıkları özellikle ekvatoral bölgelerde engellerken, güney ve kuzey kutup bölgelerindeki oyuklardan girişler daha kolaydır. Atmosfere giren yüksek enerjili GCR’lar ise çekirdek çarpışmalarıyla ikincil parçacık yağmurları üretir (cascade) ve atmosferik müonlar, nötronlar ve pionları oluşturur (Yeryüzü’ne ulaşanlar burada ölçülen doğal arkaplan  radyasyonunun oluşmasında rol oynar, bkz. https://gokyuzu.org/haber/uzay-arastirmalari/gizemli-bir-nesneden-kozmik-isinlar/). Bu süreç hem yer seviyesindeki radyasyon ortamında  değişimlere neden olur hem de kozmik kökenli atmosferik izotopların oluşmasına neden olur (örneğin: cascade sonucunda oluşan nötron atmosferik nitrojen atomuyla birleşince 14N + n -> 14C + p oluşur). Güneş aktivitelerinden kaynaklı olan galaktik kozmik ışınları ve modülasyonun (SSN – GCR ters korelasyonu) yer tabanlı nötron monitörlerinde de belirgin biçimde gözlemekteyiz (bkz:Şekil 4).

Şekil 4: 2008 – 2026 yılları arası gözlenen yer seviyesindeki nötronların gelişimi (University of Oulu).

Tüm bu galaktik ve kozmik parçacık gibi olayların elbette yaşantımız üzerinde de etkileri bulunmakta. Pilot ve uçuş ekiplerinin aldıkları biyolojik radyasyon doz değerlerinin ciddi bir miktarını kozmik ışınlar oluşturmaktadır. Benzer şekilde astronot, kozmonot, gökmen gibi uzayda görevli kişilerin aldıkları radyasyon miktarı (tüm manyetik koruma (bkz. Şekil 5), kalkanlamalara, görev tasarımına ve operasyon yönergelerine rağmen) yüksektir, ve bu radyasyon ciddi sağlık problemlerini tetiklemektedir zira yüksek enerjili parçacıklar (daha ağır çekirdekler) lineer enerji transferi prensibine göre hücre içerisinde yoğun iyonizasyon izleri oluşturur. DNA hasarı, mutasyon ve kanser riski bu nedenle uzay görevlerinde artmaktadır (özellikle Mars’ta intrinsic manyetik alan bulunmadığından risk Dünya’ya göre daha yüksektir).  

(Bu arada kuzey enlemleri ve kutup bölgelerinde yaşayan penguenleri de unutmamak gerek, onların da aldıkları radyasyon ekvatora göre daha fazla zira kutup bölgelerinde manyetik koruma daha zayıf.)

Uydularda meydana gelen büyük ölçekli arızalar, görev kritik anomaliler ve hata durumları, ekipmanlarda meydana gelen tekil olaylar (single event effect, upset, latch-up, burnout gibi durumlar) geçici bozulmalara ve kalıcı hasarlara yol açabilmektedir (örn: TELSTAR, TDRS, GOES vb.). Bu nedenle uzay uygulamalarında rad-hard ve rad-tolerant ekipmanların kullanılması pratikte şarttır. Bu nedenle hata tespit ve düzeltme (Error Detection & Correction – EDAC) sistemlerinin bulunduğu EEPROM ve çipler kritik uzay görevlerinde daha yaygın kullanılmaktadır.

Şekil 5: GCR’ların zamana bağlı IMF ile değişimi (NASA JPL, 1982).

Kaynakça

  • T. K. Gaisser, Cosmic Rays and Particle Physics. Cambridge, U.K.: Cambridge Univ. Press, 1990.
  • M. S. Potgieter, “Solar modulation of cosmic rays,” Living Rev. Solar Phys., vol. 10, no. 3, 2013.
  • Stone, E. C., Frandsen, A. M., Mewaldt, R. A., Christian, E. R., Margolies, D., Ormes, J. F., & Snow, F. (1998). The advanced composition explorer. Space Science Reviews86(1), 1-22.
  • Zirnstein, E. J., Heerikhuisen, J., McComas, D. J., Pogorelov, N. V., Reisenfeld, D. B., & Szalay, J. R. (2018). Simulation of the solar wind dynamic pressure increase in 2014 and its effect on energetic neutral atom fluxes from the heliosphere. The Astrophysical Journal, 859(2), 104.
  • M. Aguilar et al., “Precision measurement of the proton flux in primary cosmic rays from rigidity 1 GV to 1.8 TV with the Alpha Magnetic Spectrometer on the International Space Station,” Phys. Rev. Lett., vol. 114, no. 17, 2015.
  • J. Adams et al., “CREME96: A revision of the cosmic ray effects on microelectronics code,” IEEE Trans. Nucl. Sci., vol. 44E, no. 6, pp. 2150–2160, 1997.
  • M. Hillas, “The origin of ultra-high-energy cosmic rays,” Annu. Rev. Astron. Astrophys., vol. 22, pp. 425–444, 1984.
  • D. V. Reames, “Particle acceleration at the Sun and in the heliosphere,” Space Sci. Rev., vol. 90, pp. 413–491, 1999.
  • Tada, H. Y., Carter Jr, J. R., Anspaugh, B. E., & Downing, R. G. (1982). Solar cell radiation handbook (No. NAS 1.26: 169662).

