Gemini 9A, Apollo 10 ve Apollo 17’de görev alan Eugene Cernan, Ay’da yürümüş 12. ve son kişi olarak geçtiğimiz gün hayata veda etti. Bu her ne kadar üzücü bir kayıp olsa da Cernan’ın dünyaya bıraktıkları hakkında aynı şeyin söylenmesi mümkün değil.
Kariyerine deniz kuvvetlerinde başlayan ve ardından hava araçlarında yüzlerce saat harcayan Cernan bu deneyimleri sayesinde 1963 yılında NASA’ya astronot olarak katıldı. İlk uzay uçuşu Gemini 9A’ydı (ilk olarak Gemini 9’un yedek pilotu olarak listedeydi fakat orijinal ekibin pilotları egzersiz uçuşunda talihsiz bir kaza ile hayatlarını kaybetti.). İlk ”uzay yürüyüş”lerinden birini yapacak olacak Cernan, aracın yeterince uzuv desteği-tutacağı- olmaması sebebiyle zorlansa da büyük bir yorgunluğun ardından çoğu görevini tamamladı; ve gelecek uzay görevlerine katkıda bulunacak değerli bilgiler topladı.
İkinci görevi olan Apollo 10 ile 1969’da tekrar uzaya çıktı. Bu görevin amacı Ay’a inişi simüle etmekti -Apollo 10’un başarısı, Apollo 11 ile Buzz Aldrin’in Ay’a ayak basmasını sağladı. Görev gayet normal gidiyordu; Komuta Modülü ”Snoopy”, Ay Modülü ”Charlie Brown”a geri dönmeye çalışana kadar. Snoopy’nin yön bulma sistemi yanlış yönü gösterdiğinden mürettebat bir süre Ay’ın üzerinde dönmeye başladı. Fakat durumu kontrol altına almayı başardılar ve görev başarıyla tamamlandı.
12 Aralık 1972’de son görevi olan Apollo 17 ile Ay’dan ayrılmadan önce ”Geldiğimiz gibi gidiyoruz, ve umarım, tüm insanlığa barış ve umutla döneceğiz.” diyen Cernan, Ay’daki ayak izlerinin yanı sıra yüzeye tek çocuğu olan kızının adının baş harflerini çizdi. Hikayesini anlatan The Last Man on the Moon (Ay’daki Son Adam) isimli belgeselde deneyimini “Oradan ayrılmak üzere mekiğe çıkan merdivenleri tırmanmak oldukça güçtü çünkü geri dönmek istemedim. Biraz daha kalmak istiyordum. Belki de hayatımın en parlak anıydı. Hani dondurmak istediğiniz anlar vardır fakat yapamazsınız… O anı dondurmak ve yanımda götürmek istedim.” şeklinde anlattı. Hayatının son zamanlarında bile uzayı keşfetme tutkusundan vazgeçmeyen Cernan, ülke liderlerini ve gençleri ”Ay’da yürüyen son insan” olarak kalmaması yönünde teşvik etti.
Yazıda biraz kişiselleşme yönüne gitmek istiyorum. Ay’a bir teleskopla baktığım ilk seferde gözlerim dolmuştu. Belki de asla Ay’da yürüyemeyeceğimi düşünmüştüm ve o muhteşem görüntüyü gördükten sonra bu benim canımı çok yakmıştı. Ay’daki Son Adam’ı izledim ve Carnen’ın bir sözünden sonra bütün fikrim değişti. Yazıyı kendisine son bir kez elveda diyerek ve o sözleri sizinle paylaşarak bitirmek istiyorum. ”Genelde küçük çocuklara, özellikle torunlarıma şunu söylerim: Asla kendinden vazgeçme. Eğer denemezsen asla ne kadar iyi olduğunu bilemezsin. İmkansızı hayal et, oraya çık ve bunu başar. Ben Ay’da yürüdüm, neden sen de yapamayasın?”.
Bu dönemki son etkinliğimizi belgesel gösterimiyle gerçekleştireceğiz. Galileo’nun kendi yaptığı teleskopla Jüpiter’in uydularını gözlediği günden başlayıp günümüzdeki James Webb Uzay Teleskobu ve E-ELT gibi dev teleskoplara kadar insanlığın evreni keşfetme çabasının anlatıldığı 400 Yıllık Teleskop Macerası’nı izlemeye tüm yıldız çocuklarını bekleriz. Etkinliğimiz perşembe günü saat 18.00’de Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda yapılacaktır.
