gokyuzu.org

Samanyolu’nda Yeni Yıldız-Oluşum Bölgeleri

Gökbilimciler, gökadamız Samanyolu’nda büyük yıldızların oluştuğu daha önce görülmemiş birçok bölge tespit etti. NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu’nun yardımı ile yapılan keşif, gökadamızın oluşumu ve içeriği hakkında önemli yeni bilgiler içeriyor.

Samanyolu Gökadamızın bilgisayar programları ile oluşturulmuş bir görüntüsü. Telif Hakkı : NASA/JPL-Caltech

Gökbilimcilerin tespit ettiği “H II” olarak adlandırılan bu yıldız-oluşum bölgeleri, büyük ve genç yıldızların yaydığı radyasyonla elektronlarını kaybeden hidrojen atomlarının bulunduğu yerler. Samanyolu’nun gaz ve toz bulutuyla görünür ışıkta görülemeyen bu bölgeleri bulmak için, araştırmacılar kızılötesi ve radyo teleskoplar kullandı.

“NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu ve Ulusal Bilim Kurumu’nun (National Science Foundation) Çok Büyük Dizi Radyo Teleskopları (Very Large Array radio telescope) ile elde edilen kızılötesi verilerin değerlendirilmesiyle hedefe ulaştık. “ diyor Fransa’daki Marsilya Astrofizik Laboratuvarı’ndan (the Astrophysical Laboratory of Marseille) gökbilimci Loren Anderson.

Uzun süren değerlendirmelerin ardından gökbilimciler H II bölgelerini belirlediler. Ayrıca gökadamızın merkezinde ve sarmal kollarındaki yoğunluğu tespit ettiler. Araştırmanın sonuçları ayrıca bu bölgelerden 25’inin gökadanın merkezine Güneş’ten daha uzak olduğunu gösterdi.

Kaynak : NASA

Andromeda’nın Merkezindeki Kararsız Karadelik

Andromeda Gökadası, bizim Smanyolu Gökadamıza en yakın gökada, diğer gökadalar gibi merkezinde büyük kütleli bir karadeliğe sahip. Bize olan yakınlığı yüzünden, Andromeda Gökadası (M31) gökadaların merkezindeki büyük kütleli karadelikleri incelemek için mükemmel bir yer.

Andromeda Gökadası, bizim Smanyolu Gökadamıza en yakın gökada, diğer gökadalar gibi merkezinde büyük kütleli bir karadeliğe sahip. Bize olan yakınlığı yüzünden, Andromeda Gökadası (M31) gökadaların merkezindeki büyük kütleli karadelikleri incelemek için mükemmel bir yer.

Optik ışıkta ve Chandra’nın X-ışın’ında görülen Andromeda’nın kalbindeki büyük kütleli karadelik. (Resmi büyültmek için tıklayınız.) Telif Hakkı : X-Işın NASA/CXC/SAO/Li et al.), Optik (DSS)

Son on yıllık bir süreçte, NASA’nın Chandra X-ışın Gözlemevi, Andromeda’nın kalbindeki büyük kütleli karadeliği görüntüledi. Bu uzun vadede alınan veriler, gökbilimcilere bu karadeliğin ayrıntılı görüntülerini sundu. Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi’nden Zhiyuan Li, bu hafta Amerikan Astonomi Topluluğu’nun Miami’deki 216.’ncı toplantısında sonuçları açıkladı.

1999’dan 2006’ya, M31 oldukça sessiz ve sönüktü. 2006’nın Ocak ayında, Andromeda’nın merkezindeki karadeliğin parlaklığı 100 kat arttı. Bu, karadeliğin büyük kütleli bir cismi yutmuş olabileceği düşüncesini akıllara getirdi ama 2006’da kesin bir yargıya varılamadı.

M31’deki bu karadelik, yakınındaki bir yıldızın rüzgarlarını ve geniş bir gaz bulutunu yutmaya devam ediyor. Tüm bu malzemeleri yutmaya devam ederken, Chandra’nın yakaladığı X-ışınları karadelikten çıkmaya devam ediyor.

