gokyuzu.org

Ay’ın Yeniden Gezegen İlan Edilmesini Öneren Çalışma, Yüzyıllardır Açılmamış Bir Tartışmayı Yeniden Alevlendirdi

Stephen Pumfrey tarafından kaleme alınan bu yazının İngilizce aslına buradan ulaşabilirsiniz.

Arada bir bilimsel makaleler sansasyon yaratabiliyor, ki yakın zamandaki manşetlere bakılırsa gene öyle olmuş gibi görünüyor. The Sunday Times [Birleşik Krallık’ta yayımlanan bir pazar gazetesi] “Ay gezegen olduğu iddiasıyla yükseliyor” derken Mail Online ise [Birleşik Krallık’ta yayımlanan Daily Mail gazetesinin web sayfası] “Bu k-A(Y)-çıklık mı?” [Sitede kullanılan kelime “lunarcy” olup, kaçıklık anlamına gelen “lunacy” kelimesi ile Ay/Ay’a ait anlamına gelen “lunar” kelimesinin birleştirilmesiyle oluşturulan bir kelime oyunudur.] diye sordu. Bu haber yazıları, mütevazı bir makaleye karşılık veren nicesinin sadece birkaçı. “Jeofiziksel Bir Gezegen Tanımı” (“A Geophysical Planet Definition”) makalesi, bir nesneyi gezegen yapan kriterlerin elden geçirilmesini öneriyor. Öyle ki, makale Ay’ın, Plüton’un ve Güneş Sistemi’ndeki başka birkaç nesnenin gezegenlik statüsüne yükseltilmesi gerektiğini savunuyor.

Planetary and Lunar Science akademik dergisinde yayınlanan makale, Alan Stern’i de içeren bir ekip tarafından yazıldı. Stern, Temmuz 2015’te Plüton’a ses getiren bir yakın geçiş yapan NASA’nın Yeni Ufuklar (New Horizons) görevi ile meşhur. Makale birazcık teknik detay içeriyor; fakat esasen, bir nesneyi gezegen yapan kıstasın sadece Güneş’in etrafında dolanıp dolanmaması değil, o nesnenin jeofiziksel özelliklerinin olması gerektiğini savunuyor.

Elbette, Stern’in bu konuda söyleyecek çok sözü var. Mesela, Uluslararası Astronomi Birliği’nin (IAU) 2006’da—Yeni Ufuklar’ın Plüton’a doğru fırlatılmasının üzerinden henüz yedi ay geçmişken—Plüton’u gezegenlikten çıkarmasına hala hiddetli. Gönderdiği uzay aracı hedefine ulaşana kadar Plüton zavallı bir “plütoid”e, bir “Neptün ötesi cüce gezegen”e dönmüş durumdaydı. İşte Stern bu makalesinde misilleme yapıyor. Kendisi, “Madem Plüton artık bir gezegen değil, Yeni Ufuklar’ı oraya niye gönderdiniz ki?” diye soran insanlardan çoktan bıkmış durumda.

Geçmişten alınan dersler

Ay’ın Dünya’nın uydusu olduğu fikrini o kadar kanıksamışız ki, onun aslında bir gezegen olabileceği fikri hakikaten sarsıcı. Fakat Eski Yunanlar da, Orta Çağ astronomları da Ay’ı gayet bir gezegen olarak sınıflandırıyordu.

