Jüpiter’in kendisi yeterince etkileyici değilmiş gibi, bu gaz devinin zaten uzun olan uydu listesine iki uydu daha eklendi.
PlanetX’i arayış sürecinde DTM personeli, bilim insanı Scott Sheppard, Hawaii Üniversitesi’nden David Tholen ve Kuzey Arizona Üniversitesi’nden Chadwick Trujillo teleskoplarını Jüpiter’e doğru çevirmeye karar verdiler. Bu sayede hem Jüpiter’i ön tarafından inceleyebilecek, hem de arka tarafından PlanetX çalışmalarını sürdürebileceklerdi.
Bu gözlemleri yaparken S/2016 J1 ve S/2017 J1 adını verdikleri, biri Jüpiter’den 21 milyon diğeri 24 milyon km uzaklıkta olan iki yeni uyduya ek olarak birçok ”kayıp” uydu keşfettiler. Sheppard’ın ekibinin bulduğu uyduların birkaçı 2003’te keşfedilmelerine rağmen, astronomların elinde uyduların tam yörüngelerini tespit etmek için yeterli bilgi bulunmuyordu ve uydular Jüpiter’in yörüngesinde dolanırken astronomlar onları ”kaybettiler”. Bazı uydular tekrar bulunmuş olsalar da, 2016’nın başından beri 14 tanesi hala kayıp.
*S/2016 J1 ve S/2017 J1’in astronomlar tarafından kaydedilmiş görüntüleri
Gözlemlerine devam ederken, Sheppard ve ekibi 2003’teki verilerine 2016-2017 arasındaki verileri de eklediler ve bu kayıp uydulardan beş tanesini daha buldular. İleriki yıllarda da gözlemlerine devam edecek olan ekip geri kalan uyduları bulmayı ümit ediyor, ki bu sırada çok daha fazla uyduyla karşılaşabilirler.
2016-2017 verilerini, 2003’te çekilmiş resimlerle karşılaştıran ekip daha önce keşfedilmemiş S/2016 J1 ve S/2017 J1‘yi Jüpiter’in uydu listesine ekledi ve Jüpiter’in uydularının sayısı bu uydularla birlikte 69’a çıktı.
”Büyük Final”’ine doğru emin adımlarla ilerlemekte olan NASA’nın Cassini uzay aracı daha önce hiçbir uzay aracının keşfetmediği, Satürn’ün halkaları ve dış atmosferi arasında bulunan dar aralığa yaptığı dalışı başarıyla gerçekleştirdi.
NASA’nın California’daki Goldstone Derin Uzay Ağı Kompleksi, Cassini’den ilk sinyali 26 Nisan gece saat 02.56’da aldığını bildirdi – büyük dalıştan neredeyse bir gün sonrası. NASA çalışanları verilerin uzay aracıyla iletişim kurduktan 5 dakika sonra gelmeye başladığını açıkladı.
Washington D.C.’de bulunan NASA’nın Gezegen Bilimi Bölümü’nün müdürü Jim Green açıklamasında şu sözlere yer verdi: ”Bu büyük keşif geleneğinde Cassini uzay aracı bir kez daha bize harika bir şey gösterdi ve cesaret etsek merakımızın bizi nerelere götüreceğini kanıtlayan harika bir izin peşinden gitti.”
Cassini Satürn’ün dış atmosferinden 3000 km, halkalarının görünen kenarlarından 300 km uzaklıktaki boşluğa bir gün önce saat 05.00’te giriş yaptı. Cassini halkaların arasından saatte 124.000 km’lik bir hızla çıktı – bu hız ufacık bir parçanın bile Cassini’ye ölümcül zarar vermesi için yeterli büyüklükte bir hızdı. Bu olasılığı en aza indirmek için uzay aracı çanak şeklinde olan 4 metrelik antenini kalkan olarak kullandı. Cassini antenini gelebilecek parçalara yönelttiğinden dolayı o sıralarda Dünya ile iletişim kuramadı. Cassini dalışı gerçekleştirirken bilimsel veri toplamaya proglamlandı ve 20 saat sonra kontrolü sağlayan görevlilerle tekrar iletişim kurdu. (Cassini’den çıkan sinyallerin Dünya’ya yolcuğu ortalama 78 dakika sürmektedir.)