“Hem Andromeda’daki hem de Samanyolu’ndaki karadelikler akıl almaz derecede güçsüz. Bu iki anti-kuasar, büyük kütleli bir karadelikte görülen en sönük tipte genişlemeyi incelememiz için özel bir laboratuvar. Karadeliğin içindeki maddenin genişlemesi bizim için önemli çünkü gökadaların oluşumu bu süreçlerden etkileniyor.” Diyor Li.

Andromeda Takımyıldızı’nda yer alan M31, teleskop ve dürbünle görülebildiği gibi çıplak gözle de görülebilir. Fakat merkezindeki karadeliği görmek mümkün değil tabiki.

Kaynak : Universe Today

Jüpiter’in Bir Kuşağı Kayboldu

Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni olan Jüpiter’de büyük bir olay yaşandı. İki büyük kuşağa sahip olan gezegende artık sadece bir büyük kuşak var.

Jüpiter’in 9 Mayıs’ta çekilmiş bir resmi. Ekvatorunun güneyinde yer alması gereken kuşak yokolmuş durumda.

Telif Hakkı: Anthony Wesley

NASA’nın Jet İtki Laboratuvarı’nda görevli gezegen araştırmacısı Gleen Orton’a göre bu çok büyük bir olay. “Olayı yakından inceliyoruz ve ne olup bittiğini daha öğrenemedik.”

Güney Ekvatoral Kuşağı (South Equatorial Belt – SEB) olarak bilinen kuşağın genişliği Dünya’nın yaklaşık iki katıydı. Uzunluğu ise Dünya’nın  genişliğinin 20 katından fazlaydı.

“Herhangi büyüklükte bir teleskopla hatta dürbünle bile Jüpiter’in iki kuşağı rahatçe görülebiliyordu. Ama şimdi bu kuşaklardan birisi yok oldu.” diyor Avustralya’dan amatör gökbilimci Anthony Wesley.

Jüpiter gözlemi konusundan çok tecrübeli olan Wesley, 2009 yılında gezegene çarpan bir kuyrukluyıldızı keşfettiği için de çok ünlü. Çoğu gökbilimci gibi o da Jüpiter’e baktığında kuşağın yavaş yavaş kaybolduğunu farketmiş.

Orton’a göre kuşak belki de kaybolmadı sadece daha yüksek bulutlar tarafından engellendiği için görünmüyor olabilir.

“Bazı amonyak sirrüs bulutlarının Güney Ekvatoral Kuşağı’nın üstüne çıkmış olma ihtimali olabilir.” Dünya’daki sirrüs bulutları buz kristallerinden oluşur, ama Jüpiter’de ise bunu oluşturan suyun (H2O) yerine amonyak(NH3) kristalleri.

Orton’un düşündüğüne göre küresel rüzgarlardaki değişim, amonyak bakımından zengin maddelerin kuşağın üstündeki temiz ve soğuk bölgeye yığılmasını sağladı. Soğuktan etkilenen maddeler de amonyak kristallerini oluşturuyor.

Jüpiter’in atmosferi hala bir sır. Mesela Jüpiter’in yüzeyinde bulunan ‘Büyük Kırmızı Leke’nin neden kırmızı olduğunu veya buradaki fırtınanın neden yıllardır sürdüğünü bilen yok. Aynı şekilde neden kuşakların kahverengi olduğunu, neden biri kaybolurken birinin etkinliğinin devam ettiğini bilen yok.

Ama bu kaybolma tarihte ilk defa olmuyor. Güney Ekvatoral Kuşağı daha önceleri periyodik olmayan zamanlarda da kaybolmuştu: 1973 – 1975; 1989-1990; 1993; 2007 ve 2010.

Kuşağın olası bir geri dönüşü ise etkileyici olabilir. “Şu anda kuşağı başlatacak fırtınaları ve hava akımlarını arıyoruz. Kuşak her zaman tek bir noktadan çok ani olarak başlamıştır. Bu olayı amatör gökbilimciler orta büyüklükteki teleskoplarıyla da gözleyebilirler, ama ne yazık ki bu olayın ne zaman ve nerde gerçekleşeceğini bilemiyoruz. Ama geçmiş bilgilere bakarak bu olayın 2 yıl içinde başlayacağını söyleyebiliriz.” diyor Wesley.

Dünya üzerinde teleskopu olan herhangi bir insan oluşacak olan kuşağın ilk gözlemcisi olabilir.