ODTÜ’de Neler Oluyor?

18 Mart 2025 Salı saat 18.07, Ekrem İmamoğlu ve aralarında Galatasaray Üniversitesi İşletme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Aylin Ataay’ın da bulunduğu 27 kişinin diploması, günümüz kuralları gerekçe gösterilerek 30 yıl geriye dönük şekilde iptal edildi. Ertesi sabah 7.30 sularında İmamoğlu’nun göz altına alındığı haberiyle halen devam etmekte olan sürecin fitili ateşlenmiş oldu.

Bu yazının temel amacı olabildiğince tarafsız bir şekilde ODTÜ öğrencileri olarak yaşadıklarımızı kamuoyuyla paylaşmak. Öncelikle bizler bu vatanın evladı, bu vatanın birer özüyüz. Yaptığımız eylemlerin ve sorgulamalar, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı Madde 34 “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” gereğince suç teşkil etmemelidir.

 Bizler, ülkemizde bizlere dayatılmaya çalışıldığını düşündüğümüz haksızlıklar ve bu haksızlıkların baskı ve şiddet yöntemleri ile pekiştirilmesi durumunu sorgulamaktayız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak anayasamızın bizlere sağladığı dördüncü madde çerçevesinde yer alan “ Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır. ” tanımının hükümet tarafından sürdürülemediğini ve ülkenin, iktidar sahipleri tarafından kendi çıkarları doğrultusunda kullanıldığını düşünüyoruz.

 Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği Türk gençliği olarak sesimizi yükseltme ihtiyacı içerisine girmiş bulunmaktayız. 19 Mart 2025 günü ODTÜ içerisinde başlayan eylemler ve gösteriler hiç kimse tarafından bizlerden talep edilmemiş olup bizler sahip olmamız gereken hak, hukuk ve adaletin tekrar elde edilmesi için gösterilerimizi sürdürmekteyiz.

Bu süreç içerisinde yaşanılan olaylar ise şu şekilde ilerlemektedir. 19 Mart Çarşamba akşamı başlayan eylemler herhangi bir direniş, taşkınlık gösterilmeden sadece anayasal hakkımızı kullanarak devletin bize sağlayamadığını düşündüğümüz adaleti aramak için ODTÜ doğu yurtlar bölgesinde başlayarak, Ankara içerisinde hakkını arayan diğer vatandaşlarla Kızılay Meydanı’nda buluşmak üzere okulumuz A4 kapısından başlayarak 100. Yıl işçi blokları üzerinden Dumlupınar Bulvarı’na ulaşan bir güzergahta hareket etmekteydik. Yolun önemli bir bölümünde polislerle karşılaşmamışken Söğütözü’nde birkaç yolun kapatılarak Söğütözü köprüsünün altında durdurulduk. Bu nokta gerek kapalı alan olması gerek gelebilecek destekler için açık olmasıyla özel olarak seçildiği şüphesi taşıyan bir konumdu. Bugün karşılaştığımız başlıca sorunlar yakın mesafeden üzerimizde kullanılan biber gazı spreyi ve TOMA’larla verilmek istenen gözdağıydı.

20 Mart Perşembe günü talep ettiğimiz hakkın bizlere sağlanmamasının devamı üzerine okulumuz içerisinde tekrar bir gösteri çağrısı yapıldı. Bugün içerisinde ODTÜ öğrencileri olarak Ankara Kızılay meydanına doğru bir yürüyüş eşliğinde gösterimizi gerçekleştirme hedefindeydik. Fakat gösteri sırasında yapılmış herhangi bir taşkınlık şiddet ve terörizm olmamasına rağmen polis müdahalesi ile karşılaştık. Biber gazı, plastik mermi ve TOMA’lar ile yapılan bu sert müdahale neden yürüdüğümüzü ve yasal haklarımızın nasıl bir kez daha tehlike altına girdiğini bize hatırlatmış oldu. Bugün kullanılmış olan biber gazı, “CS gazı” ismi verilen ve memeli hücrelerinde klastojenik etkiye (anormal kromozom değişimi) sahip olabilecek (Gelecek nesillerde mutasyona yol açabilecek) niteliktedir.[1] Bu gazın kullanılmış olduğuna dair kanıtımız ise gösteriler sırasında çektiğimiz fotoğraflarda sabittir.