Antik çağ gözlemcileri geceler geçse de yıldızların göreli konumlarını değiştirmediklerinin farkındaydı: Aslan veya İkizler takımyıldızlarını onlar da tıpkı bizim gördüğümüz şekilde görüyorlardı. [Aslında yıldızlar da on binlerce yıllık zaman süreçlerinde gökyüzünde hareket ediyor, fakat yazının keşfinden beri gökyüzündeki yıldızların kayda değer bir miktarda değişmediği muhakkak, o yüzden bunu göz ardı edebiliriz.] Bu gözlemciler, yedi göksel nesnenin konumlarını yavaşça değiştirdiklerini, gökte doğudan batıya doğru gezindiklerini de fark ettiler. Bunların en önemlisi kuşkusuz Güneş’ti. Güneş’in yıl boyunca burçlar kuşağının 12 burcundan geçerek çizdiği çembere astronomlar tutulum çemberi/düzlemi (veya “ekliptik”) adını veriyorlar (bknz: aşağıdaki görsel). Güneş (tabii ki biz artık onun yerine Dünya demeyi tercih ediyoruz) yılda bir tur atarken Satürn bu düzlemde 30 yılda bir tur atıyordu, Jüpiter 12 yılda, Mars ise iki yılda bir. Ay gezegeni ise bir turunu 1/12 yılda, yani bir ayda tamamlıyordu. Aslında “gezegen” kelimesi rahatça görülebileceği gibi “gezmek” fiilinden türetilmiş; aynı şekilde İngilizce’deki “planet” kelimesi de “gezgin” anlamına gelen Yunanca “πλανήτης”ten (“planítis”; Latince ise “planeta”) türetilmiş.

Güneş ve Dünya’yı gösteren bir tutulum çemberi animasyonu. Eser sahibi: Tfr000/Wikipedia, CC BY-SA

Ay’a ise özel bir ilgi gösteriliyordu. Ay’ın yakınlığı, onu çıplak gözle görünür yapıları olan (“Ay’daki adam yüzü” gibi) tek “gezegen” yapıyordu. Aristo’nun (MÖ 384-322) Ay’ın fiziği hakkında soruları vardı: Mesela neden Ay’ın hep aynı yüzü görünüyordu da arka tarafını hiç göremiyorduk? Aslında bu gayet güzel bir soru; astronomlar bunu artık gezegenler ve büyük uydular arasındaki kütleçekimsel kuvvetlerin bir sonucu olarak açıklıyor, ve buna “kütleçekim kilidi” adını veriyorlar.

Aristo ise bambaşka bir sonuca varmıştı. O, Ay’ın özünde dönme veya hareket etme yetisi olmadığını düşünüyordu. Hatta Aristo bunun bütün gezegenler için geçerli olduğunu düşünüyordu. “Gezegenler,” diyordu, “sırf bir çemberin üzerinde taşındığı için hareket eder”. İşte bu fikir, gezegenler ve yıldızların iç içe geçmiş semavi küreler tarafından döndürüldüğünü varsayan ayrıntılı Orta Çağ evrenbiliminin temelini oluşturdu. Eğer Ay’ımız kütleçekimsel olarak kilitlenmiş olmasaydı, astronominin gelişimi çok farklı bir yol izlemiş olabilirdi.

Batlamyusçu Dünya merkezli evren modelinin Portekizli evrenbilimci ve haritacı Bartolomeu Velho tarafından yapılmış bir çizimi, 1568. Wikipedia

Peki atalarımızın Ay’ı da diğer gezegenler arasına eklemesinin münasip bir sebebi var mıydı? Bence vardı, fakat bu biraz da tuhaf bir gökbilimsel rastlantının sonucunda oldu. Hemen hemen tüm büyük uydular, gezegeninin ekvator düzleminin üzerinde veya ona çok yakın bir şekilde dolanır, bizim Ay’ımız hariç: Ay’ın yörüngesinin ekvator düzlemimize olan eğikliği 28 dereceye kadar çıkıyor. Gelgelelim Dünya’nın ekvator düzlemi de tutulum düzlemine göre 23,5 derece eğik. Bu iki durumun alışılmadık birleşiminin sonucunda da Ay tutulum düzleminin üzerinde, ondan en fazla 5 derece uzaklaşacak şekilde hareket ediyormuş gibi görünüyor. Ay da diğer gezegenler gibi tutulum düzleminin/çemberinin üzerinde dolanmasa, antik çağ astronomları Ay’a tipik bir gezegenmiş gibi davranmayabilirdi.