İlgili Bağlantılar:

  • Universe Today (Jüpiter’deki kuyrukluyıldızdan dolayı oluşan leke hakkında bilgi)
  • Anthony Wesley (Anthony Wesley’in Jüpiter fotoğraflarını yayınladığı sitesi)

Kaynaklar :

Kuşaklar Nasıl Oluşuyor?

Jüpiter ve diğer gaz gezegenleri, ekvatorları boyunca kuşaklara sahipler. Ama gökbilimciler bunun nedenini tam olarak bilemiyorlar. Ama şimdi fizikçilerden oluşan bir ekip, kuşakların sayıları 60’dan fazla olan uyduların neden olduğu gelgitlerden oluştuğunu düşünüyor. Bu keşfi de çok basit bir laboratuvar modellemesine borçlular.

Jüpiter’in kırmızı lekesi ve kuşakları.

Telif Hakkı: NASA / JPL / University of Arizona

Jüpiter’in kuşaklarında bölgesel rüzgarlar bulunuyor. Bu rüzgarlar, ekvatora paralel yol alıyorlar . Yıllardır, araştırmacılar bu rüzgarların neden oluştuğunu merak ediyor. “40 yılı aşkın süredir, rüzgarlar aktif.” diyor Washington Üniversitesi’nden araştırmacı Peter Rhines. Bilimadamları, bu rüzgarların konveksiyondan (ısı yayılması) kaynaklandığını düşünüyorlardı. Sıcak gazların yukarı çıktığı, soğuyan gazların ise aşağı indiği belirtiliyordu ama bu kuşakların gezegenin üst katmanlarında mı olduğu yoksa çekirdeğine kadar inip inmediği konusunda anlaşmazlık vardı.

Almanya’nın Göttingen Üniversitesi’nden jeolojist Andreas Tilgner ve Fransa’nın Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi’ndeki (National  Center of Scientific Research) meslektaşlarına göre belki de neden hiçbir zaman ısı yayılması değildi. Fikirleri şu şekilde: Jüpiter ya da başka bir gaz gezegeni, var olduğundan beri kendi ekseni etrafında dönen küresel bir gaz kütlesine sahiptir. Tekrarlı bir çekme kuvveti yaratan bir aktivite,(mesela gezegenin etrafında dönen bir uydu) hareket halinde olan gazları etkiledi. Etkilenen bu gazlar, kendi eksenleri etrafında değişik hızlarda dönmeye başladı. Silindirik bir şekil oluşturdu ve gezegenin en dış katmanına kadar uzandı. Böylece kuşak denilen şekiller oluşmuş oldu. Bu kuramın matematik kısmı üzerinde iki yıl önce çalışan Tilgner, meslektaşları ile beraber bu kuramı destekleyecek deneyi gerçekleştirdiler.

Yapay bir gaz gezegeni oluşturmak için, esnek silikon bir silindirde küresel bir delik açıldı. Gaz gezegenlerin gazını temsil etmek üzere delik su ile dolduruldu. Suya, resmini daha kolay çekmek için (Işığı diğer yönlere daha fazla yansıttığı için resmi çekmek kolaylaşıyor.) plastik parçacılar eklendi. Silindir döndürüldü ve yapay akımlar oluşturuldu. Bir uydu gezegenin etrafında dolaşırken gezegenin biraz değiştirir. Yakın olan yerleri kendine doğru çekeceğinden gezegen biraz ovalleşir. Bu etkiyi yaratmak için ise silindir bir çift tekerleğin arasında değişik hızlarla sıkıştırılarak döndürüldü. Belli hızlarda dönen silindirdeki su akımı bir sütuna dönüştü.

Kaynak : Science/AAAS

Dünya’daki Mikroplar Mars’taki Olası Yaşamı Etkileyebilir

Uygulamalı ve Çevre Mikrobiyolojisi Dergisi’nin (Applied and Environmental Microbiology – AEM) Nisan 2010 sayısında yer alan makaleye göre, uzay araçlarındaki bakterilerin Mars’taki yaşamı kirletebileceği düşünülüyor.