Bugün plastik mermi kullanıldığı gerçeği, çekilen fotoğraf ve videolara rağmen, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’na bağlı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi tarafından yalanlanmış olup dezenformasyona yol açmıştır.[2][3] yine bu gün içerisinde resmi olarak Ankara Valiliği tarafından bir engelleme kararı açıklandı. Bu karar, okul ve çevresine gelen herhangi bir toplu taşıma aracına izin verilmeyeceği ve okula yakın bölgelerdeki duraklarda yolcu indirilmeyeceği doğrultusundaydı.[4]

21 Mart Cuma: sürecin devamında ülkenin dört bir yanında başlayan hak, hukuk ve adalet arayışı sahip olduğumuz duruş ve başka üniversitelerdeki arkadaşlarımızdan aldığımız destek ile gösterilerimize devam etmeye çalıştık.21 Mart gününde yapılmaya çalışılan ve bir önceki günle paralellik gösteren Kızılay yürüyüşü engellenmeye çalışılmış olup ODTÜ öğrencileri kampüs içerisine hapsedilmek istendi.

Bugün içerisinde Ankara’da bulunan Hacettepe, Gazi, Ankara üniversitesi gibi birçok üniversiteden arkadaşlarımız bizlere destek olmak ve yardım etmek amacıyla toplanarak Kızılay üzerinden ODTÜ A1 (ana giriş) kapısına gelmiştir. A1 kapısında gösterdiğimiz dayanışma, biz gençlerin bu ülke için çabalarımızı göstermiş ve amacımızı belli etmiştir.

Bizler günlerdir süregelen bu durum karşısında da hakkımız olanı almaktan çekinmeyip direniş göstermiş bulunmaktayız. Aynı şekilde hem ülkenin devam eden süreci içerisinde hem de okulun ablukaya alınma çabaları üzerine bölümlerde ders ve sınavları boykot etme kararı aldık. Bu kararın da diğer kararlarımızda olduğu gibi bütün öğrenciler tarafından alındığını ve bizlerden kimsenin bir talepte bulunmadığı tekrardan dile getirmek istiyoruz.

23 Mart gününe geldiğimizde ise Okul çevresinde var olan polis ve kolluk kuvvetlerine ek olarak jandarma görevlendirmesi yapıldı.

Bu yazı içerisinde kısaca sizlere son bir haftada neler yaşadık ve nelerle mücadele halindeyiz, ODTÜ öğrencileri olarak tarafsız şekilde aktarmaya çalıştık. Birkaç son cümleyle yazının yorumunu ve yaşanılan olayların idrakini sizlerin vicdanına bırakıyoruz.

Bizler bu ülkenin vatandaşlarıyız. Dişimizi tırnağımıza takıp var olan eğitim sistemi içerisinde çabalayarak şu anda dünyada en başarılı üniversiteler sıralamasında ilk üç yüze girmiş bir okulda öğrenciyiz. Bizlerin tek derdi sahip olduğumuz hakların bizlerden alınmaya çalışılmasını engellemek. Bu doğrultuda gösterdiğimiz çaba ise yine var olan bir hakkımız. Bizler bu ülkenin geleceğini inşa etmekte rol oynayacak başarılı, istikrarlı ve hak hukuk gözeten insanlarız ve tek derdimiz de bu. Teşekkürler Orta Doğu Teknik Üniversitesi.

Ek: 20 Mart günü plastik mermi ile yüzüne zarar verilmiş arkadaşımızın bu görseli içeren gönderisi Türkiye Cumhuriyeti’nin talebiyle yayından kaldırılmıştır.

Şubat Ayı JWST Fotoğrafı

Geçtiğimiz günlerde yayınlanan şubat ayının, Ayın James Webb Uzay Teleskobu Fotoğrafı, NGC 2283 adlı sarmal galaksiyi bizlere gösteriyor. Bu galaksi, Canis Major (Büyük Avcı) takımyıldızında yer almakta ve yaklaşık 45 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunmaktadır. Barred (çubuklu) sarmal galaksi olarak sınıflandırılan NGC 2283’ün merkezi çubuğu, gevşekçe sarılmış sarmal kollarla çevrilidir.

Bu yeni görüntü, Webb’in Yakın Kızılötesi Kamera (NIRCam) ve Orta Kızılötesi Enstrümanı (MIRI) gözünden NGC 2283’ü gösteriyor. Webb, bu görüntü için gerekli veriyi toplamak amacıyla NGC 2283’ü sadece 10 dakika inceledi; gerekli verileri ise farklı dört yakın kızılötesi filtreyle çekilen anlık görüntülerden oluşturdu. Bu filtreler, NGC 2283’ün parlayan yıldız popülasyonunun emisyonunu ve genç yıldızlar tarafından ısıtılan hidrojen gazı bulutlarının ışığını gözler önüne sermektedir. Ayrıca, poliaromatik hidrokarbonlar (PAH’lar) olarak bilinen kirli moleküller de NIRCam tarafından taranan dalga boyu aralığında ışık yaymaktadır. Bu görüntüde, belirgin difraksiyon örüntüleriyle dikkat çeken büyük, parlak yıldızlar, NGC 2283 ile aramızda bulunan, kendi galaksimizin birer sakinleridir.