Türk Havacılık ve Uzay Sanayii A.Ş. ‘nin (TUSAŞ), İtalyan Telespazio Şirketi ve Aselsan’ın, Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığı için tasarlanmış olan, Türkiye’nin Göktürk-2’den sonra yüksek çözünürlüklü bir diğer uydusu 5 Aralık 2016’da Kourou’da Fransa’nın Güney Amerika’daki ilindeki Guyana Uzay Merkezi’nden fırlatıldı. Bu programın tüm bütçesi 250 milyon Euro’yu geçmektedir. Dünya’yı gözlemleyen 1060 kg ağırlığındaki, Güneş enerjili bu uydunun, yüksek çözünürlüklü bir optik sensörü (0,8m) vardır ve sensörün ömrü 7 senedir. Ayrıca projenin bir diğer önemli kısmı ise Türkiye’de kurulmuş olan tesis etabıdır. Türkiye’de kurulan bu tesiste, 5.00 kilograma kadar uzay aracının montajı, entegrasyonu ve denenmesi yapılabilmektedir. Uydu yaklaşık 90 dakikada Dünya çevresinde bir tur atacağı ve bir sene içerisinde 60 binden fazla görüntü alacağı tahmin ediliyor.
Bu uydunun amacı TUSAŞ’ın internet sitesinde şu şekilde açıklanmıştır:
“GÖKTÜRK-1 Programının amacı; coğrafi kısıtlama olmaksızın dünya üzerinde herhangi bir bölgeden askeri istihbarat amaçlı yüksek çözünürlüklü görüntü elde edilmesine imkan tanıyacak; aynı zamanda orman alanlarının kontrolü, kaçak yapılaşmanın takibi, doğal afet sonrası en kısa sürede hasar tespiti, ürün rekolte tespiti, coğrafi harita verilerinin üretilmesi gibi pek çok sivil faaliyet alanında da görüntü ihtiyacını karşılayacak bir uydu sisteminin tedarik edilmesidir.”
TUSAŞ’ın yürütmeye devam ettiği bir diğer proje de Göktürk-3’tür. Bu proje tamamen yerli bir tasarım (uydu ve yer istasyonu) olarak başlamıştır. Göktürk-3 uydusu Türkiye’nin ilk sentetik aralıklı uydusu olacaktır ve 2019’da fırlatılması planlanlanmaktadır.
Şartlar ne olursa olsun, insanlığın geleceği için Dünya harici bir yerlerde sürdürülebilir insan yaşamı oluşturmak hayati bir önem arz etmektedir çünkü hepimiz Dünya’nın sonsuza kadar dayanamayacağını biliyoruz. Dünya’daki yaşamı onlarca tehdit içinden hangisinin sona erdireceğini tam olarak bilemiyoruz ancak gelecekte hayatın tamamen yok olacağını kesin olarak biliyoruz.
Aylarda ya da gezegenlerde koloniler kurmak insan yaşamını sürdürmenin bir yolu olabilir ancak bunu başarabilmek oldukça zor. Yakında Mars’a ayak basacağız ancak oradaki insan yaşamı fikrinin ne kadar başarılı olacağını bilemiyoruz. Mars’tan bahsettiğimizde birçok ”Eğer” diye başlayan korkutucu cümleler önümüze seriliveriyor.
Elimizde kalan tek seçenek ise ”uzay yerleşimleri.” Uzayda gezegenlerde ve aylarda olduğundan daha fazla alan olduğunu düşünürsek bu seçenek kulağa mantıklı gelebilir. Ayrıca uzay yerleşimleri uzun zamandır düşünürlerin, yazarların ve bilim adamlarının kafa yorduğu bir şey.
Gerar K. O’Neil, muhtemelen uzay yerleşimleri denilince akla gelen en ünlü düşünürdür. Kendisi 1977 yılında ”The High: Frontier: Human Colonies in Space” adında ufuk açıcı bir kitap yayımladı. Şu anda ”O’Neill Silindiri” olarak isimlendirilen şey bizzat O’Neill sayesinde ilgi odağı oldu.
”O’Neill Silindiri”
O’Neill Silindiri uzay yerleşiminin temellerini atmış durumda. Bu silindir zıt yönde hareket eden iki silindirden oluşmakta ve bu silindirlerden biri diğerinin içinde bulunmakta. Zıt yöndeki hareketler kararlılık ve yer çekimi sağlamakta. Böyle bir durumda atmosfer kontrol edilebilir olmakta ve yaşam için gerekli olan enerji, Güneş’ten ya da füzyon metodundan sağlanabilmektedir.