Geçmek bilmeyen ikirciklilik?

1543’te yayımlanan Kopernik’in Güneş merkezli astronomisi ile Ay, tipik bir gezegen olma ünvanını kaptırdı. Kopernik’e gelen eleştirilerin dikkat çektiği üzere, Ay’ın—şahsına münhasır bir biçimde—yörüngesinin ortasında Güneş değil Dünya vardı. Şimdiyse Ay’a Dünya’nın “uydu”su diyoruz, “tabi olma, ardından gitme, takip etme, tapma”* anlamına da gelen “uymak” fiilinden türeterek. İngilizcede ise “satellite” sözcüğü “hizmetçi, kul” anlamına gelen “satelles”ten türemiş. Ay’ın itibar kaybetmesinin dahası da var. Galileo 1610’da teleskobunu Jüpiter’e doğrulttuğunda dört tane ay keşfetti. Kopernik destekçileri için iyi haber, ama Ay için değil… Ay artık “AY” değil, bilinen beş aydan (yani, uydudan) biriydi, kaldı ki bu sayı günümüze kadar hızla artıp tam 182’ye ulaştı.

Galileo’nun ay eskizleri. Wellcome images/Wikipedia, CC BY-SA

Görünüşe göre dünyada pek de yeni bir şey yok. Galileo’nun zamanında da Ay, Ay’ı Dünya’daki gibi kara ve denizleri olan bir gökcismi olarak gören yeni evrenbilimciler ile, Ay’ın düpdüzgün, mükemmel bir semavi nesne olduğuna ısrar eden eski astronomların kapışma konusuydu.

Yeni gezegen tanımı ile Alan Stern bu kavgayı yeniden alevlendirdi. Makalesine göre, astronomlar “Uluslararası Astronomi Birliği’nin tanımını tamamen faydalı bulabilir” fakat “kendisinin jeofiziksel tanımları gezegen jeolojisi bilimcileri, eğitmenleri ve öğrencileri için daha kullanışlı”. Veya, Stern’in 2015’te dobra dobra söylediği gibi: “Bir gezegen söz konusu olduğunda, konu hakkında bilgi sahibi olan gezegen bilimciler varken astronomları niye dinleyesiniz ki?” Sonuç olarak Stern’in ekibi biliyor ki—yani en azından öyle olacağını düşünüyorlar—Ay yeniden bir gezegen olarak kabul edilmek zorunda. Tabii ki en sonunda ne olacağı, bu tür konularda karar verme yetkisine sahip olan Uluslararası Astronomi Birliği’ne kalmış durumda.

* “Uydu” sözcüğünün kökeni Nişanyan Sözlük’ten alınmıştır.

Not: Yazıdaki italik kısımlar ve kelimelerin Türkçe kökenleri yazının aslında olmayıp çevirmen tarafından bilgi amaçlı eklenmiştir.

Yazan: Çağatay Kerem Dönmez

Bir Kahraman Daha Aramızdan Ayrıldı

Gemini 9A, Apollo 10 ve Apollo 17’de görev alan Eugene Cernan, Ay’da yürümüş 12. ve son kişi olarak geçtiğimiz gün hayata veda etti. Bu her ne kadar üzücü bir kayıp olsa da Cernan’ın dünyaya bıraktıkları hakkında aynı şeyin söylenmesi mümkün değil.

Kariyerine deniz kuvvetlerinde başlayan ve ardından hava araçlarında yüzlerce saat harcayan Cernan bu deneyimleri sayesinde 1963 yılında NASA’ya astronot olarak katıldı. İlk uzay uçuşu Gemini 9A’ydı (ilk olarak Gemini 9’un yedek pilotu olarak listedeydi fakat orijinal ekibin pilotları egzersiz uçuşunda talihsiz bir kaza ile hayatlarını kaybetti.). İlk ”uzay yürüyüş”lerinden birini yapacak olacak Cernan, aracın yeterince uzuv desteği-tutacağı- olmaması sebebiyle zorlansa da büyük bir yorgunluğun ardından çoğu görevini tamamladı; ve gelecek uzay görevlerine katkıda bulunacak değerli bilgiler topladı.