Cassini Projesi menajeri Earl Maize açıklamasında: ”Daha önce hiçbir uzay aracı Satürn’e bu kadar yakın olmamıştı. Satürn’ün diğer halkaları ile olan deneyimlerimize dayanarak, yalnızca halkalarla Satürn arasındaki bu boşluğun nasıl olacağını düşündüğümüz tahminlere güvenebilirdik.” dedi ve ekledi: ” Cassini’nin planladığımız gibi halkalardan geçtiğini ve öbür tarafa mükemmel bir şekilde çıktığını bildirmekten keyif alıyorum.”
Cassini bu görevin ”Büyük Final” aşamasında bu dalışlardan haftada bir tane olmak üzere 21 tane daha yapacak.
NASA, ESA (Avrupa Uzay Ajansı) ve İtalyan Uzay Ajansı’nın büyük emek sarf ettiği 3.2 milyar dolarlık Cassini-Huygens görevi Ekim 1997’de başlatıldı ve Temmuz 2014’te Satürn’e ulaştı. (Huygens 2005 yılında Satürn’ün en büyük uydusu Titan’a iniş yapan küçük bir araçtı.)
Cassini ‘halkalı gezegen’in etrafındaki 13 yıllık yaşamında harika bir keşifler serisi yarattı. Örneğin, Titan’daki sıvı hidrokarbon denizlerini, buzul gayzerlerini ve Satürn’ün başka bir uydusu olan Enceladus’un güney kutup bölgesinden yükselen organik molekül ve diğer maddeleri keşfetti. Bir başka keşfi ise Enceladus’un buzlu kabuğunun altında potansiyel olarak yaşanabilir bir okyanusu barındırdığıydı.
Fakat cesur kaşif Cassini yakıtını tüketmek üzere ve görevinin kaçınılmaz sonuna doğru ilerliyor. 15 Eylül’de Titan ve Enceladus’u – ikisi de yaşamı destekleyen yapıya sahip olabilir- Dünya’dan getirdiği mikroplarla kirletmemek için Satürn’ün kalın atmosferine doğru bir ‘ölüm dalışı’ yapacak ve bizlere bıraktığı bilgiler ve yaptığı keşifler dışında ondan geriye pek bir şey kalmayacak.
Ulusal Uzay Günü, mayıs ayının ilk cuma günü her yıl gerçekleşmektedir. Bugün, uzayın keşfinden kullanılmasına kadar elde edilen olağanüstü başarılar, avantajlar ve fırsatlara adanmış. Ulusal Uzay Günü’nün amacı, gençlerin matematik, fen, teknoloji ve mühendislik eğitimini ve bilimde kariyer yapmaya teşvik etmek için, özellikle uzay ile ilgili işlerde kariyer yapmak için teşvik etmektir.
Öğretmenler, öğrenciler, uzayla ilgili kuruluşlar, gruplar ve ajanslar her yıl Ulusal Uzay Günü kapsamında kutlamalar yapıyor, gösteri ve eğitim programları düzenliyor.
Ulusal Uzay Günü son yıllarda hızla büyüdü ve artık ‘Uluslararası Uzay Günü’ olarak dünya çapında kutlanmaktadır.
Aslında bu günün tarihi çok eskiye dayanmamaktadır. Ulusal Uzay Günü 1997’de Lockheed Martin Corporation tarafından bir günlük bir etkinlik olarak yaratılmıştır. 2001’de, aşırı popülerliği nedeniyle, eski astronot ve Senatör John Glenn, Uzay Günü’nü Uluslararası Uzay Günü olarak genişletti.
Siz de #NationalSpaceDay etiketi ile sosyal medya üzerinden favori uzay fotoğraflarınızı paylaşmayı unutmayın. Astronomiyle kalın…
Astronomlar oldukça büyük, ölmekte olan bir yıldızın, kara deliğe dönüşümüne tanıklık etti. Hayata yenik düşen bu yıldızın kalıntılarını aramak için Büyük Çift Gözlü Teleskop ( Large Binocular Telescope/ LGT ) ve NASA’nın Hubble ve Spitzer uzay teleskopları güçlerini birleştirdiler fakat buldukları tek şey ölmekte olan koca bir yıldızın gözlerden kaybolduğuydu.