”McKendree Silindiri”
O’Neiil’in ortaya atmış olduğu fikrin ardından başka insanlar tarafından da farklı fikirler ortaya atıldı. Bu fikirler arasından dikkat çeken bir tanesi Mckendree Silindiri’dir. Bu silindir, O’Neill Silindiri’ne göre çok daha büyüktür. Karbon fulleren borucukları sayesinde Amerika Birleşik Devletleri’nin yüzey alanından daha fazla bir alana sahiptir. Silindir, NASA mühendislerinden Tom McKendree tarafından tasarlanmış olup 2000 yılında NASA’da yapılan ”Turning Goals into Reality Conference”(Hedefleri Gerçeğe Dönüştürme Konferansı’nda) tanıtılmıştır.
Bernal Küresi ve Stanford Tor’u gibi projelerin de içinde bulunduğu birçok devasa ve yüksek teknoloji içeren uzay yerleşimi fikirleri de ortaya atılmıştır. Tüm bu tasarımlar mühendislerin ve teknoloji uzmanlarının klasik tasarımlarıdır. Yüksek teknoloji, birçok demir ve makine içeren tasarımlar gibi. Bu tasarımları yapan bilim adamları ve mühendisler haricinde uzayda insan yaşamının olabileceğini düşünen başka kişiler de vardı.
Bunlardan biri de Carl Sagan’dı ve Carl’ın uzaydaki insan yaşamı fikri oldukça farklıydı.
Çok Çılgınca Ancak Gerçekten İşe Yarayabilir
Uzay yerleşimi ile ilgili en çılgınca fikir Carl Sagan’ın 1985’te yazmış olduğu ”Comet”(Kuyruklu Yıldız) kitabı olmalı. Sagan, insanların Güneş Sistemi etrafında yol alan kuyruklu yıldızlara gidebileceğini ve hatta oralarda koloniler kurabileceği fikrini ortaya atmıştır. Sagan’ın hayalindeki zaman dilimindeki tüm gelişmiş teknolojiler kullanılarak – ki şu anda bu teknolojik gelişmelerin hiçbiri gerçekleşmedi. – kuyruklu yıldızlar insanlığın kurtuluşu haline getirilebilir. Carl’ın hayalindeki dünya, yüksek mühendislik ile donatılmış teknolojiye sahip ışıl ışıl yerleşim yerlerinden, yani insanların uzay yerleşimi denilince aklına gelen yerlerden, tamamen farklı.
Sagan’ın uzay yerleşimi hakkındaki düşüncesi en şaşırtıcı ve belki de en kasvetli fikir durumunda. Kuyruklu yıldızlarda yaşamak şok edici ve hatta belki de mantıksız gelebilir ancak Sagan bu fikrinin ardında mantıklı bir düşünce olduğunu söylüyor.
Unutmayın ki Sagan bunu yazdığında süper güçler arasındaki termonükleer savaş hala ”olası” idi ve Carl Sagan gibi düşünürler olası bir tehlikenin kokusunu almışlardı. Bir felaketin yakında gerçekleşeceği hissi ”kuyruklu yıldız – uzay yerleşim yerleri” fikrinin ortaya çıkmasına yardımcı olmuş olabilir. Bu his olmasa bile zaten Carl yenilikçi bir düşünürdü.
Sagan’ın kuyruklu yıldızları uzay yerleşimi olarak kullanma fikrinin arkasında şu düşünce var: Eğer Dünya’nın yörüngesinden geçen yaklaşık yüz bin kuyruklu yıldız ve Oort Bulutsusu’nda da yaklaşık yüz trilyon kuyruklu yıldız varsa, tüm bu yıldızların yüzey alanlarını birleştirdiğimizde ortalama yüz milyon Dünya boyutunda bir yer ortaya çıkar. Gelişmiş teknoloji sayesinde, Sagan bu kuyruklu yıldızların kontrol alına alınıp üzerlerine koloniler kurulduktan sonra insanların isteğine göre yörüngelere yollanabileceği fikrini ortaya atıyor.
Kuyruklu yıldızlar mineraller, su buzu ve biyolojik bileşimler bakımından zengindir, ya da en azından geçmişte öyle olduğu düşünülüyordu. Bu da demek oluyor ki üretim için ham madde, su içmek ve oksijen üretmek için su, biyomühendislik için biyolojik bileşenler ve hatta uzay araçları benzini için ham madde bile bu yıldızlarda bulunmakta. Kuyruklu yıldızlara güç üretebilecek füzyon reaktörü kurulursa, kuyruklu yıldızların her biri Güneş Sistemi içinde elverişli depo durumuna gelir.