Hubble Uzay Teleskopu ile Mars. Telif Hakkı : Jim Bell Cornell ve Hubble Miras Ekibi (AURA/STScI/NASA)

Mars’taki yaşam araştırmaları, NASA’nın Mars Keşif Programı’nın (Mars Exploration Program) ve Astrobiyoloji Enstitülerinin hedefi olmaya devam etmektedir. Mars yüzeyini kirletmemek için, gezegene giden uzay araçlarındaki biyo-akvaryumlar sterilizasyon (mikroplardan arındırma) işlemine tabi tutuluyor.

Bu sterilizasyon işlemine rağmen son yapılan çalışmalarda, fırlatma sırasında uzay aracında farklı mikrobik toplulukların kaldığı görülüyor. Steril edilmiş, düzenli faliyet gösteren uzay araçlarında acinetobacter, bacillus, escherichia, staphylococcus ve streptococcus gibi çok dayanıklı bakteri türlerinin hayatta kaldığı tespit edildi.

Merkez Florida Üniversitesi’nden (University of Central Florida) araştırmacılar, çölleşmiş, düşük sıcaklık ve hava basıncında, morötesi ışıkla aydınlatılmış bir ortam yaratarak Mars’taki koşulları meydana getirdiler. Bir haftalık çalışma süresince, uzay aracındaki muhtemel bir kirletici olan Escherichia coli bakterisinin hayatta kalma ihtimalinin olabileceğini ancak ince toz bulutlarıyla ya da uzay aracındaki morötesi koruyucularla korunuyor olsaydı Mars’ın yüzeyinde yaşayamayacağını buldular.

“Eğer Mars üzerinde uzun süreli mikrobik yaşam mümkün olursa, geçmiş ve gelecekteki çalışmalarla ve mikrobik aşılama yöntemleriyle Mars’ta karasal yaşam sağlanabilir. Bu yüzden, Mars’ta uzun süreli yaşayabilme olasılığını belirlemek için mikrobiyal türlerin çeşitliliği üzerine çalışılması gerekiyor.” diyor araştırmacılar.

İlgili Bağlantılar:

Kaynak : ScienceDaily

Bugüne Dek Tespit Edilmiş En Büyük Kuyrukluyıldız

Kuyrukluyıldız McNaught 2007’de Pasifik Okyanusu üzerinde görüntülendi. Telif Hakkı : Sebastian Deiries/ESO

İngiliz bilim insanları, bugüne kadar bulunanların en büyüğü olabilecek bir kuyrukluyıldız belirledi.  Londra Kolej Üniversitesi ( University College London )’nin Mullard Uzay Bilim Laboratuvarı’ndan Dr. Geraint Jones, Kraliyet Astronomi Topluluğu’nun ( Royal Astronomical Society )13 Nisan’daki Ulusal Astronomi Toplantısı’nda sonuçları açıkladı.

McNaught C/2006 P1 Kuyrukluyıldızı’nın büyüklüğünü ölçmek için kuyruğunun uzunluğunu kullanmak yerine, kuyrukluyıldızın etkisiyle bozulan alanın büyüklüğünü ölçmek için ESA ve NASA’ya ait Ulysses uzay aracının verileri kullanıldı. Manyetometreden alınan verilerin analizi, kuyrukluyıldızın çekirdeğinden yayılan iyonlaşmış gaz ile Güneş rüzgarlarındaki hızlı parçacıkların etkileşime geçmesiyle kuyrukluyıldızın çevresinde bir şok dalgası oluştuğunu kanıtladı.

2007 Ocak ve Şubat ayında, Kuyrukluyıldız McNaught C/2006 P1 son 40 yılda Dünya’dan görülen en parlak kuyrukluyıldız olmuştu. Raslantı eseri, Ulysses bu kez Kuyrukluyıldız McNaught’ın kuyruğuna yakın umulmayan bir geçiş yaptı ve bu geçiş uzay aracının 19 yıllık görevi boyunca üç tesadüfi karşılaşmalarından bir tanesi oldu. Diğer karşılaşmalardan bir tanesi de en uzun kuyruğa sahip Kuyrukluyıldız Hyakutake ile 1996’daki karşılaşmadır.

Ulyssses uzay aracı, McNaught’ın Güneş ve Yer arasındaki uzaklığın 1.5 katı uzunluğundaki iyonlaşmış gaz kuyruğunu tespit etti. Bu 2007’de görülen olağanüstü toz kuyruktan da  daha uzun.