Dikkatleri üzerine çekecek büyük bir patlama yerine kaşla göz arasında yok oldu.
Güneş’imizden 25 kat daha büyük olan bu yıldız çok büyük bir süpernovaya sebep olmalıydı. Fakat onun yerine bir anda söndü ve arkasında bir kara delik bıraktı. Bu olay ” büyük başarısızlık ” olarak adlandırıldı.
Ohio State Üniversitesi’nden bir grup astronom bir yıldızın ortadan kaybolarak muhtemelen bir karadeliğe dönüştüğünü gözlemledi. Süpernova sonrasında bir kara deliğe dönüşmek gibi beklenilen bir süreç yerine, ” başarısız süpernova ” sonucunda kara deliğe dönüştü.
Telif Hakkı: NASA’s Goddard Space Flight Center/Katrina Jackson
“Yakınımızdaki galakside yaşanan bunun gibi ‘büyük başarısızlıklar’ , astronomların neden en büyük kütleli yıldızlarda nadiren süpernovalar gördüğünü açıklayabilir.” diye belirtiyor Ohio State Üniversitesi’nden astronomi profesörü Christopher Kochanek.
Bu tip yıldızların yaklaşık yüzde 30’u – görünen o ki- bir süpernovaya ihtiyaç duymadan sessizce kara deliklere dönüşüyorlar.
” Tipik görüşe göre bir yıldız ancak bir süpernovaya dönüştükten sonra kara delik oluşturabilir.” diye açıkladı Kochanek ve ekledi ” Eğer bir yıldız çok kısa süreliğine süpernovaya dönüşüp yine de bir kara delik oluşturuyorsa, bu niye en büyük kütleli yıldızlarda süpernova göremediğimizi açıklamaya yardımcı olacaktır.”
Hubble Uzay Teleskobu’ndan alınan görünebilir ışık ve kızılötesine yakın bu fotoğraf çifti, dev yıldız N6946-BH1 ‘ in gözlerden kaybolmadan önceki ve bir kara delik oluşturmak için içeriye doğru çökmesinden sonraki hallerini gösteriyor. Soldaki görsel, Güneş’in 25 katı kütleli yıldızın 2007’deki halini göstermektedir. 2009’da, yıldız, parlaklığı birkaç ayda Güneşin 1 milyon katından fazla olacak şekilde aniden gelişti. Ama daha sonra, 2015’teki sağ panelden de görebileceğiniz gibi yok oldu. Yıldızın önceden olduğu yerden çok küçük miktarda kızılötesi ışık algılandı. Bu radyasyon muhtemelen kara deliğe dönüşen enkazdan geliyordu. Kara delik 22 milyon ışık yılı uzaklıkta sarmal galaksi NGC 6946’da bulunmaktadır.
Telif Hakkı: NASA, ESA, and C. Kochanek (OSU)
Kochanek, en son sonuçlarını Royal Astronomi Topluluğu’nun Aylık Duyuru’larında yayınlamış olan bir grup astronoma liderlik etmektedir. Galaksiler arasından, onlar 22 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan, lakabı ” Havai Fişek Galaksisi” olan NGC6946’yı izlemeyi seçtiler; çünkü orada süpernovalara sık sık rastlanılmaktadır. Bu galaksideki NGC6946-BH1 adlı belirli bir yıldız 2009’da zayıf bir şekilde parlamaya başladı ve 2015’te ise sanki varoluştan yok oldu.
LBT başarısız süpernova araştırmaları için gözünü bu yıldıza diktiken sonra, astronomlar Hubble ve Spitzer uzay teleskoplarını, yalnızca daha sönük haliyle hala orada olup olmadığını görmek için bu yıldıza doğru çevirdiler. Spitzer’ı aynı zamanda o noktadan herhangi bir kızılötesi radyasyonunun yayılıp yayılmadığına bakmak için kullandılar. Bu, yıldızın belki hala orada, toz bulutlarının arkasına saklanmış olabileceğine bir işaret olabilirdi.