Yenilikçi bir düşünür olan fizikçi Freeman Dyson, Sagan’ın kuyruklu yıldız fikrine katkıda bulundu. ”Comet” kitabında Sagan, Dyson’ın genetik mühendisliği hakkında ortaya atmış olduğu fikri de anlatmakta. Bu fikre göre, bir gün, kuyruklu yıldızlarda büyüyebilen ve bazı ihtiyaçlarımızı karşılayabilecek yaşam formları geliştirme imkanına sahip olmalıyız. Dyson, kuyruklu bir yıldızda büyüyebilen ve organik kimyasallar bakımından zengin olan bir kar kütlesinin içine yerleştirilen ve genetiğiyle oynanan devasa bir ağaçtan bahsetmekte. Böylece ağaç bize taze oksijen üretebilecek.
İnsanların uzayda seyahat etmesi, kuyruklu yıldızlarda yaşaması, genetiğiyle oynanmış devasa ağaçlar ve füzyon güç santralleri şu an için inanılması oldukça zor şeyler ancak şunu unutmamalıyız ki şu anda değerini bilmediğimiz bazı şeylerin geçmişte, düşüncesi bile komikti. Bu fikrin altında yatan bazı düşünceler oldukça hayal mahsülü olsa da -tıpkı devasa ağaç gibi- gerçekten uygulanabilir bir fikrin tohumlarının atıldığını da söylemeliyiz. İnsanların kuyruklu yıldızlar arasında gidip gelmesi, onları kendi amacımıza hizmet etmeleri için yeniden düzenlememiz ve onlardan mineral ve yakıt gibi ham maddeler çıkarmamız gibi.
Kuyruklu yıldızları gerçekten yaşanılabilir alanlara dönüştürebilmemiz şu an mütereddit görünebilir. Hatta yukarıda bahsettiğimiz fikirlerin bilimden çok bilim kurgu olduğunu da kabul etmeliyiz ancak gelecek henüz gerçekleşmedi. Yeterince zaman olduğunu varsayarsak, düşünebildiğimiz her şeyin bir gün gerçekleşmesi olası.
Cassini son görevi “Halka Öpen Yörüngeler” e hazırlanıyor…
NASA’nın Cassini uzay aracı yolculuğunun en heyecanlı bölümüne başlamak üzere. Mühendisler bu yıl boyunca büyük bir itinayla uzay aracının eğimini Satürn’ün ekvatoruna ve halkalarına göre arttırmak için gezegenin etrafında uzay aracının yörüngesini genişletmeye çalıştılar.30 Kasım’da Satürn’ün uydusu Titan’ın gravitasyonel alanından yararlanan Cassini, görevinin heyecan verici son oyununun ilk evresine girecek.
1997’de fırlatılan Cassini, Satürn’ün halkaları ve uyduları hakkında daha detaylı bilgilere ulaşmak amacıyla gezegenin sistemine oturduğu 2004 yılından beri yörüngeyi turluyor.Bu yolculuk esnasında, uydusu Enclaudus’un tüm yüzeyi kaplayan okyanusunu bulmakla birlikte diğer uydularından biri olan Titan’da sıvı metan denizleri bulması gibi sayısız keşiflere imza attı.
Cassini 30 Aralık ile 22 Nisan arasında Satürn’ün keşfedilmemiş bölgelerinde; dışta kalan ana halkaların tepelerine her yedi günde bir dalış yaparak -bu olay 20 defa gerçekleşecek- gezegenin kutuplarının üstünden ve altından dolanacak.
NASA’nın jet itki laboratuvarında Cassini projesinde çalışan Linda Spilker “Biz görevin bu evresine Cassini’nin Halka Öpen Yörüngeleridiyoruz çünkü halkaların en dış tepelerini sıyırıp geçmiş olacağız.” diyor ve ekliyor : “Ayrıca biz halka düzleminde ilerlerken iki aygıtımız parçacıkların ve gazların örneklerini değerlendirecek , işte bu yüzden bir bakıma Cassini halkaları sıyıracak.
Bu geçişlerin birçoğunda Cassini’nin aygıtları halkaların yakınında bulunan sönük gaz moleküllerini ve halkaları oluşturan parçacıkların örneklerini direkt almaya çalışacak. Uzay aracı ilk iki halkadaki yolculuğunu sürdürürken, iki küçük uydu olan Janus ve Epimetheus’a çarpan küçük meteorların oluşturduğu son derece sönük halkanın içinden geçecek. Mart ve Nisan’daki halka geçişleri uzay aracını F halkasının tozlu uzantılarına gönderecek.
