gokyuzu.org

New Horizons Yolu Yarıladı

Sanatçının gözünden New Horizons Uzay Aracı.

Telif Hakkı: Johns Hopkins University Applied Physics Laboratory/Southwest Research Institute (JHUAPL/SwRI)

Günde yaklaşık 1.5 milyon kilometre yol kateden NASA’nın New Horizons (Yeni Ufuklar) adlı uzay aracı Plüton yolculuğunda ve bu yolun yarısını tamamlamış durumda. Uzay aracı için artık aylardan beri ilk kez uyanma zamanı.

“Uzay aracımız garip bir bölgeden çıkmak üzere ve bizim yapacak çok işimiz var” diyor araştırmacı Hal Weaver.

Bu, New Horizon 2015’te Plüton’a ulaşmadan önce uzay aracının aletlerini test etmek için harika bir zaman. “Plüton’a yakınlaşma sırasında herhangi bir sorun çıkmasını istemediğimiz için herşeyi kontrol etmemiz gerekiyor.”

9 haftalık test aşaması 25 mayısta başladı. Görev denetleyicileri bir plan çerçevesinde araçta bulunan yedi aletin ayarlarını yapacak.

İlki ise en büyük gezegenler arası teleskoplardan olan LORRI (Long – Range Reconnaissance Imager – Uzun Menzil Keşif Görüntüleyicisi).

“14 Haziran 2015’te, yani yakınlaşmanın olacağı gün, Plüton’daki futbol sahası büyüklüğündeki objeleri farkedebileceğiz.” diyor Weaver.

LORRI, ‘Ralph’ adı verilen ve Plüton’un yüzeyini görünür ve kızılötesi dalga boyunda inceleyen izgeölçerle birlikte çalışıyor.

Sanatçının gözünden Plüton.

Telif Hakkı: Ron Miller

“Testler sırasında, LORRİ ve ‘Ralph’, gökyüzünde ikisinin de tam hassasiyetle çalışabileceği bir cisme yönlendiriliyor. New Horizons Uzay Aracı şu anda herhangi büyük bir cisimden uzak olduğu için aletleri bir yıldız alanına çevirerek test etmek zorundayız.”

New Horizons Plüton’u 2015’te geçtikten sonra gezegen uzay aracı için görülmesi zor bir hedef olacak. Weaver, bu evre sırasında LORRI’nin gezegenin atmosferi ve yüzeydeki olası soğuk – volkanizması (cryo – volcanism) hakkındaki bir takım şüpheleri giderebileceğini düşünüyor.

“Güneş’in parlaklığı, aletlerin bu tip faaliyetleri tespit ederken işini zorlaştırıyor. Bu yüzden şu anda yapılan tüm testlerde gerçekleşebilecek olan açılar göz önünde bulunduruluyor.”

New Horizon Uzay Aracı’nın yedi aleti.

Sadece kameralar ve izgeölçerler bu araştırmada kullanılmayacak. Aynı zamanda REX (Radio Science Experiment – Radyo Bilimi Deneyi) de NASA’nın Dünya üzerindeki Deep Space Network’ten(Derin Uzay Ağı) gelen radyo dalgalarını inceleyecek.

“Sinyallerin bükülmesine bakarak Plüton’un atmosferinin kalınlığına ve basıncına ilişkin bilgiler elde edebiliriz.”

İlgili Bağlantılar:

  • New Horizons (New Horizons Uzay Aracı’nın internet sayfası)

Ay’daki Su

Apollo Görevleri’nden kalma Ay taşları bugün incelendiğinde taşların önceden tahmin edilenden çok daha fazla su içerdiği keşfedildi. Maddeleri milyonda bir mertebesinde bulabilen Carnegia Enstitüsü Jeofizik Laboratuarı’ndaki İkincil İyon Kütle İzgeölçer (Secondary Ion Mass Spectrometry – SIMS) kullanılarak  taşlardaki minimum su oranının bir milyarda 64 ile bir milyonda 5 arasında değiştiği görüldü. Bu rakam önceden bulunan sayının yüzlerce katı oluyor. Araştırmayı yapan takım üyeleri suyun, bundan 4.5 milyar yıl önce Ay oluşurken sıcak mağmadan geldiğini düşünüyor. “Yoğunlukları çok düşük ve keşfedilmeleri gerçekten çok zor.” diyor St. Louis’deki Washington Üniversitesi’ndeki takım elemanı Bradley Jollify. “Artık Ay’ın iç tabakasındaki suyun kaynağını araştırabiliriz.”