İkinci görevi olan Apollo 10 ile 1969’da tekrar uzaya çıktı. Bu görevin amacı Ay’a inişi simüle etmekti -Apollo 10’un başarısı, Apollo 11 ile Buzz Aldrin’in Ay’a ayak basmasını sağladı. Görev gayet normal gidiyordu; Komuta Modülü ”Snoopy”, Ay Modülü ”Charlie Brown”a geri dönmeye çalışana kadar. Snoopy’nin yön bulma sistemi yanlış yönü gösterdiğinden mürettebat bir süre Ay’ın üzerinde dönmeye başladı. Fakat durumu kontrol altına almayı başardılar ve görev başarıyla tamamlandı.

12 Aralık 1972’de son görevi olan Apollo 17 ile Ay’dan ayrılmadan önce ”Geldiğimiz gibi gidiyoruz, ve umarım, tüm insanlığa barış ve umutla döneceğiz.” diyen Cernan, Ay’daki ayak izlerinin yanı sıra yüzeye tek çocuğu olan kızının adının baş harflerini çizdi. Hikayesini anlatan The Last Man on the Moon (Ay’daki Son Adam) isimli belgeselde deneyimini “Oradan ayrılmak üzere mekiğe çıkan merdivenleri tırmanmak oldukça güçtü çünkü geri dönmek istemedim. Biraz daha kalmak istiyordum. Belki de hayatımın en parlak anıydı. Hani dondurmak istediğiniz anlar vardır fakat yapamazsınız… O anı dondurmak ve yanımda götürmek istedim.” şeklinde anlattı. Hayatının son zamanlarında bile uzayı keşfetme tutkusundan vazgeçmeyen Cernan, ülke liderlerini ve gençleri ”Ay’da yürüyen son insan” olarak kalmaması yönünde teşvik etti.

Yazıda biraz kişiselleşme yönüne gitmek istiyorum. Ay’a bir teleskopla baktığım ilk seferde gözlerim dolmuştu. Belki de asla Ay’da yürüyemeyeceğimi düşünmüştüm ve o muhteşem görüntüyü gördükten sonra bu benim canımı çok yakmıştı. Ay’daki Son Adam’ı izledim ve Carnen’ın bir sözünden sonra bütün fikrim değişti. Yazıyı kendisine son bir kez elveda diyerek ve o sözleri sizinle paylaşarak bitirmek istiyorum. ”Genelde küçük çocuklara, özellikle torunlarıma şunu söylerim: Asla kendinden vazgeçme. Eğer denemezsen asla ne kadar iyi olduğunu bilemezsin. İmkansızı hayal et, oraya çık ve bunu başar. Ben Ay’da yürüdüm, neden sen de yapamayasın?”.

Yazan: Ulaş Can Yazar

Süper Ay’a Yolculuk

“Seni öpebilir miyim o halde? Bu acınası kağıtların üzerinde? Ya da camı açar, gecenin soğuk havasını öperim ben!” (Franz Kafka)

Gece kendine hayran bıraktı yine… Tombul mu tombul bir dolunay vardı ki bugün, biz ona “Süper Ay” diyoruz. Bu halini 18 yıl boyunca bir daha göremeyeceğiz. Gözlerimizle okşadık bugün onu, kraterlerinde zıpladık. Acılarımızı, kederlerimizi, sevinçlerimizi boşalttık. Çok güzel bakıştık çünkü. Gözümüz cız olmasın diye de ay filtresi kullandık, uzun zamandır kabından çıkmamıştı… Yüzlerce yıldız çocuğu geldi bu şölene ve takipli bir kundağımız olduğu için de şükrettik açıkçası. Yoksa, mümkün değildi bukadar insana hızlıca gözlem yaptırmak.