Cassini projesinde faaliyet gösteren Earl Maize : “F halkasına daha önce olduğundan çok daha fazla yaklaşmış olmamıza rağmen hala 7,800 km uzaktayız. Bu aralıktaki toz bulutu tehlikesine dair çok az endişe var.”
F halkası ana halka sisteminin en dış sınırını belirtiyor. Aslında Satürn’ün oldukça fazla halkası var ama gezegenden daha uzak ve ana halkalardan daha sönükler. Karmaşık bir yapıya sahip olan bu F halkası sürekli değişmekte : Cassini’nin görüntüleri, zayıf ipliksi ve sadece saatler içinde ortaya çıkıp gelişen yapılar ortaya koydu. Aynı zamanda halka oldukça dar –sadece 800 km genişliğinde. Çekirdeğinde yaklaşık 50 kilometre genişliğinde daha yoğun bir bölge var.
Görülecek Çok Yer Var
Cassini’nin;Pandora, Atlas, Pan ve Daphnis uydularının en iyi konumlanmış görüntülerini elde etme olanağı da dahil ve bu halkaların uçlarında veya yakınında yörünge izleyen küçük uyduların çeşitliliğini gözlemleme imkanı sunuyor.
Halkaların tepelerinden geçmek , Satürn’ün ana halkaları (A,B ve F halkaları)nın dış kısımlarına dair daha önce ulaşılmayan birçok bilgiye ulaşma imkanı sağlayacak ve bu alanların 2004’ten bu yana elde edilmiş en ayrıntılı görüntülerini elde etmesi bekleniyor. Görev Aralık’ta ,halkaları genişliği boyunca görüntülemekle, piksel başı 1 kilometreden küçük ayrıntıları çözmekle ve Cassini’nin halkalarının karmaşık yapısının en kaliteli ve en iyi bir şekilde taranmasıyla başlayacak.
Görev, görünmeyen uyducukların varlığını ortaya çıkaran “pervaneler” adlı A halkasındaki küçük ölçekli yapıların özelliklerini tahkik etmek suretiyle devam edecek. Biliminsanları, uçak pervanelerine benzeyen şekillerinden dolayı ,daha kalıcı özelliklere gayrı resmi isimler vermişler ve bu noktada Atlas Okyanusu’nu tek başına geçen kadın pilot Amelia Earhart da dahil olmak üzere pilotlardan esinlenmişler.Bu “pervaneler”i yüksek çözünürlükte gözlemlemek muhtemelen kökeni ve yapısı hakkında yeni ayrıntılar ortaya çıkaracaktır.
Mart’ta Cassini Satürn’ün gölgesinde dolaşırken,meteor çarpmalarından dolayı dağılan toz bulutlarını yakalamak umuduyla halkaları gözlemlemeye devam edecek.
Finale Hazırlanmak
Cassini bu halkalarda yolculuğunu sürdürürken Satürn’ün kutup bölgesinde bulunan bulutlarına 90,000 km kadar yaklaşacak.Nisan 2017’de de büyük finalinin ilk evresine başlayacak.Yaklaşık 20 yıl sonra uzay aracının yakıtı gittikçe azaldığı için görev sona yaklaşıyor olacak, Cassini ekibi bu büyük finali, uzay aracını gezegenin potansiyel olarak yaşanabilir uydularını korumak amacıyla Satürn’e göndermeden önce, olağanüstü bilimsel araştırmaları aktarmak için tasarladı.Bu büyük final esnasında,15 Ekim’de Satürn’ün atmosferine son girişi gerçekleştirmeden önce Cassini, bulutların 1,628 kilometre üzerinden geçecek ve gezegen ile halkaları arasındaki dar aralıktan defalarca dalış yapacak.Fakat bundan önce uzay aracının halkaları geçip son aşamaya ulaşması için hazırlıklar sürüyor.
Cassini,4 Aralık’ta halkalara en yakın konumda bulunurken ana motorunun kısa bir süre yanmasına programlandı.Bu manevra , görevin geri kalanını sağlamak için doğru rotayı belirlemekte ve yörüngede ince ayar yapmakta önem arz ediyor. Earl Maize bu konuda “Ana motoru ateşlemek 183. ve son defa planlandı.Motoru kullanmaya tekrar karar vermiş olsak da , kalan manevraları roketleri kullanarak tamamlamak planımızda.” açıklamasında bulundu.
