gokyuzu.org

Artemis II Uzay Görevi ve İnsanlığın Aya Geri Dönüşü

NASA’nın geçtiğimiz on yılın içinde şekillenen ve adını Apollo’nun ikiz kardeşi Artemis’ten alan Ay misyonunun ilk insanlı aşaması olan Artemis II, bu görev için özel olarak seçilmiş dört astronottan oluşan ekibi Apollo 17’den yarım asrı aşkın bir süre sonra on günlük bir Ay yolculuğuna çıkarıyor. 

Artemis programı NASA’nın 2028’de astronotları Ay’ın yüzeyine ulaştırma, orada “Gateway” adında bir uzay istasyonu kurma ve daha ileride Mars’a ayak basma hedeflerine giden bir yol olarak değerlendiriliyor. Görevde SLS (Space Launch System) roketi ve Orion uzay aracı kullanılıyor. SLS, bu çeşit bir Ay görevi fırlatmasında gerekli gücü sağlayabilecek tek roket olarak adlandırılıyor. Orion ise derin uzay yolculuğunu başarıyla tamamlamak ve olası bir acil durumda içindeki astronotların hayatını kurtarabilmak için tasarlanmış bir kapsül.

Artemis II misyonunun ana amacı; Artemis I’de gücünü ispatlayan SLS  roketinin güvenilirliğini insanlı bir uçuşla pekiştirmek ve Orion uzay aracının yaşam destek ünitelerinin astronotların ihtiyaçlarını tam anlamıyla karşılayıp karşılamadığını test etmek.

Artemis II’nin kalkış aşaması, SLS ile gerçekleştirilmesi açısından Artemis I’e benziyor. Bu misyonun insanlı olması sebebiyle Artemis I’den farklı olarak Orion’un da içinde bulunduğu, uzay aracını Dünya yörüngesinden çıkarıp Ay’a doğru fırlatacak olan ana motor bloğu (ICPS) SLS’ten ayrıldıktan sonra Dünya’nın etrafında iki kez dolaştı. Bu süre zarfında her şeyin sorunsuz çalıştığından emin olmak uzay aracı Dünya’ya henüz yakınken yaşam destek üniteleri, iletişim ve navigasyon sistemlerinin yolculuğa hazır olup olmadığı test edildi. Tüm bu prosedürler tamamlandıktan sonra Ay’ın çevresinde karanlık yüzünü yakından inceleme ve fotoğraflama fırsatı yaratan, uzayda Serbest Dönüş Yörüngesi (Free-Return Trajectory) olarak adlandırılan bir 8 figürü çizen rotanın son itiş hareketi gerçekleştirildi. Yönlendirme hariç hiçbir itki gücüne ihtiyaç duymadan Dünya’ya dönülmesini sağlamak için çizilen bu rotanın Dünya’ya en uzak noktası, insanların tarih boyunca ulaşabildiği en uzak nokta oldu.

Astronotlar Ay’ın etrafında, Ay ve Dünya’yı aynı anda gördükleri muhteşem manzaralarla yol aldıkları 7400 kilometre boyunca uzay aracında sonraki uzay misyonlarına kaynak olması için acil durum prosedürlerinin ve radyasyon kalkanının kontrolü, bilimsel deneyler yapma gibi görevleri yerine getirdiler. Ve şimdi, tarihler 11 Nisan 2026’yı gösterirken Integrity, eve dönüş noktası olan Pasifik Okyanusu’na ulaşmış bulunuyor. Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin kurtarma operasyonuyla on günlük görevlerini başarıyla noktalayan mürettebat, bizlere eşsiz uzay manzaraları sunmakla kalmadı, gerek uyanma şarkıları gerek sosyal medya paylaşımlarıyla bu yolculuğun heyecanını ve ilhamını tüm dünyaya yaydı. 

Bu uzay misyonundan öğrendiklerimiz insanların yıllar sonra Ay yüzeyine geri dönmesini sağlayacak ve insanlığı Ay’da bir uzay üssü kurma, hatta Mars’a ayak basma hayallerine bir adım daha yaklaştıran önemli bir dönüm noktası olacak. 