Dr. Jones;  toz kuyruğun aksine McNaught’ın plazma kuyruğunun gözlemlenmesinin çok zor olduğunu ve bundan dolayı tam olarak uzunluğunun tespit edilemediğini söyledi ve “Ulysses’in Kuyrukluyıldız Hyakutake’in etrafındaki güneş rüzgarını dolaşması sadece 2.5 gün sürerken, Kuyrukluyıldız McNaught’un rüzgarı etrafında dönmesi 18 gün sürmüştü. Bu da kuyrukluyıldızın sadece yeryüzünden muhteşem görünmesine neden olmamış aynı zamanda Güneş rüzgarına büyük bir engel olmuştur.”  dedi.

Diğer bir kuyrukluyıldız ile olan karşılaşma kıyaslandığında ise Kuyrukluyıldız Mcnaught’ın büyüklüğü açıkça gözler önüne seriliyor. Giotto uzay aracının 1992’deki Kuyrukluyıldız Grigg-Skjellerup ile olan karşılaşmasında güneş rüzgarını dolaşması yarım saatten daha az sürmüştür.

“ Etkin bir kuyrukluyıldızın büyüklüğünü, çekirdeğin büyüklüğü değil, dışarı yayılan gazın miktarı belirler.” diye ekliyor Dr. Jones.

Ayrıca bir başka kuyukluyıldızın, C/2009 R1 Mcnaught, bu yıl çıplak gözle gözlenebileceği de ön görülüyor. Bu kuyrukluyıldızın verilerine buradan ulaşabilirsiniz.

Kaynak : ScienceDaily

Küçük, Yer – Merkezli Teleskoplar Üç Ötegezegen Görüntüledi

Gökbilimciler, küçük ve sade ekipmana sahip bir teleskopla bizim Güneş’imizin ötesinde,  bir yıldız etrafında dolanmakta olan üç gezegenin bir görüntüsünü yakaladı. Bu sürpriz başarıya, San Diego şehrinin kuzeyindeki Palomar Gözlemevi’nde bulunan Hale Teleskopu’nun ufak yardımını alan NASA’nın Kaliforniya – Pasadena’daki Jet İtki Laboratuvarı’nda (Jet Propulsion Laboratory – JPL) çalışan bir ekip tarafından ulaşıldı.

Bu görüntüde 120 milyon ışık yılı uzaklıktaki yıldızın üç gezegeni görülüyor. HR8799 yıldızı “X” işareti ile gösteriliyor. Telif Hakkı : NASA/JPL-Caltech/Palomar Gözlemevi

Daha önce biri 10 metrelik Keck Gözlemevi’ndeki teleskoplardan bir tanesi diğeri 8 metrelik Gemini Kuzey Gözlemevi’ndeki teleskop olmak üzere dünyadaki en büyük teleskoplardan ikisi kullanılarak bu gezegenlerin görüntüleri elde edilmişti. HR 8799 yıldızı etrafında dolanmakta olan bu gezegenler doğrudan görüntülenen ilk gezegenler olma özelliğini taşıyor ve bu keşif Kasım 2008’de duyurulmuştu.

Bundan önceki görüntüleri kızılötesi ışıkla alınan gezegenlerin bu yeni görüntüleri ise Hale Teleskopu’nun aynasının sadece 1.5 metre çapındaki kısmı kullanılarak alındı. Bu gökbilim ekibi, böyle küçük bir aynayı son teknolojiyle birlikte kullanabilmek için titizlikle çalıştılar ve iki teknik kullandılar: uyarlamalı optik ve bir koronagraf (yıldızın parlamasını önlemek ve çevresindeki daha sönük gezegenleri ortaya çıkarmak için kullanılır). JPL’de astrofizikçi olarak çalışan Gene Serabyn, “ Bizim kullandığımız teknik, gezegenlerin daha yakından görüntülerinin alınması için büyük, yer – merkezli teleskoplarda da kullanılabilir ya da parlak yıldızların yakınındaki olası Dünya benzeri gökcisimlerinin bulunması için küçük teleskoplarda kullanılabilir.” diyor. Serabyn ayrıca Nature dergisinin 15 Nisan’da yayınlanacak sayısında bulguların yer aldığı raporun baş yazarı.