Apollo 11 görevi Ay taşları.

Telif Hakkı: NASA

Önceden egemen olan görüş, Ay’ın büyük bir çarpışmanın ürünü olduğunu söylüyordu. Mars büyüklüğündeki bir cisim Dünya’ya çarpmıştı ve dağılan maddelerde birleşerek Ay’ı oluşturmuştu. Ay taşlarında yapılan yeni araştırmada, bilim adamları, suyun, sıcak mağmanın kristalleşmesinden çok daha önce varolduğunu düşünüyor. Bu sonuç da suyun Ay’dan kaynaklandığını gösteriyor.

SIMS teknolojisi, örneğe bir çeşit fosfor bombardımanı yaparak hidroksil iyonu sayısını ölçüyor. Bu ölçümlere dayanarak, araştırmacılar mimimum su içeriğini geçmiş tahminlerin 100 katı civarında buldu. Burdan da suyun Ay’ın ‘yerlisi’ olduğunu sonucunu çıkartıyorlar.

Araştırma, Ay manyetizması ve Ay’ın oluşması hakkındaki tüm teorileri çürütebileceği için oldukça önemli.

Su, Ay’da hiç beklenmedik yerlerde görülmeye başlandı. Eylül 2009’da, bir uzay aracı Ay yüzeyinde su ve hidroksil içeren bir tabaka keşfetti. Ama bu Ay’daki su içeriğinin çok fazla olduğunu göstermiyor. Tahminlere göre, 450 kilogram Ay toprağında sadece 2 yemek kaşığı su var. 2009 yılının ekim ayında ise LCROSS aracı Ay’a çarparak su varlığını ortaya çıkarmıştı.

İlgili Bağlantılar:

  • Universe Today (2009’un eylül ayında Ay’da yapılan araştırma hakkında detaylı bilgi)
  • Universe Today (2009’un ekim ayında gerçekleşen çarpışma hakkında detaylı bilgi)

Kaynak: Universe Today

Beta Pictoris b

İlk defa, gökbilimciler güneş sistemi dışı bir gezegenin, yıldızının bir tarafından diğer tarafına geçişini direk olarak izleyebildiler. Gezegen şu ana kadar görülebilmiş en küçük yörüngeye sahip. Yıldızı ile arasındaki mesafe, Satürn’ün Güneş’e kadar olan mesafe kadar. Yıldızı Beta Pictoris (Beta Ressam) ise sadece 12 milyon yaşında, bu da gezegeninin birkaç milyon yıl içinde çok hızlı bir biçimde oluştuğunu gösteriyor. Bu tip sistemlerin de uyduğu bir teoriye göre uzmanlar, gazsal disk yapıların, içlerinde bulunan gezegenlerin tanımlanmasında önemli bir yere sahip olduğunu düşünüyor.

Gökbilimciler ilk defa bir dış gezegenin yıldızının etrafındaki dönüşünü direk olarak gözlemleyebildiler.

Telif Hakkı: ESO/A.-M. Lagrange

Beta Pictoris, Güneş’ten %75 daha fazla kütleye sahip. Dünya’dan da 60 ışık yılı uzaklıkta olan yıldız çevresinde toz diski olduğu bilinen en ünlü örneklerden biri. Diskte bulunan ufak bir bozuklukta ise kuyrukluyıldızlar var ve yıldıza doğru düşüyorlar.

“Bu tip dolaylı işaretler, bize orada büyük kütleli bir gezegenin olduğunu gösteriyor ve yeni gözlemlerimiz de bunu doğrular nitelikte.” diyor takım  lideri Anne-Marie Lagrange. “Yıldız çok genç olduğu için, dev gezegenin oluşma süresi sadece birkaç milyon yıl.”