Misyon boyunca astronotların görevleri arasında elbette bilimsel deneylerin yanı sıra, insanlığın hafızasını Ay’a taşımak da vardı. Ay’ın karanlık yüzü boyunca gözlem yapan mürettebat, Ay üzerindeki iki kratere isim verilmesini önerdi: Biri kapsüllerine binlerce mühendisin ortak emeğini onurlandırmak adına verdikleri isim olan Integrity, diğeri ise Kumandan Reid Wiseman’ın 2020 yılında kaybettiği eşinin anısına Carroll. Böylece bu yolculuk sadece bir keşif değil, aynı zamanda sevgiye ve emeğe duyulan saygının bir nişanesi oldu.

Bu tarihi yolculuğun perde önünde üç NASA ve bir CSA (Kanada Uzay Ajansı) astronotundan oluşan seçkin bir ekip yer alıyor. 

Görevin kumandanlığını üstlenen Reid Wiseman, 2014 yılında Uluslararası Uzay İstasyonu’nda geçirdiği 165 gün boyunca 300’den fazla deneye liderlik etmiş deneyimli bir isim. Wiseman’ın hem laboratuvar ortamındaki titizliği hem de Astronot Ofisi Başkanlığı dönemindeki yönetim becerisi, bu karmaşık misyonun güvenliği için en büyük teminat oldu.

Uzay aracının kontrolünden pilot Victor Glover sorumlu. Birleşik Devletler Donanması’nda çeşitli savaş uçaklarının test pilotluğunu yapmış olan Glover, daha önce SpaceX Crew-1 göreviyle uzaya çıkmıştı. Onun mühendislik birikimi ve soğukkanlılığı, Orion’un kritik manevralarında hayati bir rol alıyor.

Ekibin görev uzmanlarından Christina Koch, uzayda en uzun süre kalan kadın astronot unvanına sahip ve tamamı kadınlardan oluşan ilk uzay yürüyüşlerinde bulunmuş. Antarktika’nın zorlu koşullarından uzay istasyonunun derinliklerine uzanan saha mühendisliği tecrübesi, misyonun teknik entegrasyonu ve bilimsel hedefleri için çok değerli.

Kanada’yı bu yolculukta temsil eden albay ve eski savaş pilotu Jeremy Hansen ise ekibin diğer görev uzmanı. Uzay aracı ile Dünya arasındaki iletişimi sağlayan “Capcom” görevindeki başarısı ve su altı laboratuvarlarından Arktik keşiflerine kadar uzanan saha deneyimi, onu derin uzayın bilinmezliklerine karşı hazırlıklı kılıyor. Hansen, bir NASA astronot eğitim programını yöneten ilk Kanadalı olarak, bu misyonun uluslararası iş birliği ruhunu simgeliyor.

Kaynakça:

https://www.nasa.gov/artemis-ii-press-kit/

https://www.nasa.gov/mission/artemis-ii/

https://www.planetary.org/articles/artemis-ii-what-to-expect

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu, Kızıl Gezegenin sırlarını ortaya koyuyor.

Mars gezegeni bir asırdan fazla bir süredir bilim insanlarını büyüledi. Bugün, Dünya’dan 100 kat daha ince bir karbondioksit atmosferine sahip soğuk bir çöl dünyası. Ancak kanıtlar, güneş sistemimizin ilk tarihlerinde Mars’ın bir okyanusun suyuna sahip olduğunu gösteriyor. NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu gezegenin ıslaktan kuru hale geçişini ve bunun geçmiş ve şimdiki yaşanılabilirliği hakkında ne anlama geldiğini öğrenmek için çalışacaktır.

Mars, Washington, DC’deki Astronomi Araştırmaları Üniversiteler Birliği’nin (AURA) gezegen astronomu ve genel başkan yardımcısı Heidi Hammel tarafından yönetilen Garantili Zaman Gözlem (GTO) projesinin bir parçası olarak hedeflenecek. GTO programı, Webb’in bilim yeteneklerini geliştirmek için NASA ile birlikte çalışan bilim adamlarına geliştirme aşaması boyunca zaman sağlayacak. Hammel, 2003 yılında NASA tarafından JWST Disiplinlerarası Bilim İnsanı olarak seçildi. Mars, Döngü 1 olarak bilinen ilk işletme yılı boyunca Mayıs-Eylül 2020 arasında Webb’e görünecek.

Hammel, “Webb, Mars atmosferindeki son derece ilginç kimya ölçümlerini geri getirecek” dedi. “Ve en önemlisi, bu Mars verileri, gelecek dönemlerde Webb ile daha detaylı Mars gözlemleri planlamalarını sağlamak için gezegensel topluluğa hemen sunulacak.”