Gerçekleşecek diğer çalışmalardan biri de Satürn’ün atmosferinin gezegenin üzerinde ne kadar uzandığını tam olarak belirlemek. Biliminsanlarının belirlediklerine göre gezegenin atmosferi Cassini’nin oraya varışından beri küçük miktarda da olsa dönemden döneme genişliyor ve büzülüyor. Bu değişkenlik göz önüne alındığında mühendislerin ellerine geçecek bilgiler , uzay aracının güvenli uçuş yaptığından emin olmaları bakımından oldukça önemli.
Pek değerli kozmik okyanusun gezginleri, sizler de gökyüzündeki mahallemizde bir yolculuğa çıkmak isterseniz Güneş Sistemi Semineri’mize bekleriz. Gelin hep birlikte gezegenleri, uyduları, kuyrukluyıldızları, göktaşlarını öğrenelim. Topluluk üyelerimizden İlkyaz Aslanöz’ün vereceği seminerimize tüm astronomi ve bilim severler davetlidir. Etkinliğimiz 8 Aralık Perşembe günü saat 18.30’da Fizik Bölümü P-5 sınıfında yapılacaktır.
Etkinliğe katılacak ODTÜ mensubu tüm yıldız çocuklarının Fizik Bölümü’ne girişleri için 7 Aralık Çarşamba günü öğlen 12:00’ye kadar isim soyisim ve telefon numarası bilgilerini bize ulaştırmaları gerekmektedir.
Zannedilenin aksine yıldızlar mükemmel bir küresel şekle sahip değillerdir. Yıldızlar dönerken merkezcil kuvvet dolayısıyla basık bir şekil almaya meyillidirler. Max Planck Enstitüsü ve Göttingen Üniversitesi’nden Laurent Gizon ve araştırmacılar ‘Astrosismoloji’ adı verilen bir yöntemle, yavaş dönen yıldızların basıklığını kesin bir doğrulukla hesaplamayı başardılar. Bu basıklık yıldızların ya da diğer gökcisimlerinin ekvatorları ve kutuplarının merkeze olan uzaklıkları arasında bir fark meydana getirmektedir. Örneğin, Güneşimizin ekvatorunun merkeze olan uzaklığı kutuplarının merkeze uzaklığından 10 km daha fazladır; Dünyamız için ise bu fark 21 km’dir. Ancak Gizon ve ekibi Dünya’dan 5000 ışık yılı uzaklıktaki bir yıldızın ekvatoru ve kutuplarının merkeze olan uzaklık farkının yalnızca ‘3 km’ olduğunu buldu. Bu da bu gaz devinin mükemmel bir şekilde küresel olduğu anlamına gelir.
Bütün yıldızlar kendi eksenleri etrafında ne kadar hızlı dönerlerse merkezcil kuvvetin büyüklüğünden dolayı o kadar basık hale gelirler. Laurent Gizon ve ekibi Güneş’ten 2 kat daha büyük ve 3 kat daha yavaş dönen Kepler 11145123 isimli yıldızı incelediler. Bu yıldızı incelemelerinin sebebi yıldızın gökyüzüne bakıldığında sinüs eğrisi şeklinde salınım yapmasıdır. NASA’nın Kepler uzay teleskobu bu yıldızın salınımlarını dört yıldan uzun süredir gözlemlemektedir.Farklı salınım türleri, yıldızsal enlemlerin değişimine karşı hassastır. Bilim insanları araştırmaları için daha düşük enlem bölgelerine ve daha yüksek enlem bölgelerine duyarlı farklı salınım türlerini karşılaştırdılar. Bu karşılaştırma 1 km’lik hassasiyetle yıldızın ekvator ve kutuplarının merkeze uzaklıkları farkının 3 km olduğunu gösterdi. Gizon’un açıklamasıyla: “Bu Kepler 11145123’ü bilinen evrendeki en yuvarlak cisim yaptı!”
Bu yıldız şaşırtıcı bir şekilde dönme oranının gerektirdiğinden daha da az basıktır.Araştırmacılar düşük enlemlerdeki manyetik alanın varlığının, yıldızı yıldızsal salınımlarda daha küresel gösterebileceğini öne sürdüler. Tıpkı helyosismolojinin Güneş’in manyetik alanındaki çalışmalarda kullanılması gibi, astrosismoloji de uzak yıldızların manyetik alanı ile ilgili çalışmalarda kullanılabilir. Ancak yıldızsal manyetik alanların -özellikle zayıf manyetik alanlar- uzak yıldızlarda doğrudan tespit edilmesi oldukça zordur.