Webb’in NGC 2283’ün yeni görüntüleri, yakınlardaki yıldız oluşturan galaksilerde; yıldızlar, gaz ve toz arasındaki bağlantıları anlamaya yönelik gözlem programı (#3707) çerçevesinde toplanmıştır. NGC 2283, Webb tarafından bu program için incelenen 55 yerel galaksiden yalnızca birisidir. Bu programda araştırılan tüm galaksiler, tek tek yıldız kümelerini ve gaz bulutlarını görünür kılacak kadar yakın ve devasa yıldız oluşturan galaksilerdir.

Bu yıldız kümeleri ve gaz bulutları, galaksinin zarif sarmal kollarını öne çıkaracak biçimde tamamen ortada sergilenmektedir. Genç yıldızlar tarafından aydınlatılan yoğun gaz düğümleri, NGC 2283’te aktif yıldız oluşumunun bir kanıtıdır ve soğuk hidrojen gazını, parlayan yıldızlara dönüştürmektedir.

Aktif yıldız oluşumu gösteren galaksiler, sıklıkla çekirdek çöküşü süpernovaları adı verilen muazzam yıldız patlamalarına ev sahipliği yaparlar. Tam olarak iki yıl önce, 28 Ocak 2023’te, NGC 2283’te SN 2023AXU adı verilen bir süpernova keşfedildi. SN 2023AXU, Tip II süpernovası olarak bilinen türde bir süpernova ve bu tür Güneş’ten en az sekiz kat daha büyük bir yıldızın çekirdeğinin çökmesi ve ardından yıldızın dış katmanlarının geri sıçraması ve patlamasıyla meydana geliyor.

Yıldız oluşumu süreci gazı yeni yıldızlara dönüştürürken, süpernovalar bu döngüyü tamamlar. Bir süpernovanın patlaması, gazı yüzlerce ışık yılı uzağa savurabilir ki bu olay da oksijen ve sodyum gibi elementlerin yıldız oluşum bulutlarını zenginleştirmesini sağlar. Zamanla, süpernova ile zenginleşmiş gaz, yeni nesil yıldızlara dahil olur böylece galaksilerdeki gaz ve yıldız yaşam döngüsünü devam ettirir.

Metnin aslını ESA üzerinden aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

https://esawebb.org/images/potm2502a

Yine, Yeni, Yeniden: gokyuzu.org

4 Mart 2001, bugünden tam tamına 24 sene önce, Amatör Astronomi Topluluğu tarafından yürütülmekte olan Gökyüzü dergisinin teknolojinin ilerleyişi ile birlikte dijitalleşmesi gerektiği öngörülmüş, bu yolda önemli bir adım olan gokyuzu.org alan adı Sinan Kaan Yerli tarafından topluluk bünyesine kazandırılmıştı.

Sitenin aktif olarak kullanılmaya başlanması ise o kadar çabuk olmayacaktı. Faaliyete geçmesi için bir süre beklemesi gereken web sitemiz 2004 yılında ziyaretçilere açıldı.

(https://web.archive.org üzerinden ulaşılabilen en eski gokyuzu.org görüntüsü.)

Dönemin web sitesinde en güncel gökyüzü haberleri, gelecek ay gökyüzünün nasıl olacağı gibi bir amatör astronomun merakını besleyecek ve işine yarayacak içerikler bulunmaktaydı.

Astrofotoğrafçılık tarafında ise topluluk üyelerimiz tarafından çekilen ve ziyaretçilerimizin bize ulaştırdığı fotoğrafların yanı sıra. Nasa APOD’un gediklisi daimi üyemiz Tunç Tezel için ayrı bir sayfa bulunmaktaydı.

Şimdilerde onlarsız bir günümüzün geçmediği sosyal medyaların bu dönemlerde aktif olarak kullanılmadığı da düşünülürse Amatör Astronomi Topluluğu’nun yaptığı etkinliklerin duyurulması için gokyuzu.org’un son derece önemli olduğunu da belirtmek gerek.

Takvimler Nisan 2010’a yaklaşırken gokyuzu.org’u çok ciddi bir değişim bekliyordu.

Yepyeni tasarımıyla zamanın ruhunu yakalayan -hatta ötesine geçen- gokyuzu.org’un dark side’a geçtiğini söylemek yanlış olmaz.