NASA’nın Washington’daki DCA Genel Merkezi Planet Bilimleri Bölümü direktörü Jim Green, “Hepimiz Webb’in Mars gözlemlerini dört gözle bekliyoruz. Sadece bu gözlemlerin olağanüstü bilimsel keşif potansiyeli ile fantastik olacağını biliyorum.” dedi.

Webb’in avantajları ve zorlukları 

Mars, güneş sistemimizdeki diğer gezegenlerden daha fazla misyon tarafından ziyaret edildi. Şu anda altı aktif uzay aracı tarafından yörüngede iken, iki gezici yüzeyinde gezer. Webb bu yakın misyonları tamamlayan çeşitli yetenekler sunuyor.

Bir anahtar özellik, Webb’in Mars’ın tüm diskini tek seferde ve anlık olarak çekebilmesidir. Buna karşın, yörünge uyduları tam bir harita oluşturmak için zaman ayırırlar ve bu nedenle günlük değişkenlikten etkilenebilirler, geziciler ise yalnızca bir yeri ölçebilir. Webb ayrıca mükemmel spektral çözünürlükten (ışığın dalga boylarındaki küçük farklılıkları ölçebilme yeteneği) ve Dünya’dan ölçümler yapılmasına engel olacak rahatsız edici bir atmosferi olmamasından faydalanır.

Bununla birlikte, Mars’ı Webb ile gözlemlemek kolay olmayacak. NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nden Geronimo Villanueva, “Webb, son derece soluk ve uzak hedefleri saptayabilecek şekilde tasarlandı, ancak Mars parlak ve yakın.” Sonuç olarak, gözlemler, Webb’in hassas enstrümanlarını ışıkla mahvetmemek için özenle tasarlanacaktır.

Webb ile güneş sistemi programını koordine eden Stefanie Milam, “Çok önemli bir şekilde, Mars’ın gözlemleri, güneş sistemimizi araştırırken kilit öneme sahip olan, gökyüzünde hareket eden nesneleri izleme konusundaki Webb’in yeteneklerini de test edecek” dedi.

Su ve metan

Bir zamanlar Mars yüzeyinde bulunan suyun çoğu, güneşten gelen su moleküllerini ayıran ultraviyole ışığından dolayı zamanla kaybedildi. Araştırmacılar, Mars atmosferindeki iki hafif su türünün bolluğunu ölçerek ne kadar suyun kaybolduğunu tahmin edebilirler – normal su (H2O) ve ağır su (HDO). Zaman içinde daha hafif olan hidrojen kaçışının H2O’nun HDO’ya oranında yol açtığı çarpıklık uzaya ne kadar su kaçtığını gösterir. Webb bu oranı farklı zamanlarda, mevsimlerde ve yerlerde ölçebilecek.

“Webb sayesinde H2O’nun HDO’ya oranının Mars’ta gerçek anlamda ne kadar kaybedildiğini belirleyip doğru bir ölçüm elde edebiliyoruz. Suyun nasıl polar buz, atmosfer ve toprak ile yer değiştirdiğini de tespit edebiliyoruz. “dedi Villanueva.

Mars’taki suyun çoğu buzla sınırlı kalsa da, yeraltı akiferlerinde bir miktar sıvı su bulunma olasılığı devam etmektedir. Bu potansiyel rezervuarlar bile hayata ev sahipliği yapabilir. Bu ilginç fikir 2003’te, gökbilimciler Mars atmosferinde metan tespit ettiğinde bir destek aldı. Jeolojik işlemlerden de gelmesine rağmen metan, bakteri tarafından üretilebilir. Webb’in verileri bu metan eriklerinin kökeni için yeni ipuçları sağlayabilir.

James Webb Uzay Teleskobu, gelecek on yılın dünyanın önde gelen kızılötesi uzay gözlemevidir. Webb güneş sistemimizin gizemlerini çözecek, diğer yıldızların etrafındaki uzak dünyaların ötesine bakacak ve evrenimizin gizemli yapılarını ve kökenlerini ve içindeki yerimizi sorgulayacaktır. Webb, Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Kanada Uzay Ajansı (CSA) ortaklığı ile NASA liderliğindeki uluslararası bir programdır.

Kaynak: sciencedaily

Çeviri: Elif Akbaş