Gökbilimciler, Güneş Sistemi’mizin ötesindeki gezegenlerin bir fotoğrafını çekebilmek için  Palomar Gözlemevi’ndeki (San Diego şehrinin kuzeyinde) Hale Teleskopu’nun küçük bir kısmından yararlandılar. (Resmi büyültmek için üzerine tıklayınız) Telif Hakkı : Caltech/Palomar Gözlemevi

HR8799 b, c ve d olarak adlandırılan bu üç gezegenin, Jüpiter gibi gaz devi oldukları düşünülüyor, ancak ondan daha ağırlar. Yıldızlarının etrafında Güneş ile Yer arasındaki uzaklığın yaklaşık 24, 38 ve 68 kez daha uzağında dolanıyorlar ( Jüpiter ise yaklaşık Güneş-Yer uzaklığının 5 katı kadar uzaklıkta ). Dünya gibi katı gezegenlerin yıldızlarına yakın dolanma olasılığı vardır ancak şu anki teknolojiyle yıldızlarının parlaklığından onları görmek olanaksızdır. HR 8799 yıldızı bizim Güneş’imizden biraz daha ağır ve Güneş’in 4.6 milyar yıllık yaşıyla karşılaştırılırsa daha genç ( yaklaşık 60 milyon yıl ). Kahraman (Perseus ) Takımyıldızı’nda 120 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Bu yıldızın gezegen sistemi hala etkin, geçen yıl NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu’nun da ortaya çıkardığı üzere gökcisimleri birbirleriyle çarpışmaya devam ediyor. Tıpkı fırından yeni çıkmış ekmekler gibi, gezegenler hala sıcak ve teleskopların görmelerini sağlayan kızılötesi radyasyon yaymaya devam ediyorlar.