NGC6946-BH1 adlı ölüme mahkum bu yıldız Güneş’in 25 katı büyüklüğünde. 2009’da zayıfça parlamaya başladı. Ama 2015’te sanki varoluştan yok oldu. Dikkatli bir eleme sürecinden geçerek, araştırmacılar yaptıkları gözlemlere dayanarak yıldızın bir kara deliğe dönüşmüş olması gerektiğinin kanısına vardılar. Bu belki de evrendeki son derece büyük kütleli yıldızların kaderidir.
Telif Hakkı: NASA, ESA, and P. Jeffries (STScI)
Bütün testler negatif çıktı. Yıldız artık orada değildi. Dikkatli bir eleme sürecinden geçerek, araştırmacılar yaptıkları gözlemelere dayanarak yıldızın bir kara deliğe dönüşmüş olması gerektiğinin kanısına vardılar.
Bu proje, ne sıklıkla yıldızların bu büyük başarısızlığı tecrübe ettiklerini tam anlamıyla bilebilmek için henüz çok genç; ama Ohio State’in eski öğrencilerinden olan ve geçtiğimiz günlerde doktorasını bu çalışmasıyla kazanan Scott Adams başlangıç niteliğinde bir tahmin öne sürdü.
“NGC6946-BH1 araştırmamızın ilk yedi yılında karşılaştığımız ilk başarısız süpernova örneğiydi. Bu süreç içerisinde, izlediğimiz galaksiler içinde altı süpernova meydana geldi, buradan varsayıyoruz ki büyük kütleli yıldızların yüzde 10 ila 30’u başarısız süpernovalarla ölüyorlar.” dedi Scott Adams.
“Bizi en başında bu araştırmaya iten aynı problemi açıklayabilecek küçük bir parça sadece bu, ki problem de evrende olması gerekenden çok daha az süpernova gözlemliyor olmamızdı; eğer bütün büyük kütleli yıldızların bu şekilde öldüğünü varsayarsak.”
Çalışmanın yardımcı yazarı Krzysztof Stanek’e göre, keşfin en ilginç tarafı yüksek kütleli kara deliklerin kökenlerine dair, LIGO deneyinin gravitasyonel dalgalar aracılığıyla saptadığı tarzdaki çıkarımlardı. (LIGO açılım: Laser Interferometer Gravitational-Wave Observatory)
Mantıklı olması şart değil, diyor Ohio State’den astronomi profesörü Stanek, büyük kütleli bir yıldız süpernova geçirebilir ki bu onun dış katmanlarının çoğunun uzaya dağılmasına sebep olan bir süreçtir fakat yine de LIGO’nun saptadıklarının skalasında geride büyük kütleli bir kara delik oluşturacak kadar kütle kalır.
“Zannediyorum ki, ortada bir süpernova yokken çok büyük kütleli bir kara delik oluşturmak daha kolay.” diye de ekledi.
Gezegenler, yıldızlar, yıldızlararası maddeler, karanlık madde ve hepsini kapsayan ‘Galaksi’… Sonsuz evrenin sadece küçük bir kısmını gözlemleyebildik. Biliyoruz ki bu gözlemlenen evrende bile milyarlarca galaksi bulunmaktadır. Galaksiler nedir? Nasıl görünürler? Ne kadar büyüktürler? Ve daha nice soruya cevap bulabileceğiniz Galaksiler sunumuna hepinizi bekliyoruz.
Yer: Cavid Erginsoy Seminer Salonu/ Fizik Bölümü 3.kat
12 Nisan 1961’de insanoğlu atmosferi aşıp uzaya ulaşır. Vostok 1 uzay aracı ile Dünya’nın etrafında yörüngesini tamamlayan Yuri Gagarin ile insanoğlu için uzay çağı başlar. O gün bugündür her 12 Nisan’da insanlığın uzaya ilk adımını atışı, ‘Yuri’s Night’ adıyla kutlanmaya başlar. Yuri’s Night artık dünyanın her yerinde kutlanan bir şenlik haline gelir. Gelin 12 Nisan’da siz de bize katılın ve insanlığın uzaya çıkışını birlikte kutlayalım.