Bu değişimin ardından yıllar boyunca yüzlerce etkinliğin duyurulduğu ve yüzlerce gökyüzü haberinin paylaşıldığı web sitemizi bir değişim daha bekliyordu. Başlıkta gördüğünüz “yeniden” kelimesi de gokyuzu.org’un sürekli kendini yenileyerek küllerinden doğmasını dile getiriyor aslında.

Takvimlerimiz Ekim 2016’yı gösterirken gokyuzu.org’da görselin de ötesinde köklü değişiklikler yaşandı. Bunlardan en önemlisi ise web sitemizin içerik üretme ve düzenleme konusunda bizlere kolaylık sağlayacak WordPress’e taşınmasıydı. (Fun Fact: dönemin gokyuzu.org tasarımcısı ve evrimagaci.org tasarımcısı aynı kişidir)

(Taşınmasının ardından arkaplan görseli olarak seçilen “Tabby’nin Yıldızı” günümüzde de arkaplan olarak kullanılıyor.)

Uzunca bir süre daha bu modern görünümü ile varlığını sürdüren web sitemiz, teknik aksaklıklar nedeniyle 2020’den bu yana kullanılamıyordu.
Ancak bu yazıyı okuduğunuza göre tahmin ediyorsunuzdur ki bir şeyler olmuş ve gokyuzu.org tekrar kullanıma açılmış.

Peki nasıl?

Öncelikle bu sürecin hiç de kolay olmadığını söylemem gerekiyor.

En başta sadece bir gaz ve toz bulutu yer alıyordu.

Zamanla ve daha önce elini wordpress’e sürmemiş bir üyenin yoğun emekleriyle iki hafta içerisinde sıfırdan şu an gördüğünüz tasarımına kavuştu.

Zor gibi gözükse bile asıl sıkıntılı olan kısım bu değildi.

Geçmişte yazılan bütün yazılar sitenin arşivinde tabii ki yer almalıydı.

Bu yüzden önce sitenin yedeklenmiş eski verilerine ulaşmayı denesek bile Raid5 ile korunması gereken veriler kurtarılamaz biçimde mahvolmuştu.

Madem durum buydu o zaman kollarımızı sıvayım işe bürünmemiz gerekti.

Önce Kaybolan tüm yazıları bulmamız gerekiyordu. Bunun için biçilmiş kaftan webarchive olmasa asla bunu başaramazdık.

WebArchive üzerinden tüm yazıların bir listesini çıkardık ve elimizde 860 satırlık bir tablo oluştu.

860 farklı yazının her biri WebArchive’de yer alıyordu ancak görselleri yedeklenmemişti.

Bu noktada kolları sıvayıp işe koyulduk. Her bir yazının içeriğinden yola çıkarak doğru görselleri bulmamız gerekiyordu. Bu işlemin tamamı bir iki kişi için fazla yük olacaktı ki aşağıdaki listede görebileceğiniz üyelerimiz imdadımıza yetişti.

  • Çınar Şahin
  • Arda Anbarcılar
  • Müge Ancaza
  • Bade Soylu
  • Metin Rıfat Aksu
  • Deniz Kahveci
  • Özgür Yılmaz Bulut
  • Aysu Keseroğlu
  • Taha Keleş

Yoğun emekler, bol bol zaman ve google meet üzerinden sohbet ederken yaptığımız çalışmalar meyvesini verdi ve neredeyse bütün yazılar için gerekli işlemleri tamamladık.

Anlatımı Gecikmiş bir Perseid Göktaşı Yağmuru Hikayesi

Parsekler mesafe ötede başlayan seyahatim henüz nihayete ermiş, kutsal topraklara muvaffakiyetle teşrif etmiştim. Lakin beklediğim üzere oda mühürlü idi. Takribi olarak ışığın uzayda 5.4×10⁸ kilometre mesafe kat ettiği müddet bekledikten sonra Aysu Hanımefendi geldi. Odanın kilidini çözmesinin ardından kendisiyle kısa bir hasbihal ettik. Hasbihalimizin esas mevzularından biri üstat Isaac Asimov’un kaleminden meydana gelmiş Vakıf (Foundation) serisi idi. Üstadın eserlerindeki fevkalade bilinç kullanımına hayretlerimizi dile getirmeden edemedik. Henüz okumamış olanlar için ziyadesiyle tavsiye etmekteyiz. Karşılıklı olarak bu esere methiyeler düzmemizin akabinde usulca öteki dostlarımız da odaya teşrif etmeye başladı. Gün batımının yaklaşık 20 dakika ardından Mert bir beyefendi “Günaydın!” nidası eşliğinde odaya vasıl oldu. Kendisinin bu davranışı kimse tarafından yadsınmadı zira alem bilir ki astronomun günü Güneş battıktan sonra başlar.