Beta Pictoris b adı verilen gaz devi gezegen ilk defa 2003 yılında fark edildi ve ilk defa gezegenin 2008 yılında resmi çekildi.

Son zamanlardaki araştırmalar, genç yıldızların etrafındaki disklerin birkaç milyon yıl içinde yayıldığını gösteriyor. Bu da oluşacak olan dev gezegenlerin oluşum süresini oldukça kısalttığını gösteriyor.

“Gezegenin kısa periyodu (çünkü yörüngesi oldukça küçük) bize gezegenin yörüngesi 15 – 20 yıl içinde tam olarak belirlememize imkan tanıyacak. Bu da Beta Pictoris b hakkında daha çok bilgi toplanabileceğini gösteriyor.” diyor araştırmacı Mickael Bonnefoy.

Gezegen, kütle olarak Jüpiter’in yaklaşık 9 katı. Doğru kütlesi ve konumu, gözlemlenen bozukluğu açıklıyor. Olay, aynen Uranüs’ün yörüngesinden yola çıkılarak Neptün’ü keşfeden Adams ve Le Verrier’in izlediği yola benziyor. Bozukluktan yola çıkan araştırmacılar, bu bozulmayı yaratan bir gezegen olduğunu keşfettiler.

Sanatçının gözünden Beta Pictoris b.

Telif Hakkı: ESO/L. Calçada

“Dış gezegenlerin VLT (Very Large Telescope – Çok Büyük Teleskop) tarafından alınan son görüntülerinde bir çok gezegen çeşitliliği ön plana çıkıyor. Bunların arasında da Güneş Sistemi ile aynı yolla oluşan Beta Pictoris b çok önemli bir yere sahip.” diyor araştırmacı Gael Chauvin.

İlgili Bağlantılar:

  • Universe Today (2008’de ilk defa görüntülenen Beta Pictoris b hakkında bilgi)
  • ESO (European Southern Observatory – Avrupa Güney Gözlemevi) (Haber hakkında detaylı bilgi)

Kaynaklar :

Mars Yüzeyi’nin Yeni Görüntüleri

Mars’ın etrafında dolanan teleskopik bir kamerayla yapılan son 600 gözlemde, Mars’ın yüzeyinde dalgalı oyuntular, geometrik çıkıntılar ve dik kayalıklar görülüyor.

Görüntüde, Mars’ın Kuzey Yarım Küresi’nin ortalarındaki bir kraterin batı yanı görülüyor. (Resmi büyültmek için üzerine tıklayınız) Telif Hakkı : NASA/JPL-Caltech/Arizona Üniversitesi

NASA’nın Mars Keşif Yörünge Aracı’ndaki (NASA’s Mars Reconnaissance Orbiter) Yüksek Çözünürlükte Görüntüleme Bilim Deneyi (High Resolution Imaging Science Experiment – HiRISE) kamerası tarafından alınan bu 600 görüntünün her biri, Mars’ın üzerinde birkaç mil genişliğinde bir alan kaplıyor.

Bu HiRISE görüntüleri 5 Nisan ve 6 Mayıs tarihleri arasında alındı.

HiRISE kamerası, Mars’a 2006’da ulaşan NASA’nın Mars Keşif Yörünge Aracı’ndaki altı araçtan bir tanesi.

Mars’ın bu yeni görüntülerine aşağıdaki bağlantılardan ulaşabilirsiniz:

İlgili Bağlantılar :

Kaynak : NASA

Dünya ve Ay Sanıldığından Daha Önce Oluşmuş Olabilir

Dünya ve Ay, Mars ve Venüs’ün boyutlarındaki iki gezegenin çarpışması sonucu oluştuğu düşünülüyor. Şimdiye kadar bu oluşumun, Güneş Sistemi 30 milyon yaşındayken ya da yaklaşık 4.5 milyar yıl önce gerçekleştiği sanılıyordu. Fakat yeni bir araştırma, Dünya ve Ay’ın daha önce (Güneş Sistemi’nin oluşumundan sonra yani 150 milyon yıl önce) oluşmuş olabileceğini gösteriyor.