Kaynak : NASA

WISE ile Karanlık Asteroitlerin Keşfi

NASA’nın geliştirdiği WISE (Wide-field Infrared Survey Explorer – Geniş Alan Kızılötesi Araştırma Kâşifi) aracı, cüce yıldızlar, büyük toz bulutları veya asteroit gibi ‘karanlık’ cisimleri bulmak için sürekli gökyüzünü tarıyor. Bunu da cisimlerin ısısından kaynaklanan ve çoğu teleskopun yakalamakta zorlandığı kızılötesi ışıkla yapıyor.
WISE ile Karanlık Asteroitlerin  Keşfi
Sanatçının gözünden WISE Uzay Aracı.
WISE’ın baş araştırmacısı California Üniversitesi’nden fizikçi Ned Wright şöyle diyor: “Aracımız her gün bizim daha önceden bulamadığımız asteroitleri keşfediyor. WISE gerçekten bu işte çok iyi.” Görünür ışıkta yapılan gözlemlere dayanarak tutulan geçmiş asteroit bilgileri, WISE’ın bulduğu asteroitler ile karşılaştırılınca oldukça yetersiz kalıyor. WISE’ın bulduğu çoğu asteroit, Jüpiter ile Mars arasındaki Asteroit Kuşağı’nda yer alıyor. Ama bunların bir kısmı dinozorların öldürdüğü düşünülen Dünya’ya çarpan asteroite benziyor. “WISE üç aydan beri yörüngede olmasına rağmen ‘potansiyel tehlikeli yakın cisim1‘ (Potentially hazardous near Earth object – NEO) sınıfına giren bir düzine asteroit keşfetti. Bunlardan birisi de önceden keşfedilip ama sonradan WISE tarafından tekrar keşfedilen bir asteroit. WISE bulduğu her ‘potansiyel tehlikeli yakın cisim’ sınıfındaki asteroiti 30 saatliğine izliyor ve gelecek haftalarda izleyeceği yolun bir taslağını çıkartıyor. Tüm bu bilgiler NASA tarafından finanse edilen Boston’daki Cüce Gezegenler Merkezi’ne (Minor Planet Center) gönderiliyor. Buradan da asteroitleri takip etmek isteyen araştırmacılara ve amatör gözlemcilere bilgiler ilan ediliyor. Dinozorları yok eden asteroitin 10 – 15 km çapında olduğu düşünülüyor. Böyle bir cismin yakın zamanlarda Dünya’ya çarpma ihtimali oldukça düşük gibi gözükse de insanlığın tehlikede olmadığı söylenemez. Daha ufak cisimler uzayda çok yaygın ve bunlar da zarar verebilirler. 1908 yılında Rusya, Tunguska’ya düşen onlarca metre çapındaki bir göktaşı, yüzlerce kilometrekarelik ormanlık arazinin yok olmasına neden olmuştu. Wright sözlerine şöyle devam ediyor: “Ufak bir cismin verebileceği hasarlar oldukça ciddi. Biz tüm gökyüzünü tarayarak ‘potansiyel tehlikeli yakın cisim’leri ve izleyeceği yolları ortaya çıkartmak zorundayız. Eğer gerçekten yakın ve tehlikeli bir cisim bulursak onlarla baş edebilecek zamanımızın olması lazım.”    
WISE’ın ilk keşfettiği Dünya’ya yakın asteroit kırmızı nokta ile gösterilmiş. Telif Hakkı: NASA/JPL-Caltech/UCLA Dünya üzerinde bir sürü teleskop araştırmaya devam ediyor. LINEAR (Lincoln Near Earth Asteroid Research – Lincoln Dünya’ya Yakın Asteroitlerin Araştırılması),  the Catalina Sky Survey Catalina (Catalina Gökyüzü Araştırması), Spacewatch (Uzay Gözlemi), NEAT (Near Earth Asterid Tracking – Dünya’ya Yakın Asteroitlerin İzlenmesi), LONEOS (Lowell Observatory Near  Earth Object Search – Lowell Gözlemevi Dünya’ya Yakın Cisimlerin Araştırılması) gibi programlar2 da bu işin içinde. Yıllardır birlikte çalışarak binlerce tehlikeli cisim buldular. WISE’ın bu işe katkısı gerçekten çok fazla. Wright, nisanla ekim sonu arasındaki zaman zarfında, WISE’ın çoğunluğu Asteroit Kuşağı’nda ve yüzlercesi de Dünya’nın etrafında olmak üzere yüz binden fazla asteroiti keşfedeceğini tahmin ediyor. Notlar: 1- Bir cismin ‘Potansiyel Tehlikeli Yakın Cisim’ ünvanını alabilmesi için Dünya’ya yaklaşık 7.5 milyon kilometre kadar yaklaşma ihtimalinin olması lazım. Bu kategoride bulunan cisimlerden birisi Dünya’ya yaklaşık 1.5 milyon kilometre kadar yaklaşacak. 2- Tüm programları görmek için tıklayın. İlgili Bağlantılar: NASA (NASA’nın WISE görevi sayfası) UCLA (California Üniversitesi’nin WISE görevi sayfası) WISE’ın İlk Görüntüsü (WISE Uzay Aracı hakkında bilgi) WISE Uzayın Derinliklerine Doğru (WISE Uzay Aracı hakkında bilgi) Dinozorları Öldüren Göktaşı (Dinozorları öldüren göktaşı hakkında bilgi) Kaynak: Science@NASA