PROGRAM:
19.30 – Yuri Gagarin ve Uzay Yarışı 20.00 – Yeni Başlayanlar Için Evren Belgesel Gösterimi 21.00-23.30 Müzik, Dans, Gözlem(Fizik Çimleri)
Bir de sürprizimiz var. Uzay temalı kostümleri ile gelen yıldız tozları arasında ödüllü yarışmamız bulunmaktadır.
Gökyüzüne baktıktan sonra, zihninize kazıdığınız görüntüleri istediğiniz gibi kaydedemiyor musunuz? İşte bu görüntüleri hayal ettiğiniz şekilde kaydedebilmek için bazı ekipmanlara ve birtakım teknik bilgilere ihtiyacınız var. Bu ekipmanları ve teknik bilgileri sizlere öğretmek için 6 Nisan 2017 günü saat 18.00’da Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda yapacağımız “Astrofotoğrafçılık Atölyesi” ne tüm gökyüzü severleri bekliyoruz. Etkinliğimiz kısaca fotoğrafçılığa giriş ile başlayacaktır; daha sonra ise astrofotoğrafçılık tekniği ve uygulama yöntemleri ile devam edecektir. Eğer hava koşulları elverişli olursa Fizik Bölümü’nün çatısında astrofotoğraf çekimleri yapmayı planlıyoruz. Gökyüzünüz açık olsun.
Uluslararası bir astronomi ekibi, bilinen en yüksek kütleli ve en saf bileşimli kahverengi cüceyi (nükleer füzyon için çok küçük kütleli bir yıldız) keşfettiklerini açıkladı. SDSS J0104+1535 adıyla bilinen bu gök cismi, galaksimizin en dış bölgesine uzanan halelerden birinin içinde yer almaktadır. Bilim insanları bu keşfi “Monthly Notices of the Royal Astronomical Society” isimli dergide yayımladı.
Kahverengi cüceler, yakıtını kullanan yıldızlar ile onların etrafında dönen gezegenlerin ortasında bir boyuttadır. Hidrojeni helyuma dönüştüren nükleer füzyon için çok küçük boyuttadırlar ancak gezegenlerin bir çoğundan da yüksek bir kütleye sahiptirler. Dünya gezegeninden 750 ışık yılı uzaklıkta, Balık Takımyıldızı’nda bulunan SDSS J0104+1535, Güneş’ten 250 kat daha saf bir gaz yapısına sahiptir ve bünyesinde 99.99% hidrojen ve helyum gazı barındırır. Tahmini olarak 10 milyar yıl önce oluştuğu düşünülmektedir. Ayrıca ölçümler göstermektedir ki bu kahverengi cüce yaklaşık olarak Jüpiter’in 90 katı bir kütleye sahiptir. Bu da SDSS J0104+1535‘i bilinen en yüksek kütleli kahverengi cüce yapar. Daha önceden kahverengi cücelerin ilkel gazlardan oluştuğu bilinmiyordu ve bu keşif bize galaksimizin antik geçmişinden gelen bir sürü ”saf” kahverengi cüce olabileceğini gösterdi.
Bu ekibin başında olan, Kanarya Adaları’ndaki Institute of Astrophysics’den Dr.ZengHua Zhang:
”Bu kadar saf içeriğe sahip bir kahverengi cüce görmeyi beklemiyorduk. Bu keşif bizlere daha keşfedilmemiş bir çok şeyin olabileceğini gösteriyor. Dışarıda buna benzer keşfedilmeyi bekleyen gök cisimleri yoksa, bu beni çok şaşırtacaktır.”
SDSS J0104+1535, optik ve yakın-kızılötesi spektrumu yardımıyla L tipi bir ultra-kahverengi cüce olarak sınıflandırıldı. Bu ölçüm Avrupa Güney Gözlemevi’nin Çok Büyük Teleskop’u (European Southern Observatory’s Very Large Telescope) yardımıyla yapıldı. Bu sınıflandırma, yakın zamanda Dr. ZengHua Zhang’in yayımlanan şeması üzerine kuruludur.