“Çarpışma sırasında demir çekirdekleri ile taş yüzeylerin birleşip birleşmediğini gösterebilecek olan tungsten izotoplarını kullanarak, Dünya ve Ay’ın yaşını belirledik.” diyor Niels Bohr Enstitüsü’nden (Kopenhak Üniversitesi) Tais W.Dahl ve Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nden profesör David J. Stevenson.

Güneş Sistemi’ndeki gezegenler, yeni oluşmuş olan Güneş’in etrafında dolanan gezegenlerin birbirleriyle çarpışması sonucu oluşmuştu. Bu çaprışmalarda, küçük gezegenler bir araya gelerek katılaşmaya ve daha da büyümeye başladılar.  Demir bir çekirdek ve kaya mantoya sahip iki gezegenimsi yapı çarpıştığında ise  Dünya ve Ay’ı oluşturan o büyük patlama meydana gelmiştir. Fakat bu patlama ne zaman ve nasıl oldu? Çarpışma 24 saatten az bir sürede tamamlandı ve Dünya’nın sıcaklığı kaya ve demirin eridiği 7000°C idi.

Dünya’nın mantosundaki belli elementlerin var olup olmadığına bakılarak Dünya ve Ay’ın yaşı belirlenebilir. Radyoaktif bir madde olan hafnium-132 bozunarak izotopu tungsten-182’ye dönüşür. Bu iki element önemli derecede birbirinden farklı kimyasal özelliklere sahiptir.

Hafnium’un bozunması ve tungstene dönüşmesi 50-60 milyon yıl alır ve Ay’ın oluşumuna neden olan çarpışma sırasında, neredeyse tüm metal Dünya’nın çekirdeğine gömüldü. Fakat tüm Tunsten çekirdeğe mi gömülmüştü?

“Gezegen oluşumlarına neden olan bu çarpışmalarda metal ve kayanın birbirlerine hangi derecede karıştığını bulmak için çeşitli çalışmalar yaptık. Sıvı kaya ve metal karışımının hareketli modellerini kullanarak, Dünya’nın oluşumunun ilk evrelerinde tungsten izotoplarının kaya manto içinde kaldığını bulduk.” diyor Dahl.

“Elde ettiğimiz veriler gösteriyo ki, metal çekirdek ve kaya 10 km. çapından daha büyük gezegenler arasındaki bu çarpışmalarda emülsiyon (birbiri içinde çzünmeyen sıvıların karışımı) haline dönüşemedi. Bundan dolayı oluşumu sırasında, Dünya’nın demir çekirdeğinin büyük bir kısmı (%80-90) mantoda bulunan kaya malzemeden tungsteni uzaklaştıramadı.” diyor Dahl.

Araştırmanın sonuçları, Dünya ve Ay’I oluşturan çarpışma, Güneş Sistemi’nin oluşumundan sonra neredeyse 150 milyon yıl önce (daha önce sanıldığından, 30 milyon yıl, çok daha önce) meydana gelmiş olabileceğini gösteriyor.

Araştırma sonuçları ayrıca bilimsel dergi Dünya ve Gezegen Bilimi Dergisi’nde (Earth and Planetary Science Letters) yayınladı.

İlgili Bağlantılar:

Kaynak : Universe Today

Titan’daki Olası Metan-Temelli Yaşam

NASA’nın Cassini uzay aracından alınan verilerin dikkatle incelenmesiyle Satürn’ün uydularından Titan’ın üzerinde karmaşık kimyasal olaylar gözlendi. Bazı biliminsanları biyolojik olmayan bu kimyasal olayların, Titan’daki ilkel ve yabancı bir yaşamın oluşumuna dair bir işaret olduğuna inanıyor. Astrobiyologların öne sürdüğü bir teoriye göre, bu bulgular varsayılan bir “metan-temelli”  yaşamın işareti olabilir.