Sonunda ‘Normal’ Bir Gezegen

CoRot uydusu yeni bir gezegen daha keşfetti. Ama gaz devi olan bu gezegen, sıvı suyu yüzeyinde tutabilecek kadar ılık olabilir. Corot-9b Güneş benzeri yıldızının etrafında yaklaşık Güneş- Merkür arası uzaklıkta dönüyor. Bu mesafe Güneş Sistemi dışında geçiş yöntemi ile bulunan gezegenlerin arasındaki en büyük yörüngelerden biri. Gezegen de yapı olarak Jüpiter ve Satürn’e oldukça benzemekte. Keşfi yapan 60 bilimadamından biri olan Claire Mouto şöyle düşünüyor: “Güneş Sistemi dışı gezegen araştırmacılığında bu keşif bir kilometre taşı.” Sonunda 'Normal' Bir Gezegen
Sanatçının gözünden Corot-9b. Telif Hakkı: ESO/L. Calçada
Corot-9b, resmi olmayan ismiyle ‘Carrot Nimby’, yıldızının önünden 95 günde bir, 8 saatte geçiyor. Bu gezegenin konumu ise Dünya’dan Yılan Takımyıldızı’na doğru 1500 ışıkyılında. “Aynı tipte olan diğer sistem-dışı gezegenlere oranla Corot-9b hakkında daha fazla bilgimiz var. Bu da soğuk ya da orta soğukluktaki gezegenler hakkında yeni bilim dallarının açılmasına sebep olabilir.” diyor Didier Queloz. Corot-9b’nın yıldızı Güneş’ten çok daha soğuk, bu yüzden astronomlar Corot-9b’nin sıcaklığının -23 ile 157 oC arasında olduğunu düşüyor. Gezegen, aynı zamanla Jüpiter’in %84 kütlesine sahip olup çap bakımından Jüpiter’in 1.05 katı kadar. Bu da yoğunluğunun 0.9 g/cm3 olduğunu gösteriyor. 400’den fazla bulunan sistem-dışı gezegenlerden 70’i geçiş yöntemi ile bulundu. Bu yöntemle bulunanlar arasında Corot-9b özel bir yere sahip çünkü yörüngesi, geçmişte bu yöntemle bulunan gezegenlerin en büyük yörüngelisinin 10 katı. “Gaz devleri gibi, bu gezegen de çoğunlukla hidrojen ve helyumdan oluşmuş durumda. Yüksek sıcaklıklarda ve basınçta 20 Dünya kütlesi kadar başka malzeme de barındırıyor da  olabilir.” diyor grup elemanı Tristan Guillot. İlgili Bağlantılar: Nature (Çalışmaların yayınladığı dergi) ESO (European Southern Observatory – Avrupa Güney Gözlemevi) Kaynak: Universe Today

Yıldız Oluşumunu Engelleyen Patlamalar

Bilimadamları, evrenin ilk zamanlarında bir gökadanın içindeki yıldız oluşumunu engellediğini inandıkları muazzam bir olayın kanıtlarını buldu. Bulduklarına göre, Büyük Patlama’dan sadece (Big Bang) 3 milyar yıl sonra, büyük bir gökada, bir atom bombasından trilyonlarca kez daha güçlü olan patlamalara maruz kaldı. Bu patlamalar, milyonlarca yıl boyunca her saniye meydana geldi. “Biz geçmişe baktığımızda yıldız oluşumunu ve tipik bir gökadanın büyümesini duraklatan bir olay görüyoruz.” diyor Durham Üniversitesi’nden Dr. Dave Alexander.
Sanatçının gözünden bir gökadanın içinde yer alan karadeliğin fırlattığı malzemeler. Telif Hakkı: NASA/CXC/M.Weiss
Gemini Gözlemevi’nin Yakın-Kızılötesi Birleştirilmiş Alan Spektrometresi’ni (Near-Infrared Integral Field Spectrometer) kullanarak bilim adamları SMM J1237+6203 ‘e baktı ve Samanyolu etrafında yer alan gökadalarda bulunan özellikleri fark etti. Bu özellikler, ilk oluşan gökadalardaki yıldız oluşumunu ve gökadaların genişlemelerini engelleyen bir olay olduğunu ortaya koyuyor. Bu olay, evren, yaşının dörtte birindeyken meydana geldi. Patlamalar, yeni yıldız oluşumları için gerekli olan gazları gökadanın kütle çekiminden kurtararak dağıttı. Bu enerjinin ya gökadanın merkezinde bulunan bir karadeliğin malzeme fırlatmasıyla ya da süpernova denilen ölen yıldızların rüzgârlarından kaynaklandığı düşünülüyor. Durham Üniversitesi’ndeki araşmacıların da içinde bulunduğu teorisyenler, bu teoriye inanıyor. Ama şu ana kadar bu konuda kesin bir kanıt yok. İleriki zamanlarda gökada oluşumlarını ve gelişimlerini, yeni buluşlarla daha iyi anlayabileceklerini düşünüyorlar.

SMM J1237+6203 Gökadası’nda bulunan gazı gösteriyor. Görüntü, Gemini Gözlemevi’nin Yakın-Kızılötesi Birleştirilmiş Alan Spektrometresi’ni kullanarak alındı. Çizgiler, enerji patlamalarının gökada içindeki yolunu gösteriyor. Telif Hakkı:  Dave Alexander/Mark Swinbank, Durham University, and Gemini Observatory

“Buna benzer enerji fışkırmalarının gökada büyümesini de engellediğini düşüyoruz.” diyor Alexander. İlgili Bağlantılar: The Royal Society (Çalışmaların yayınladığı dergi) Kaynak: Universe Today