Kepler 11145123, net bir parlaklık ölçümüne ve uygun salınıma sahip olan tek yıldız değildir. Gizon: ” Bu yöntemi Kepler dışında yaklaşmakta olan TESS ve PLATO uzay görevlerinde de kullanmayı amaçlıyoruz.” dedi ve şöyle ekledi: ”Astrofizikteki önemli bir teorik alan artık gözlemlenebilir hale geldi.”
Hepimiz küçükken, şimdikine kıyasla daha az olan şehir kirliliğinde, başımızı kaldırdığımızda, gördüğümüz şey karşısında hayrete düşmüşüzdür. Yaşımız kaç olursa olsun çocukken gördüğümüz o kozmik tabloya olan hayretimiz hala aynı. İşte o tabloyu tekrar görme fırsatına eriştiğimiz Beypazarı gözlem etkinliğimize bir bakış atalım birlikte.
” Abi çok güzel yaa! ”
1)Odun Toplama:
24 Aralık günü saat 15.30 civarında, gece ısınmamızı sağlayacak olan ateşin odunlarını toplamak için buluştuk. Biyolojik Bilimler Bölümü’nün oradaki ormanda bir odun yığını olduğu söylendi; elimizde balta ve testereyle oraya akın ettik. Bir diğer grup da ateşi başlatmak için ihtiyacımız olan kozalakları toplamak için ayrıldı. Katılımın beklenenden daha fazla olmasının yanı sıra beklenenden daha da çılgındı. Bazı arkadaşlara balta verilmemesi gerektiğini öğrendik özellikle! Yorucu ama eğlenceli odun toplama merasimi sonrası, toplanan onca odunun otobüse yüklenmesine gelmişti ki sıra, kendince haklı olan şoför abimiz sağolsun, o kısımda biraz problem yaşadık. Kâh odunları battaniyeye sararak yükledik, kâh toplanan odunların yarısını geride bıraktık ama sonunda yola çıktık. (Her arabanın peşinden ezilme tehlikesine rağmen koşturan köpek arkadaşımıza da selam olsun!)
2)Yolculuk:
Her şey otobüse biner binmez, Alper arkadaşımızın Çağıl Benibol’a, ” Çağıl gel yanıma ekmek yaparız.” demesiyle başladı. Buradan yolculuğun ne kadar ilginç geçtiği hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz. Daha sonraki muhabbetler özetle; 10.Doktor’un (bkz. Doctor Who) sonik tornavidası, açısal momentum tartışmaları, otobüse soktuğumuz büyük tahta paletler ve bundan dolayı acı çeken yolcular… Sonuç: kahkahalarla yankılanan bir ODTÜ ringi…
3)Yemek Faslı:
Beypazarı Soda Heykelini (reklam) görünce yemeğe bir adım daha yaklaştığımızı anladık. Yemek yiyeceğimiz yere giderken karşılaştığımız dünyalar tatlısı yaşlı teyzemizden şişelerce havuç suyu ve meşhur Beypazarı kurularını stoklayıp yemek yerine ulaştık. Eski, taştan; ve sobalarla ısıtılan aşırı tatlı restoranımızda efsanevi yemeğimizi yerken traktörlere aşık olan Ege Karanfil arkadaşımıza şans eseri bir sürpriz bulduk:
Uzun bir yürüyüşten sonra içeceklerimizi ve “marshmallow”larımızı aldık. Otobüsümüze geri döndük ve gözlem yerine doğru yolculuğumuza devam ettik…
4) Gözlem:
Otobüsten indiğimizde gördüğümüz gökyüzü ağzımızı resmen açık bıraktı. Havanın da soğuk olması nedeniyle, ilk önce odunları otobüsten indirdik ve ateş yakacağımız yere taşıdık. Ateşi ideal bir sürede ve mükemmel bir şekilde yakan arkadaşlara teşekkür ederiz ki, kısa sürede ısınıp yanan marshmallow’larımıza kavuştuk – marshmallow’ları yakmak için kullandığımız çubukları toplamak için ağaçlara tırmanan Oğuzhan’a da ayrıca teşekkür etmek gerek tabii. Havanın ara ara kapalı olması sebebiyle teleskopları kuramadık ve gözlerimizle yetindik. Nereden geldiği belli olmayan ve ilk gördüğümüzde bizi korkutan bir de kardan adamımız vardı.