Bu sanatçı görüntüsünde, sislerle kaplı Titan’ın yüzeyinde ayna gibi pürüzsüz bir göl görülüyor. Telif Hakkı : NASA/JPL

Icarus Dergisi’nde yayınlanan bulgulardan bir tanesi Titan’ın atmosferinden aşağıya doğru hidrojen moleküllerinin düştüğünü ve bunların yüzeyde kaybolduğunu gösteriyor. Başka bir dergi Geophysical Research’de (Jeofiziksel Araştırma) ise Titan’ın yüzeyindeki hidrokarbonların dağılımını gösteren bir harita yer alıyor ve asetilen eksikliği olduğu görülüyor.

“Bu asetilen eksikliği önemli çünkü Titan üzerindeki olası bir metan-temelli yaşamın en iyi enerji kaynağı bu kimyasal olabilir.” Diyor  NASA AMES Araştırma Merkezi’nden astrobiyolog Chris Mckay. Asetilen ile ilgili verilerden yapılan bir başka varsayım ise hidrokarbonun Titan üzerindeki olası varlıkların besin olarak tüketilebileceği. Fakat Mckay, hidrojendeki düşüşün daha önemli olduğunu çünkü tahmin ettikleri tüm canlı mekanizmalarının hidrojen tüketebildiğini söyledi.

“Hidrojen tüketiminin olası olduğunu düşündük çünkü Titan’da kesin olarak bulunan bir gaz, bizim Dünya’da oksijen tüketmemiz gibi.” Diyor Mckay. “Eğer bu işaretler bir yaşamın işaretlerine dönüşecek olursa bu, Dünya’daki su-temelli yaşamdan daha farklı ikinci bir yaşam şeklinin olduğunu gösterecek.” Diye sözlerine ekliyor.

Kaynak : NASA

NASA’nın Uçan Kızılötesi Gözlemevi ‘İlk Işığı’ Gördü

Kızılötesi Gökbilim için Stratosferik Gözlemevi (The Stratospheric Observatory for Infrared Astronomy – SOFIA), NASA ve Alman Havacılık Merkezi’nin ortak görevi. SOFIA, 26 Mayıs’ta gece uçuş gözlemlerinde ilk ışığı alarak görevine başarıyla başlangıç yaptı.

Jüpiter’in bu birleşik görüntüsü, SOFIA’nın ‘ilk ışık’ uçuşu sırasında, Cornell Üniversitesi’nin FORCAST fotoğraf makinesi ile alındı. Görünür dalgaboyunda alınan görüntüde de Jüpiter’in hemen hemen aynı tarafı görülmekte. Telif Hakkı : Anthony Wesley

Özel olarak değiştirilmiş Boeing747SP jet uçağına yaklaşık 2.75 metrelik bir yansıtıcı teleskop yerleştirildi. Bu özel uçak, NASA’nın Kaliforniya’daki Dryden Uçuş Araştırma Merkezi’ndeki Hava aracı Hareket Tesisi’nden havalandı. Uçuş mürettebatı ise NASA, Kolombiya’daki Uzay Araştırma Derneği Üniversiteleri, Cornell Üniversitesi ve Alman SOFIA Enstitüsü’nden uluslararası bir ekipten oluşuyor. Neredeyse sekiz saat süren uçuş sırasında, yaklaşık 10.700 kilometre yükseklikte, 10 biliminsanı, gökbilimci, mühendis ve teknisyenden oluşan mürettebat uzay aracının ana kabinindeki kontrol panelinde teleskoptan ulaşan verileri topladı.

İlgili Bağlantılar:

Kaynak : NASA

Samanyolu’nda Yeni Yıldız-Oluşum Bölgeleri

Gökbilimciler, gökadamız Samanyolu’nda büyük yıldızların oluştuğu daha önce görülmemiş birçok bölge tespit etti. NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu’nun yardımı ile yapılan keşif, gökadamızın oluşumu ve içeriği hakkında önemli yeni bilgiler içeriyor.