İşin en can alıcı noktası, arka taraftaki amfide Pink Floyd ve Camel şarkıları çalıyor olmasıydı. Ay duyamıyordu bunları ama gözlerimizden okuyordu elbet kalbimize nasıl işlediğini.

Yoruldu tabi o kadar bakışmaya, e napsın usulca bulutları çekti önüne yaklaşık iki saatlik gözlemin ardından. Saklanmadı yani, yapmaz öyle şey.

Ve son olarak, Camel’ın Rajaz şarkısından bir bölümle noktalayalım yazımızı;

Güneş ufukta son hüzmeleriyle kaybolduğunda
ve karanlık yerini aldığında…
Dinlenmek için mola vereceğiz.
Aşk şarkılarını,
Trajedi hikayelerini paylaşarak.

Yazan: Çağrı Erciyes

Süper Ay’a Bakıyoruz!

68 yılın en büyük, en parlak dolunayını kaçırmak istemiyorsanız ve de bu dolunayı neyin bu kadar özel yaptığını öğrenmek isterseniz, etkinliğimize hepinizi bekleriz sevgili rengarenk bulutsular!

Etkinliğimiz saat 14.11.2016 tarihinde saat 20.00’de Fizik Bölümü çimlerinde başlayacaktır. Eğer ki hava kapalı olursa, yani Ay bize yüzünü göstermezse, bunun duyurusunu da üzülerek buradan yaparız sevgili uzaylılar.

Etkinlik bağlantısı: Facebook

Yazan: Çağrı Erciyes

Jüpiter Hilali Şafaktan Önce Gökyüzünde Karşılıyor

Son günlerde sabahları iş yolculuğum keyifli geçiyor. Orion (Avcı) takımyıldızı dışarıda,  güneybatı yönünde beni bekliyor. Arabamı garajdan çıkarıp kuzeye doğru dönerken Kutup Yıldızını saptamam birkaç saniyemi aldı. Çok parlak değil fakat yine de amatör astronomlar için güvenilir bir yol bulucu. Yolcuğumun geri kalan 45 dakikası boyunca çoğunlukla doğuya doğru gittim. Bence bu şanslı bir yön, çünkü sabahın karanlığına doğu ufkunu net bir biçimde görmeyi ekleyince ortaya Jüpiter’in harika görüntüsü çıkıyor.

Venüs’ü “Sabah Yıldızı” olarak aklınıza yerleştirmiş olabilirsiniz, fakat bu sabah doğuda gördüğünüz  -1.7 kadirlik  parlak ışık Jüpiter’diJüpiter 2 haftadır şafakta ufkun üstünde kendini gösteriyor. Her sabah gündoğumuyla kendi doğumu arasındaki süreyi  biraz daha arttırıyor: bugün(27 Ekim 2016), 40° Kuzey enlemindeki gözlemciler için Güneş’in doğuşundan 1 saat önce Jüpiter 11° yukarıda olacak; bugünden itibaren 2 hafta boyunca, Jüpiter’i görmek için Güneş doğmadan 1 saat önce doğu-güneydoğu istikametine  doğru ufuktan 30° yukarıya bakabilirsiniz.

İş yolcuğumla ilgili bir diğer güzel şey ise “ufalan” Ay’ dan geliyor. 15 günden daha az bir süre önce, Dolunay’ın ışığı sayesinde evden çıkarken balkonumda uzun bir gölge bırakıyordum. O zamandan beri Ay’ın aydınlık kısmının küçülüşünü, Yeni Ay’a doğru ilerleyişini izliyorum. Küçülen Ay Dünya çevresindeki hareketi sayesinde, gökyüzünde doğuya doğru kayıyor. Günden güne Ay, gökyüzünde çizdiği yolda Jüpiter’e yaklaşarak doğuya doğru ilerliyor.