Her bir üyenin teşrifinin ardından gerekli edevatlar alınarak fizik yapısı terk olundu ve doğruca birkaç üyenin şahsi bineklerine dağılındı. Mümkün mesafeyi kat etmemizin ardından yola yayan devam etmemiz şart oldu. Karanlık patika boyu uzanan ağaçların arasında aheste ancak güvenle hareketimiz esnasında bizimle aynı emel üzere orada bulunduğunu tahmin ettiğim birtakım çift yaşamlıyla karşılaştık. Kendilerini teşhis etmemize olanak sağlayan kafa kandillerimizi almayı ihmal etmememiz pek güzel olmuştu. Birazdan gözlem noktası olacak konuma varmamızdan hemen önce günün ilk göktaşı ufukta yerini aldı. En başta yürümekte olan birkaç dostumuz haricinde hemen herkes bu güzel ve parlak göktaşını görme şerefine nail oldu. Az önce gözlem noktası olarak belirttiğim yere varmıştık. Burası yeterince geniş ve düz, gölet manzaralı hoş bir mekân idi. Ancak önderlerimizin burayı gözlem noktası olarak belirlemesinde başat etken ise henüz uzakta olmamıza rağmen içimizi ürperten köpek ulumaları idi.

Gerekli tedbirleri almamızın ardından sere serpe uzanıp göğü seyre durduk. Mert Beyefendi yerleşmemizin hemen ardından demin bulduğu bir oyundan bahsetti: Belirlenmiş bir kişi sanki göktaşının görüneceği zamanı biliyormuşçasına istediği miktar saniye geriye sayar ve doğru zamanlamayı tutturabilirse ve tam saymayı bitirdiği anda göktaşı geçerse mükafatlandırılabilir(?). Siz deyin 4 ben diyeyim 5 saat zaman zaman Ercan Beyefendinin disk jokeyliği performansı eşliğinde zaman zaman eskilerden hikayeler dinleyerek, bazen de Mert Beyefendinin bulduğu oyun üzerine geri sayım yaparak geçirdik. Bu süre içerisinde göz birliğiyle takribi yirmi adet göktaşı gözlemleyebildiğimizi söyleyebilirim. Ancak bunlardan hiçbirisi geri sayım oyunuyla tahmin edilemedi.

Bilim Dünyasında Kadın Olmak

Merhaba Yıldız Çocukları💫

8 Mart Dünya Kadınlar Günü adına bu hafta ODTÜ Matematik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Belgin Korkmaz, ODTÜ Biyoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Kübra Çelikbaş Yılmaz ve ODTÜ Fizik Bölümü mezunu TÜBİTAK UZAY’da Araştırmacı olarak çalışan Zeynep Altay hocalarımızın katılımıyla “Bilim Dünyasında Kadın Olmak” isimli bir söyleşi düzenleyeceğiz.

Tarih: 6 Mart Perşembe günü saat 18.30
Yer: Cavid Erginsoy Seminer Salonu(Fizik Bölümü 3. Kat)
Hepinizi: bekliyoruzz! ✨

Mart 2025’te Gökyüzü

1 Mart 2025 22.00, 15 Mart 2025 21.00, 30 Mart 2025 20.00 tarihlerinde ortalama gökyüzü görüntüsü. (Stellarium)

Oldukça soğuk geçen bir şubat ayının ardından havaların yavaş yavaş ısınmasıyla gözlemlere akın edecek gökbilim meraklılarını neler bekliyor?

1 Mart 2025 22.00, 15 Mart 2025 21.00, 30 Mart 2025 20.00 tarihlerinde gökyüzü. (Stellarium)

Güneybatı yönünde seyir zevki oldukça yüksek olan kış altıgenine Mars ve Jüpiter’in eşlik etmesiyle izlemeye doyulamayacak bir gökyüzü gözlemlenebilecek.

1 Mart 2025 19.30’da gökyüzü

Kış boyunca oldukça geç vakitlerde battığına şahit olduğumuz Venüs, Mart ayı boyunca daha erken batarak gözlemlenmesi gitgide zor bir hale gelecek. Uzun bir süre yakalaması şu günlerde olduğu kadar kolay olmayacak batı ufku üzerindeki Venüs’ü gözlemlemenizi tavsiye ediyoruz.

2024-25 Bahar Dönemi Tanışma Toplantımızı Gerçekleştirdik

Tarih: 27 Şubat 2025
Yer: Cavid Erginsoy Seminer Salonu (Her zaman olduğu gibi)
Hava: Açık
Astronom: Üşümez

AAT’nin tanışma toplantısı her zaman olduğu gibi yoğun ilgi gördü. Bilet fiyatı cüzi miktarda merak ve gökyüzü sevgisi olan etkinliğimiz tabiri caizse kapalı gişe gerçekleşti. Bu ilgiyi besleyen faktörler arasında kantinde bütün ihtişamıyla parlayarak(veya mat kağıda basıldığı için parlamadan) fizik öğrencilerinin gözünü alıp dersliklerini bulmalarını zorlaştıran devasa afişin de etkili olduğu söylentiler arasında.