Samanyolu Gökadamızın bilgisayar programları ile oluşturulmuş bir görüntüsü. Telif Hakkı : NASA/JPL-Caltech

Gökbilimcilerin tespit ettiği “H II” olarak adlandırılan bu yıldız-oluşum bölgeleri, büyük ve genç yıldızların yaydığı radyasyonla elektronlarını kaybeden hidrojen atomlarının bulunduğu yerler. Samanyolu’nun gaz ve toz bulutuyla görünür ışıkta görülemeyen bu bölgeleri bulmak için, araştırmacılar kızılötesi ve radyo teleskoplar kullandı.

“NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu ve Ulusal Bilim Kurumu’nun (National Science Foundation) Çok Büyük Dizi Radyo Teleskopları (Very Large Array radio telescope) ile elde edilen kızılötesi verilerin değerlendirilmesiyle hedefe ulaştık. “ diyor Fransa’daki Marsilya Astrofizik Laboratuvarı’ndan (the Astrophysical Laboratory of Marseille) gökbilimci Loren Anderson.

Uzun süren değerlendirmelerin ardından gökbilimciler H II bölgelerini belirlediler. Ayrıca gökadamızın merkezinde ve sarmal kollarındaki yoğunluğu tespit ettiler. Araştırmanın sonuçları ayrıca bu bölgelerden 25’inin gökadanın merkezine Güneş’ten daha uzak olduğunu gösterdi.

Kaynak : NASA

Andromeda’nın Merkezindeki Kararsız Karadelik

Andromeda Gökadası, bizim Smanyolu Gökadamıza en yakın gökada, diğer gökadalar gibi merkezinde büyük kütleli bir karadeliğe sahip. Bize olan yakınlığı yüzünden, Andromeda Gökadası (M31) gökadaların merkezindeki büyük kütleli karadelikleri incelemek için mükemmel bir yer.

Andromeda Gökadası, bizim Smanyolu Gökadamıza en yakın gökada, diğer gökadalar gibi merkezinde büyük kütleli bir karadeliğe sahip. Bize olan yakınlığı yüzünden, Andromeda Gökadası (M31) gökadaların merkezindeki büyük kütleli karadelikleri incelemek için mükemmel bir yer.

Optik ışıkta ve Chandra’nın X-ışın’ında görülen Andromeda’nın kalbindeki büyük kütleli karadelik. (Resmi büyültmek için tıklayınız.) Telif Hakkı : X-Işın NASA/CXC/SAO/Li et al.), Optik (DSS)

Son on yıllık bir süreçte, NASA’nın Chandra X-ışın Gözlemevi, Andromeda’nın kalbindeki büyük kütleli karadeliği görüntüledi. Bu uzun vadede alınan veriler, gökbilimcilere bu karadeliğin ayrıntılı görüntülerini sundu. Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Zhiyuan Li, bu hafta Amerikan Astonomi Topluluğu’nun Miami’deki 216.’ncı toplantısında sonuçları açıkladı.

1999’dan 2006’ya, M31 oldukça sessiz ve sönüktü. 2006’nın Ocak ayında, Andromeda’nın merkezindeki karadeliğin parlaklığı 100 kat arttı. Bu, karadeliğin büyük kütleli bir cismi yutmuş olabileceği düşüncesini akıllara getirdi ama 2006’da kesin bir yargıya varılamadı.

M31’deki bu karadelik, yakınındaki bir yıldızın rüzgarlarını ve geniş bir gaz bulutunu yutmaya devam ediyor. Tüm bu malzemeleri yutmaya devam ederken, Chandra’nın yakaladığı X-ışınları karadelikten çıkmaya devam ediyor.

“Hem Andromeda’daki hem de Samanyolu’ndaki karadelikler akıl almaz derecede güçsüz. Bu iki anti-kuasar, büyük kütleli bir karadelikte görülen en sönük tipte genişlemeyi incelememiz için özel bir laboratuvar. Karadeliğin içindeki maddenin genişlemesi bizim için önemli çünkü gökadaların oluşumu bu süreçlerden etkileniyor.” Diyor Li.

Andromeda Takımyıldızı’nda yer alan M31, teleskop ve dürbünle görülebildiği gibi çıplak gözle de görülebilir. Fakat merkezindeki karadeliği görmek mümkün değil tabiki.