Özgür Can Özüdoğru’nun sesi, mızıkası ve gitarı; Enfal Sartaş’ın Seda Baştürk ile yaptığı gitar ve duduk düeti ile ateş başında geçirdiğimiz zaman daha da renklendi. Ellerinize sağlık AAT’nin müzisyen astronomları! Bulutlara rağmen, günün anısına, güzel yıldız fotoğrafları çekmeye çalışan azimli arkadaşlar da vardı. Bu gözlemdeki fotoğrafları, sıcacık ateşin başında durmak yerine soğukta bekleyerek bize sağlayan Tülay, Seda, Çağıl, Özgür Can ve Alper’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Gecenin ilerleyen saatlerinde soğuğa dayanamaz bir hale geldik. Ateşimizi, parçalanan kardan adam ile söndürüp çöplerimizi topladıktan sonra, son bir kez o güzel gökyüzünü seyredip kısa bir kar topu savaşı eşliğinde otobüsümüze döndük. Yorgun bir halde, uyuyanlarımızın tatlı(!) horultuları ve uyanıkların sessiz(!) kahkahalarıyla ODTÜ’ye doğru yola çıktık.
Daha açık ve daha az karlı bir havada tekrar Beypazarı’nda görüşmek dileğiyle…
Bu Perşembe 18:30’da ODTÜ Fizik Bölümü 3. Katta bulunan Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda “Staja Gittik Ne Yaptık?” Temalı sunumlarımızı yapacağız. Topluluk üyelerimiz yaptığı stajları ve bu imkanları nasıl edindiklerinden bahsedecek.
Çağrı Erciyes, Hollanda Leiden Üniversitesi’nde yaptığı yaz stajından bahsedecek
Özgür Can Özüdoğru, Avusturya Viyana Üniversitesi’nde yaptığı yaz stajından ve Birleşik Krallık Somerset’te katıldığı astrofizik yaz okulundan bahsedecek
Ozan Kılıç ise Belçika Kraliyet Gözlemevi’nde yaptığı stajdan söz edecek.
Tüm yıldız çocuklarımızı bekleriz, fakat ODTÜ Güvenlik Önlemleri’nden ötürü üniversitemiz dışından gelecek yıldız çocuklarımızı okula alamıyoruz. Ayrıca etkinliğe katılacak ODTÜ mensubu tüm yıldız çocuklarının Fizik Bölümü’ne girişleri için en geç 23 Kasım Çarşmaba(Yarın) 12:00’a kadar isim soyisim ve telefon numarası bilgilerini facebook sayfamıza mesaj ile yahut [email protected] adresine elektronik posta ile iletmeleri gerekmektedir. Daha fazla bilgi için: http://www.gokyuzu.org/yazi/odtude-uygulanan-yeni-guvenlik-onlemleri-hakkinda-duyuru/
“Seni öpebilir miyim o halde? Bu acınası kağıtların üzerinde? Ya da camı açar, gecenin soğuk havasını öperim ben!” (Franz Kafka)
Gece kendine hayran bıraktı yine… Tombul mu tombul bir dolunay vardı ki bugün, biz ona “Süper Ay” diyoruz. Bu halini 18 yıl boyunca bir daha göremeyeceğiz. Gözlerimizle okşadık bugün onu, kraterlerinde zıpladık. Acılarımızı, kederlerimizi, sevinçlerimizi boşalttık. Çok güzel bakıştık çünkü. Gözümüz cız olmasın diye de ay filtresi kullandık, uzun zamandır kabından çıkmamıştı… Yüzlerce yıldız çocuğu geldi bu şölene ve takipli bir kundağımız olduğu için de şükrettik açıkçası. Yoksa, mümkün değildi bukadar insana hızlıca gözlem yaptırmak.
İşin en can alıcı noktası, arka taraftaki amfide Pink Floyd ve Camel şarkıları çalıyor olmasıydı. Ay duyamıyordu bunları ama gözlerimizden okuyordu elbet kalbimize nasıl işlediğini.
Yoruldu tabi o kadar bakışmaya, e napsın usulca bulutları çekti önüne yaklaşık iki saatlik gözlemin ardından. Saklanmadı yani, yapmaz öyle şey.
Ve son olarak, Camel’ın Rajaz şarkısından bir bölümle noktalayalım yazımızı;
Güneş ufukta son hüzmeleriyle kaybolduğunda ve karanlık yerini aldığında… Dinlenmek için mola vereceğiz. Aşk şarkılarını, Trajedi hikayelerini paylaşarak.