gokyuzu.org

Lisans Atölyeleri II – LaTeX Eğitimi

ODTÜ Fizik Bölümü Toplulukları Gururla Sunar!

Bu dönemin eğitim serisi Lisans Atölyeleri’nin ikinci eğitimi LaTeX!

Akademik dünyanın makale, kitap, paper, vs. yazmak için kullandığı yegane ve en elverişli program olan LaTeX’i kolay ve anlaşılır bir anlatımla, en temel seviyeden başlayarak öğrenmek isteyen herkesin çok işine yarayacak bu eğitimi kaçırmayın!

ODTÜ Fizik Topluluğu ve ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu olarak düzenlediğimiz Lisans Atölyeleri’ne hepinizi bekliyoruz! Etkinliğimiz saat 18.00’de Fizik Bölümü 3. katta bulunan Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda olacaktır.

Eğitime gelmeden önce bilgisayarınıza TeXstudio ve MiKTeX yüklemeyi unutmayın!

TeXstudio: http://www.texstudio.org/
MiKTeX: https://miktex.org/download

Teleskop mu, O da Ne ?

Bu dönemki ilk eğitimimizi teleskop türleri, çalışma prensibi ve kurulumu üzerine verdik. Bulutlara söz geçirebilseydik eğer, anlattığımız teorik bilgileri pratiğe dökme imkanımız da olacaktı Fizik Bölümü‘nün çatısında…

Kutularından çıktı yine de teleskoplar. Önce nur topu gibi bir ekvatoryal kundak çıktı meydana; tripodun işlevini, su terazisinin gerekliliğini, Kutup yıldızının nasıl bulunacağını, motor sisteminin nasıl çalıştığını ve kundak tipinin önemini anlattık. Daha sonra, 5 inçlik optik teleskopumuzu çıkardık ve kundağa yerleştirdik; Schmidt Cassegrain tipi ona o kadar çok yakışıyor ki… Kundağı kullanarak gökyüzündeki bir cismi bulmayı ve onu takip etmeyi teorik olarak anlattık, çalışma prensibini tahta üzerinde gösterdik. Daha sonra teleskop aksesuarlarından bahsettik. Ayrıca tüm  bu esnada, sunumdaki perdede bir yıldız izi fotoğrafı bulunuyordu. Bundan sonra ipler çözüldü, çok güzel sorular gelmeye başladı bize. Esprili yanıtlarımıza karşılık gülen suratları görünce daha da heveslendik, mutlu olduk. Daha bitmedi tabi… Kraliçe çıktı ortaya, Güneş teleskobumuz. Seda’nın önderliğinde kurduk onu, incecik ayaklarının üzerinde. Seda bu teleskobun kurulumunu ve dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı bize. Ha bir de tacından bahsetti, H-alfa filtresinden. Tabi Türk geleneğidir, fiyatlarını soran oldu her zamanki gibi. pek mutlu olmadılar öğrenince…

Amatör Astronomlar Kermeste

Merhaba Yıldız Çocukları,
Hepinizin kafasındaki Amatör Astronomi Topluluğu nasıl? Sadece bilimsel gelişmeler hakkında çalışmalar yapan, gözlemler yapan bir topluluk ise yanılıyorsunuz. Bizim topluluğumuz eğlenmeyi de bilir ve “Gastronomi” alanında da çalışmalar yapabilen bir topluluktur. Topluluğumuzun bu yönlerini de ortaya çıkaralım dedik ve bir kermes etkinliği düzenledik.
ODTÜ kütüphanesinin önünde kurulan standımızda çaylar içildi, Venüsçük’lerimiz yendi, kahkahalar atıldı, sohbetler edildi. Başka neler mi vardı? Galaktik kurabiyeler, “Mark Watney’in Mars patatesi ile yapılmış” patates salataları, “Mars topraklı” revani, kekler, içecekler ve kartpostallar. 2016 bizim topluluğumuzun 30. yılı ve bu köklü topluluğumuzun 30. yılını kutlamak adına geçen bahar döneminde etkinlik düzenlenmiş, bu etkinlikle eski ve yeni AAT üyeleri bir araya gelmişti. Eğlenceli organizasyonların yanında topluluk üyeleri resim yeteneklerini ortaya koyarak kartpostallar hazırlamıştı. Kermesimizde yer alan kartpostallar da yiyecekler gibi ilgi gördü.

Peki bu kermesin başka ne gibi katkıları vardı, biraz da onlardan bahsedeyim. Kimi arkadaşlarımızın yurt mutfaklarında bir araya gelip ortaya çıkardığı şaheserler, kimi arkadaşlarımızın da evde yapmış olduğu şaheserler standımızda yerini aldı. Görev dağılımı yapılarak her saat başı farklı arkadaşlarımız standda görev aldı. Bunun en güzel yanı da kesinlikle benim gibi yeni üyelerin topluluktaki diğer üyelerle tanışarak güzel vakit geçirmesiydi. Yakında yine eğlenceli organizasyonlarda görüşmek dileğiyle. Astronomiyle kalın…

Yazan: Aylin Açıkgöz

NASA JPL 80. yılını kutluyor! Peki NASA JPL nedir? Nelerle uğraşır? 80 yılda neler değişti? Sizin için bu soruların cevabını araştırdım.