Kaynak : Universe Today

Jüpiter’in Bir Kuşağı Kayboldu

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter’de büyük bir olay yaşandı. İki büyük kuşağa sahip olan gezegende artık sadece bir büyük kuşak var.

Jüpiter’in 9 Mayıs’ta çekilmiş bir resmi. Ekvatorunun güneyinde yer alması gereken kuşak yokolmuş durumda.

Telif Hakkı: Anthony Wesley

NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’nda görevli gezegen araştırmacısı Gleen Orton’a göre bu çok büyük bir olay. “Olayı yakından inceliyoruz ve ne olup bittiğini daha öğrenemedik.”

Güney Ekvatoral Kuşağı (South Equatorial Belt – SEB) olarak bilinen kuşağın genişliği Dünya’nın yaklaşık iki katıydı. Uzunluğu ise Dünya’nın  genişliğinin 20 katından fazlaydı.

“Herhangi büyüklükte bir teleskopla hatta dürbünle bile Jüpiter’in iki kuşağı rahatçe görülebiliyordu. Ama şimdi bu kuşaklardan birisi yok oldu.” diyor Avustralya’dan amatör gökbilimci Anthony Wesley.

Jüpiter gözlemi konusundan çok tecrübeli olan Wesley, 2009 yılında gezegene çarpan bir kuyrukluyıldızı keşfettiği için de çok ünlü. Çoğu gökbilimci gibi o da Jüpiter’e baktığında kuşağın yavaş yavaş kaybolduğunu farketmiş.

Orton’a göre kuşak belki de kaybolmadı sadece daha yüksek bulutlar tarafından engellendiği için görünmüyor olabilir.

“Bazı amonyak sirrüs bulutlarının Güney Ekvatoral Kuşağı’nın üstüne çıkmış olma ihtimali olabilir.” Dünya’daki sirrüs bulutları buz kristallerinden oluşur, ama Jüpiter’de ise bunu oluşturan suyun (H2O) yerine amonyak(NH3) kristalleri.

Orton’un düşündüğüne göre küresel rüzgarlardaki değişim, amonyak bakımından zengin maddelerin kuşağın üstündeki temiz ve soğuk bölgeye yığılmasını sağladı. Soğuktan etkilenen maddeler de amonyak kristallerini oluşturuyor.

Jüpiter’in atmosferi hala bir sır. Mesela Jüpiter’in yüzeyinde bulunan ‘Büyük Kırmızı Leke’nin neden kırmızı olduğunu veya buradaki fırtınanın neden yıllardır sürdüğünü bilen yok. Aynı şekilde neden kuşakların kahverengi olduğunu, neden biri kaybolurken birinin etkinliğinin devam ettiğini bilen yok.

Ama bu kaybolma tarihte ilk defa olmuyor. Güney Ekvatoral Kuşağı daha önceleri periyodik olmayan zamanlarda da kaybolmuştu: 1973 – 1975; 1989-1990; 1993; 2007 ve 2010.

Kuşağın olası bir geri dönüşü ise etkileyici olabilir. “Şu anda kuşağı başlatacak fırtınaları ve hava akımlarını arıyoruz. Kuşak her zaman tek bir noktadan çok ani olarak başlamıştır. Bu olayı amatör gökbilimciler orta büyüklükteki teleskoplarıyla da gözleyebilirler, ama ne yazık ki bu olayın ne zaman ve nerde gerçekleşeceğini bilemiyoruz. Ama geçmiş bilgilere bakarak bu olayın 2 yıl içinde başlayacağını söyleyebiliriz.” diyor Wesley.

Dünya üzerinde teleskopu olan herhangi bir insan oluşacak olan kuşağın ilk gözlemcisi olabilir.

İlgili Bağlantılar:

  • Universe Today (Jüpiter’deki kuyrukluyıldızdan dolayı oluşan leke hakkında bilgi)
  • Anthony Wesley (Anthony Wesley’in Jüpiter fotoğraflarını yayınladığı sitesi)

Kaynaklar :