Yarın sabah (28 Ekim Cuma), Kuzey yarımkürenin orta enlemlerindekiler için çıplak gözle görülebilecek olan bu yakınlaşmada Ay ve Jüpiter 2° den daha az bir mesafede olacaklar.Eğer doğu ufkunu net bir şekilde görebiliyorsanız, Jüpiter çok alçakta olmasına rağmen en iyi gözlem gündoğumundan 90 dakika önce olacaktır. Eğer karanlık gökyüzünde bulabilirseniz dürbün ile Galileo uydularını ve İkizler Takımyıldızı’nın en parlak 3. Parlak yıldızı olan Alhena’yı da görebilirsiniz. Hava aydınlandıkça, Jüpiter’in uydularını ve Alhena’yı seçmenin inanılmaz şekilde zorlaştığını ve gözünüzün önünde solup yok olduğunu göreceksiniz.

Yaz akşamları  Vega’nın  ne kadar erken gökyüzünde görünmeye başlayacağını bulmaya çalışırım. Kışın gezegenler sabahları erken saatlerde görüldükleri zaman buna benzer bir oyun oynarım: Aydınlanan gökyüzünde ne zaman gezegeni görememeye başlayacağım? Güneşin doğuşuna yaklaşık 1 saat kalana dek Jüpiter hafifçe yükselmiş olacak ve  çıplak gözle görülecektir. Peki başka bir yere bakıp hemen ona tekrar baktığınızda, onu tekrar tespit edebilir misiniz? Aslında, Hilal size Jüpiter’in yerini tekrar bulmada yardım edecektir, lakin o olmadan yeniden bulmak çok daha zor. Bu sonbahar bir gözünüz saatinizde olsun ve bize Jüpiter’i ne kadar uzun süre boyunca görebildiğinizi bildirin.

Telif Hakkı: Konstantinos Christodoulopoulos

Çeviren : Doğu Can Şahin

Kaynak: Sky & Telescope

Ay’daki Su

Apollo Görevleri’nden kalma Ay taşları bugün incelendiğinde taşların önceden tahmin edilenden çok daha fazla su içerdiği keşfedildi. Maddeleri milyonda bir mertebesinde bulabilen Carnegia Enstitüsü Jeofizik Laboratuarı’ndaki İkincil İyon Kütle İzgeölçer (Secondary Ion Mass Spectrometry – SIMS) kullanılarak  taşlardaki minimum su oranının bir milyarda 64 ile bir milyonda 5 arasında değiştiği görüldü. Bu rakam önceden bulunan sayının yüzlerce katı oluyor. Araştırmayı yapan takım üyeleri suyun, bundan 4.5 milyar yıl önce Ay oluşurken sıcak mağmadan geldiğini düşünüyor. “Yoğunlukları çok düşük ve keşfedilmeleri gerçekten çok zor.” diyor St. Louis’deki Washington Üniversitesi’ndeki takım elemanı Bradley Jollify. “Artık Ay’ın iç tabakasındaki suyun kaynağını araştırabiliriz.”

Apollo 11 görevi Ay taşları.

Telif Hakkı: NASA

Önceden egemen olan görüş, Ay’ın büyük bir çarpışmanın ürünü olduğunu söylüyordu. Mars büyüklüğündeki bir cisim Dünya’ya çarpmıştı ve dağılan maddelerde birleşerek Ay’ı oluşturmuştu. Ay taşlarında yapılan yeni araştırmada, bilim adamları, suyun, sıcak mağmanın kristalleşmesinden çok daha önce varolduğunu düşünüyor. Bu sonuç da suyun Ay’dan kaynaklandığını gösteriyor.

SIMS teknolojisi, örneğe bir çeşit fosfor bombardımanı yaparak hidroksil iyonu sayısını ölçüyor. Bu ölçümlere dayanarak, araştırmacılar mimimum su içeriğini geçmiş tahminlerin 100 katı civarında buldu. Burdan da suyun Ay’ın ‘yerlisi’ olduğunu sonucunu çıkartıyorlar.