İlk önce söylemeliyim ki hepimiz uzayla ilgili birçok haberde NASA adını görürüz. Genelimiz açılımını bile bilmeyiz. NASA’nın açılımı National Aeronautics and Space Administration yani Türkçe olarak Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’dir. 1 Ekim 1958 tarihinden itibaren askeri amaçlar yerine sivil alanda barışçıl bir şekilde faaliyet göstermeye başlayan NASA’nın çalışma kollarından biri olan JPL(Jet Propulsion Laboratory) kurulalı tam 80 yıl oldu.

NASA JPL ne yapar? NASA JPL ; Dünya’yı, Güneş Sistemi’ni ve evrenimizi keşfeden birçok robotsal görevi yürüten laboratuvardır.

Hali hazırda Mars’ın keşif araçlarından biri olan Curiosity, Jüpiter’e en çok yaklaşan ve sırlarını çözmekte olan Juno, dış Güneş Sistemi’ni ve ötesini araştıran bir uzay sondası olan ve Jüpiter ve Satürn’ü ziyaret etmiş, bu gezegenlere ait uyduların detaylı fotoğraflarını elde eden Voyager 1, Uranüs ve Neptün’ü tek ziyaret eden uzay sondası ve Voyager 1’in ikiz kardeşi diyebileceğimiz Voyager 2, yeni gök cisimlerini ışık ölçer yardımı ile araştırma ve algılama amaçlı olarak tasarlanmış bir uzay teleskobu olan Kepler Uzay Teleskobu ve Satürn’ün yörüngesine giren ilk uzay sondası olan Cassini gibi daha birçok misyonu bulunmaktadır.

Bunların dışında geçmişte yapılmış olan misyonları arasında şu an görevi bitmiş olan ve Mars hakkında bilgiler edinmemizi sağlayan araçlar, 20.yy’ın yetersiz teknolojisinin karşısında fiziğin akıllıca kullanılmasıyla Venüs’ün kütle çekim etkisinden yararlanılarak Jüpiter’e giden Galileo ve -çok uzağa gitmeye gerek yok- Dünya’mızı tanımamızı sağlayan uydular ve yine tabii ki nicesi bulunmaktadır.

Şimdiyi konuştuk, geçmişi konuştuk, git gide gelişen teknolojinin ve hızla önem kazanan uzay teknolojisi için NASA/JPL’in ilerisi için ne gibi misyonları var? Dünya’nın yüzey suları ve okyanuslarını inceleyecek uydulardan, uzayın derinliklerini keşfedecek yeni teleskoplara, Dünya’nın

gözünü çevirmiş olduğu Kırmızı Gezegen Mars’ın bilinmeyen yönlerini ortaya çıkaracak yeni uzay araçlarına kadar birçok misyonu var.

80.yılını kutlayan JPL, sosyal medya üzerinden ise güzel paylaşımlarda bulundu. 80 yıl önce ve sonrasının karşılaştırıldığı paylaşım gerçekten dikkat çekiciydi. 1 asır bile geçmemesine rağmen teknolojinin ne kadar gelişip değiştiği açıkça ortada.

JPL in hazırlamış olduğu zamanda yolculuk çalışmalarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz, incelemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
http://www.jpl.nasa.gov/about/timeline/
http://www.jpl.nasa.gov/about/then-now/
http://www.jpl.nasa.gov/news/news.php?feature=6660
Ayrıca Türk bir astrofizikçi olan Umut Yıldız’ın, çalıştığı kurum olan NASA/JPL’i tanıttığı ve içinde küçük bir tur yaptığı periscope yayınına;
https://www.youtube.com/watch?v=U2afGmx3etM
Misyonlarını takip edebileceğiniz siteye;
http://www.jpl.nasa.gov/missions/
bu linklerden ulaşabilirsiniz. Dilerim ki benzer yazılar Türkiye’nin Uzay Ajansı için de yazılır. Ülkemizde astronomi biliminin gelişmesi siz yıldız çocuklarının elinde. Astronomi ile kalın…

Yazan: Aylin Açıkgöz

NASA JPL 80. yılını kutluyor! Peki NASA JPL nedir? Nelerle uğraşır? 80 yılda neler değişti? Sizin için bu soruların cevabını araştırdım.

İlk önce söylemeliyim ki hepimiz uzayla ilgili birçok haberde NASA adını görürüz. Genelimiz açılımını bile bilmeyiz. NASA’nın açılımı National Aeronautics and Space Administration yani Türkçe olarak Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’dir. 1 Ekim 1958 tarihinden itibaren askeri amaçlar yerine sivil alanda barışçıl bir şekilde faaliyet göstermeye başlayan NASA’nın çalışma kollarından biri olan JPL(Jet Propulsion Laboratory) kurulalı tam 80 yıl oldu.