Tanışma toplantısı sunumunu yapan Kardelen ve simit dolusu sepetiyle hafızalara kazınan Özgür’ün insana keyif veren anlatımlarına değinmeden edemem.

Açık olan hava ve sunumda insanların içine işleyen astronomi sevgisi bir araya gelince de gözlem yapmak kaçınılmaz oldu.

Bir yandan Venüs, Jüpiter ve Mars’ı gözlemlerken diğer yandan da yeni yıldız çocukları ile kaynaşmak ve bağ kurmak için de bol bol sohbet ettik.

Gecenin sonunda ise her zamanki gibi midemize yenik düşüp Susam’da karnımızı doyurduğumuzu da söylemek gerekir.

Carrington Olayı Nedir? Sebepleri ve Sonuçları

   Tarih 28 Ağustos 1859, henüz 1860 solar maksimumuna birkaç ay varken Güneşimizin üzerinde büyük miktarda Güneş lekesi belirmeye başlar. Bu lekelerin görünmesinin ardından 29 Ağustos’ta Kuzey Yarım Kürede New England, Güney Yarım Kürede ise Queensland’den bile gözlemlenebilen auroralar ortaya çıkar. Bu güneş lekeleri Richard Carrington tarafından 1 Eylül’de detaylı çizimler olarak kayda alınır.

1 Eylül 1859, saat yaklaşık sabah 11.00’de Richard Carrington ve Richard Hodgson birbirlerinden bağımsız olarak tarihte ilk defa bir güneş patlamasını gözlemlediler. Gerçekleşen koronal kütle atımından saçılan parçacıklar normalde Dünya’ya günler içerisinde ulaşırken bu sefer 17.6 saatte Dünyamıza vardı.

   Bu olay şu anda Carrington Olayı olarak isimlendirilen, insanlık tarihinde kayda geçirilmiş en büyük jeomanyetik fırtınaya yol açtı.

   Bu jeomanyetik fırtınadan kaynaklanan auroralar Dünya’nın büyük bir kısmında şahane bir ışık şovu olarak gözlemlendi. Auroraların Rocky Dağları çevresindeki altın madencilerini uyandırıp sabah olduğunu düşündükleri için kahvaltı hazırlamaya başlatacak kadar parlak olduğu söyleniyor. Aynı zamanda Kuzeydoğu Amerika’da yaşayan insanların aurora ışığı altında gazete okuyabildiği anlatılır.

   Ancak maalesef ortaya çıkan jeomanyetik fırtına sadece güzel görüntüler ortaya çıkarmakla kalmamıştır. 1859’un teknolojisinde bile jeomanyetik etkili akım sonucu özellikle telgraf hatlarında önemli sıkıntılar yaşanmış, telgraf direkleri etrafa kıvılcım saçmış ve bazı telgraf operatörleri sistemleri tarafından çarpılmıştır. Science Direct’te yayınlanan bir makalede yer alan telgraf raporunda bu akımların gücünü anlamaya yarayacak bir konuşma geçmekte.

      Boston operatörü (Portland operatörüne): Lütfen bataryanızı hattan [telgraf hattından] 15 dakikalığına tamamen kesiniz.

      Portland operatörü: Yapacağım. Şu anda bağlantı kesik.

      Boston: Benimki de kopuk, şu anda aurora kaynaklı akım ile çalışıyoruz. İletim sana nasıl geliyor?

      Portland: Bataryalı halinden daha iyi. Akım yavaş yavaş gidip geliyor.

      Boston: Benim akımım bazen çok güçlü, Aurora bataryalarımızı bazen nötralize edip bazen çoğalttığı için akım röle mıknatıslarımıza fazla gelebiliyor. Bataryalar olmadan daha iyi çalışabiliriz. Bu olaydan etkilenirken bataryasız çalışmamız lazım gibi.

      Portland: Tamamdır. İşimize devam edeyim mi?

      Boston: Evet. Devam et.

   Bu konuşma bundan sonra yaklaşık 2 saat boyunca devam etmiştir. Bu ve yaşanan bunun gibi olayları makalenin kendisinden araştırabilirsiniz.

   Carrington olayı her ne kadar dinlemesi ve anlatması etkileyici hikayeler yaratmış olsa da Dünya’daki manyetik olaylar ve Güneş arasındaki bağlantıyı kuran, Dünya’daki hayatın kaynağı Güneş’in aynı zamanda bu hayata karşı oluşturabileceği tehlikeyi gözler önüne seren, şimdiki ve gelecekteki insanlığın kulağına küpe etmesi gereken bir olaydır.