Orjinal Makale Kaynağı: Z. H. Zhang et al. Primeval very low-mass stars and brown dwarfs – II. The most metal-poor substellar object, Monthly Notices of the Royal Astronomical Society (2017). DOI: 10.1093/mnras/stx350
Bu yıldız şu ana kadar gördüğümüz yıldızlardan kara deliğe en yakın olanı. Astronomların keşfettiği bu yeni yıldız devasa bir kara deliğin etrafında, Dünya’nın Ay’a olan uzaklığının 2.5 katı uzaklıkta dönüyor. Kara deliğin etrafında bir turunu tamamlaması sadece yarım saat sürüyor. Ay’ın görece küçük Dünya’mız etrafındaki bir turunu 3,683 km/saat hızda 28 günde tamamladığını göz önüne aldığımız zaman yıldızın akıl almaz bir hızda hareket ettiği ortaya çıkıyor.
Bir astronom takımı, teleskoplarla yapılan derin uzay gözlemlerinden elde edilen verileri kullanarak 47 Tuc X9 adı verilen ve bizden 14,800 ışık yılı uzaklıkta bulunan bir yıldız kümesinin içinde olan ikili yıldız sisteminden yayılan X ışınlarını ölçtüler. Yıldız çifti astronomlar için yeni değildi; bu yıldız çifti 1989 yılından beri biliniyordu fakat orada tam olarak neler olduğu daha yeni açıklık kazanmak üzereydi. Araştırmacı Arash Bahramian bu konu hakkında şunu belirtiyor: “ Çok uzun bir süredir X9’un düşük kütleli, Güneş’e benzeyen bir yıldızdan madde çeken bir beyaz cüce olduğu düşünülmüştü.” Bir beyaz cüce başka bir yıldızdan madde çektiği zaman bu sistem “kataklizmik değişen yıldızlar” olarak adlandırılır ama 2015 yılında bunlardan birinin kara delik olduğunun bulunması bu sistemin kataklizmik değişen yıldızlar sistemi olma hipotezine ciddi bir kuşku düşürdü. NASA’nın Chandra Teleskobu’ndan gelen veriler ikili sistemin arasında büyük miktarda oksijenin bulunduğunu açıkça gösterdi ve bu durum genellikle beyaz cücelerle ilişkilendiriliyordu ama beyaz cücenin başka bir yıldızdan madde çekmesi yerine, görülen o ki kara delik bir beyaz cüceden madde çekiyordu.
Beyaz cüceler genellikle bir yıldızın kalıntısı olan, yoğunluğu çok yüksek -Güneş’in kütlesinde ve sadece Dünya’mızın boyutunda olan bir cisim gibi- gök cisimleridir, yani beyaz cücelerin yüzeyinden madde çekmek güçlü bir kütle çekim kuvveti gerektirir. Curtin Üniversitesi’nde ve Uluslararası Radyo Astronomi Araştırma Merkezi’nde çalışan araştırmacı James Miller-Jones, yıldızın on milyonlarca yıldır kütlesinin büyük bir kısmını kara deliğe kaptırdığını ve şimdi geriye kütlesinden çok bir şey kalmadığını düşündüklerini belirtti. Gerçekten heyecan verici olan bu haberin, X ışını yoğunluğundaki değişimlerin beyaz cücenin yörüngesini 28 dakikada tamamlaması gerektiğini göstermesiyle bu beyaz cüceyi şimdiye kadar bilinen en hızlı kataklizmik yıldız yaptı. Miller-Jones aynı zamanda bu keşiften önce buna benzer herhangi bir kara deliğin ve bu kara deliğe en yakın yıldızın MAXI J1659-152 olarak bilinen bir sistem olduğunu ve yıldızın yörüngesini 2-4 saatte tamamladığını bildiklerini belirtti. Eğer benzer kara deliklerin her iki sistemde de benzer kütleleri varsa bu X9’da bulunandan fiziksel olarak 3 kat büyük bir yörüngeyi gösterir. Sonuç olarak X9’daki iki cisim arasındaki uzaklık yaklaşık 1 milyon kilometre ve Dünya’yla Ay arasındaki uzaklığın yaklaşık 2.5 katı. Sayıları kullanırsak yıldızın bu 6.3 milyon kilometrelik yörüngeyi yarım saatte dolaşması bize 12,600,000 km/saat’lik bir hız veriyor ki bu da ışık hızının yüzde biri kadar.