Araştırma, Ay manyetizması ve Ay’ın oluşması hakkındaki tüm teorileri çürütebileceği için oldukça önemli.

Su, Ay’da hiç beklenmedik yerlerde görülmeye başlandı. Eylül 2009’da, bir uzay aracı Ay yüzeyinde su ve hidroksil içeren bir tabaka keşfetti. Ama bu Ay’daki su içeriğinin çok fazla olduğunu göstermiyor. Tahminlere göre, 450 kilogram Ay toprağında sadece 2 yemek kaşığı su var. 2009 yılının ekim ayında ise LCROSS aracı Ay’a çarparak su varlığını ortaya çıkarmıştı.

İlgili Bağlantılar:

  • Universe Today (2009’un eylül ayında Ay’da yapılan araştırma hakkında detaylı bilgi)
  • Universe Today (2009’un ekim ayında gerçekleşen çarpışma hakkında detaylı bilgi)

Kaynak: Universe Today

Ay-Ülker Yakınlaşması

20 Mart 2010, cumartesi günü Güneş, Dünya’nın üzerinden çekildiğinde Dünya gündüz ile eşit bir geceye girecek. Bu duruma ekinoks ya da gün dönümü deniyor.
Ay - Ülker Yakınlaşması
Stellarium programıyla 20 Mart 2010 günü gün batarken batı ufkunun durumu.
Gündönümünde Güneş ışınları ekvatora tam dik gelir ve bir yarımkürede bahar başlarken diğerinde güz başlar. Bu zamanlarda gece ve gündüz süreleri birbirine eşittir. Aynı gün bir gökyüzü olayı var. Gökyüzü kararır kararmaz batı ufkuna bakarsanız hilal evresinden yavaş yavaş çıkan Ay’ı görebilirsiniz. Yanında da Ülker Açık Yıldız Kümesi (Pleiades, Yedi Kızkardeşler) olacak. Amerika kıtasında bu yakınlaşma bir örtülemeye dönüşecek ve Ay, Ülker’in sönük birkaç yıldızını örtecek. (Ama ne yazık ki bu örtülme ülkemizden gözlenemeyecek.) Bu örtülme 2023’e kadarki en iyi Ay – Ülker yakınlaşması olarak belirtiliyor. Ülker, 440 ışık yılı uzaklıkta genç yıldızlardan oluşan bir küme. Yıldızlararası gaz bulutundan meydana gelmiş olan bu kümenin oluşumu günümüzden 100 milyon yıl öncesine uzanıyor. Astronomiye göre bu tarih oldukça az. Dünya’nın yaşı ise bu zamanın 50 katı. Ülker’in oluşumundan daha önce Dünya’ya dinozorlar hâkimdi. Ülker’in yalnız 9 yıldızı çıplak gözle görünür durumda. Yedi kızkardeşler olarak da bilinen küme şu yıldızlarla ünlüdür: Sterope, Merope, Electra, Maia, Taygete, Celaeno, Alcyone. Mitolojiye göre bunlar Yunan Tanrısı Atlas ve Pleione’in kızları. Bunlar birlikte ufak bir cezve şekli oluşturur. Ay - Ülker Yakınlaşması  
Stellarium programıyla Ülker Açık Yıldız Kümesi Gözlemcilere ilk başta Ay’ın kraterlerine, dağlarına bakmaları tavsiye edilir. Unutulmamalıdır ki şu aralar etkin olan ‘da Vinci’ parlaması yardımıyla Ay’ın karanlık tarafını da görmeniz mümkün. Daha sonra da rahatlıkla fark edilen Ülker’e bakılması tavsiye edilir. İlgili Bağlantılar: Açık Yıldız Kümesi (Açık Yıldız Kümesi hakkında bilgi) İncecik Bir Hilal (‘da Vinci’ Parlaması hakkında bilgi) Ay-Ülker-Merkür Kavuşumu (‘da Vinci’ Parlaması hakkında bilgi) Kaynak : Science@NASA