   19. yüzyıldan bu yana gelişen teknoloji ve elektriğe artan bağlılık sebebiyle bu tarz olaylar insanlık için çok daha büyük bir tehlike oluştursa da aynı teknoloji güneş patlamalarını daha iyi anlayabilmek ve jeomanyetik fırtınaları önceden tahmin edip gerekli önlemlerin alınabilmesini sağlamakta kullanılıyor. Solar Dynamics Orbiter (SOHO), Parker Solar Probe ve ESA’nın Solar Orbiter’ı gibi araçlar sürekli Güneş’i gözlemleyerek Güneş lekeleri, Güneş patlamaları ve koronal kütle atımlarının altında yatan mekanizmayı anlayabilmemizi sağlayan araçlardan sadece bazıları.

Kaynakça:

https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S0273117706000160#aep-section-id15

https://www.nasaspaceflight.com/2020/08/carrington-event-warning

https://www.scientificamerican.com/article/bracing-for-a-solar-superstorm

https://web.archive.org/web/20110305110813/http://news.nationalgeographic.com/news/2011/03/110302-solar-flares-sun-storms-earth-danger-carrington-event-science

Big Bang’den Sonraki En Büyük Patlama Keşfedildi!

Big Bang’dan sonra yaşanan en büyük patlama bilim insanları tarafından keşfedildi. Bu eşi olmayan patlama, 390 milyon ışık yılı uzaklıktaki Ophiuchus galaksi kümesinin merkezindeki süper kütleli kara delikte meydana geldi ve kendisinden önceki rekor patlamadan 5 kat daha fazla enerji saldı.

   Bu patlama o kadar güçlüydü ki kara deliğin etrafını saran sıcak plazmada bir oyuk açmayı başardı. Washington DC’de Birleşik Devletler Deniz Araştırma Laboratuvarı’nda çalışan ve bu konuda başyazar olan Simona Giacintucci “Bu patlama bir bakımdan 1980’de St. Helens Dağı’nda meydana gelen yanardağ patlamasının dağın tepesini parçalamasına benziyor. Buradaki temel fark patlamanın ‘kraterine’ on beş tane Samanyolu Gökadası’nı sığdırabiliriz’’ dedi.


Telif: X-ray: NASA/CXC/Naval Research Lab/Giacintucci, S.; XMM:ESA/XMM; Radio: NCRA/TIFR/GMRTN; Infrared: 2MASS/UMass/IPAC-Caltech/NASA/NSF

   Astronomlar bu keşfi NASA’nın Candra X-ışını Gözlemevi, ESA’nın XMM-Newton X-ışını Teleskobu, Avustralya’daki Murchison Widefield Array (MWA) ve Hindistan’daki Giant Metrewave Radyo Teleskobu (GMRT) aracılığıyla elde edilen X-ışını ve Radyo dalgaboyu verilerini kullanarak yaptılar. 

   2016’da Chandra’da yapılan gözlemler sonucu elde edilen veriler bu devasa patlamanın ipuçlarını ortaya çıkarmıştı. Norber Werner ve ekibi Chandra’nın çektiği fotoğraflardaki yıldız kümesinde alışılmadık bir kavisli kenarın bulunduğunu keşfettiler ve bu kısmın süper kütleli kara delikteki jet patlamaları[1] sonucu oluşup oluşmadığını araştırmaya başladılar. Fakat bu olasılığı yok saydılar çünkü kara deliğin böyle bir oyuğu oluşturması için çok büyük miktarda enerji gerekirdi.

     Simona Giacintucci ve ekibi yaptığı son çalışma ile bu devasa patlamanın ‘’gerçekten’’ yaşandığını kanıtladı. Giacintucci ve ekibi öncelikle bu kavisli kenarın XMM-Newton’la da saptandığını gösterdi ve böylelikle Chandra gözlemlerini doğruladı. Ekibin en önemli adımı ise bu kavisli kenarın aslında oyuğun ‘’duvarının’’ parçası olduğunu MWA ve GMRT arşivlerindeki yeni radyo verilerini kullanarak göstermeleriydi. Bu duvarlar radyo ışımalarıyla dolu bir alan oluşturuyorlardı. Bu ışıma ise ışık hızına yakın bir hızda hareket eden elektronlar tarafından oluşturuluyordu. Bu karadelik patlamasının şu ana kadar sona erdiği tahmin ediliyor çünkü bilim insanları elde ettikleri radyo verilerinde yeni oluşan jetlerin izlerine rastlamıyor. Chandra verileri bize bu ani kesilişin sebebini açıklayabiliyor. Bu veriler bize X-ışınları sayesinde görülen en yoğun ve soğuk gazın şu anda merkez gökadadan farklı bir konumda bulunduğunu gösteriyor

Kaynakça:

https://www.nasa.gov/mission_pages/chandra/news/record-breaking-explosion-by-black-hole-spotted.html

https://phys.org/news/2020-02-astronomers-biggest-explosion-history-universe.html

Çeviri: Alperen Ergün