Sydney Üniversitesi’nden Geraint Lewis, The Sydney Morning Herald’dan Marcus Strom’a şöyle bir açıklamada bulundu: “Bu ender kara delikleri keşfetmek çok önemli çünkü onlar sadece devasa yıldızların süpernova patlamaları sonucunda oluştukları sonları değil, aynı zamanda başka yıldızların ölümünden sonra onların tekrardan evrilmesinde rol oynuyor. Bu iki gökcismi yakın zamanda birbirine kavuşamayacakmış gibi görünüyor, en azından beyaz cücenin kara deliğe düşecekmiş gibi görünen bu güzel dansı çok uzun bir süre devam edecek. Aslında bu iki gökcisminin geçmişte birbirine daha da yakın olduğu ortaya çıktı. Kara deliğin, beyaz cücenin yoğun ve güçlü kütle çekiminin üstesinden gelebilmesi için cisimlerin birbirlerine oldukça yakın olması gerekiyor. Zaman içerisinde beyaz cücenin maddesi kara delik tarafından süpürüldükçe, şimdi daha parlak olan beyaz cücemiz birazcık daha geriye gitti.” Araştırmacı Craig Heinke ise bu konu hakkında şunu belirtiyor: “Zamanla o kadar çok madde çekildi ki sonunda beyaz cücenin kütlesi sadece bir gezegenin kütlesi kadar kaldı. Eğer kütlesini kaybetmeye devam ederse beyaz cüce tamamen yok olup gidebilir.” Bu gelecekteki kütle çekim dalgaları araştırmalarında çalışacak bilim insanları için çok güzel bir haber çünkü şu an Lazer İnterferometre Kütle Çekim Dalga Gözlemevi tarafından kullanılan teknoloji X9’dan yayılan zayıf atımları fark edebilmek için yeterli değil, ama bu hala üzerinde çalışılmakta olan bir konu ve belki bir gün bilim bize zayıf kütle çekim atımlarını gözlemleme şansını verecek. Tabii ki o zamana kadar kataklizmik değişen yıldızların çok daha hızlı hareket eden yeni bir kral ve kraliçesi çıkabilir. Bu araştırma “Montly Notices of the Royal Astronomy Society” tarafından yayımlandı ve araştırmanın tamamı arXiv.org’da bulunabilir.
Bir astronom olmanın en güzel yanı sonsuz bir laboratuvara sahip olmaktır, gökyüzüne. Ama bulutlar, gökyüzünün güzelliğini gizler. Bahar da yeni gelmişken, bulutlar bu gece gökyüzünü rahat bırakacakken birlikte gözlem yapmaya, gökyüzünü seyre dalmaya ne dersiniz?
Bir yandan ellerinde gök atlası olan arkadaşlarımızın yardımı ile gök atlası kullanmayı öğrenirken, bir yandan da gökyüzünde takımyıldızlarını bulacağız. ‘Rigel nerede ki?’ derken birden bir lazer onu işaret edebilir ve bizden bir mesaj gönderecek olabilir… Bir yandan da teleskop ve dürbünler ile gök cisimlerini keşfe çıkacağız. Yıl boyunca gözlemleyebildiğimiz yıldızlar ile birlikte, sadece kış aylarında bize göz kırpan yıldızlar ve Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter gibi yeryüzünden çıplak gözle bile gözlemlenebilen bu gezegenler, bazı zaman aralıklarında gökyüzümüzü aydınlatacak. Gözlem boyunca bütün bu aktiviteleri yapabileceğiz. Sürekli aktiviteler arasında değişim yaparak hepinizin aktif bir gözlem gecesi geçirmenizi istiyoruz. Bu gözlem gecesinde hepinizi bekliyoruz yıldız çocukları. Astronomiyle kalın…