NASA JPL ne yapar? NASA JPL ; Dünya’yı, Güneş Sistemi’ni ve evrenimizi keşfeden birçok robotsal görevi yürüten laboratuvardır.

Hali hazırda Mars’ın keşif araçlarından biri olan Curiosity, Jüpiter’e en çok yaklaşan ve sırlarını çözmekte olan Juno, dış Güneş Sistemi’ni ve ötesini araştıran bir uzay sondası olan ve Jüpiter ve Satürn’ü ziyaret etmiş, bu gezegenlere ait uyduların detaylı fotoğraflarını elde eden Voyager 1, Uranüs ve Neptün’ü tek ziyaret eden uzay sondası ve Voyager 1’in ikiz kardeşi diyebileceğimiz Voyager 2, yeni gök cisimlerini ışık ölçer yardımı ile araştırma ve algılama amaçlı olarak tasarlanmış bir uzay teleskobu olan Kepler Uzay Teleskobu ve Satürn’ün yörüngesine giren ilk uzay sondası olan Cassini gibi daha birçok misyonu bulunmaktadır.

Bunların dışında geçmişte yapılmış olan misyonları arasında şu an görevi bitmiş olan ve Mars hakkında bilgiler edinmemizi sağlayan araçlar, 20.yy’ın yetersiz teknolojisinin karşısında fiziğin akıllıca kullanılmasıyla Venüs’ün kütle çekim etkisinden yararlanılarak Jüpiter’e giden Galileo ve -çok uzağa gitmeye gerek yok- Dünya’mızı tanımamızı sağlayan uydular ve yine tabii ki nicesi bulunmaktadır.

Şimdiyi konuştuk, geçmişi konuştuk, git gide gelişen teknolojinin ve hızla önem kazanan uzay teknolojisi için NASA/JPL’in ilerisi için ne gibi misyonları var? Dünya’nın yüzey suları ve okyanuslarını inceleyecek uydulardan, uzayın derinliklerini keşfedecek yeni teleskoplara, Dünya’nın

gözünü çevirmiş olduğu Kırmızı Gezegen Mars’ın bilinmeyen yönlerini ortaya çıkaracak yeni uzay araçlarına kadar birçok misyonu var.

80.yılını kutlayan JPL, sosyal medya üzerinden ise güzel paylaşımlarda bulundu. 80 yıl önce ve sonrasının karşılaştırıldığı paylaşım gerçekten dikkat çekiciydi. 1 asır bile geçmemesine rağmen teknolojinin ne kadar gelişip değiştiği açıkça ortada.

JPL in hazırlamış olduğu zamanda yolculuk çalışmalarına aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz, incelemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.
http://www.jpl.nasa.gov/about/timeline/
http://www.jpl.nasa.gov/about/then-now/
http://www.jpl.nasa.gov/news/news.php?feature=6660
Ayrıca Türk bir astrofizikçi olan Umut Yıldız’ın, çalıştığı kurum olan NASA/JPL’i tanıttığı ve içinde küçük bir tur yaptığı periscope yayınına;
https://www.youtube.com/watch?v=U2afGmx3etM
Misyonlarını takip edebileceğiniz siteye;
http://www.jpl.nasa.gov/missions/
bu linklerden ulaşabilirsiniz. Dilerim ki benzer yazılar Türkiye’nin Uzay Ajansı için de yazılır. Ülkemizde astronomi biliminin gelişmesi siz yıldız çocuklarının elinde. Astronomi ile kalın…

Yazan: Aylin Açıkgöz

Kozmik Okyanusta Bir Şişe

Günümüzden tam 44 sene önce Pioneer 10 ve 11 isimli uzay araçları, daha önce hiç yapılmamış olan uzun bir yolculuğa çıktılar. İki uzay aracına da uzak gelecekte bulunma ihtimali göz önünde bulundurularak hangi zamandan ve nereden geldiklerine dair bilgiler içeren küçük metal plaklar yerleştirildi. NASA, bu örneği daha da geliştirerek Pioneer uzay araçlarının fırlatılmasından beş sene sonra, insan aklının hayal dahi edemeyeceği uzunluktaki yolculuklarına çıkacak olan Voyager 1 ve 2 uzay araçlarına daha detaylı bilgiler ve mesajlar içeren bir plak yerleştirdi: Altın Plak. Voyager uzay araçlarına yerleştirilen plaklar, Dünya dışından olanlara Dünya’nın hikayesi anlatmak üzere 1972 yılında kozmik okyanusta yüzmeye başladılar.

Plak içeriğinde ne olacağını belirlemek üzere oluşturulan komiteyi Cornell Üniversitesi’nden Carl Sagan yönetti. Sagan ve çalışma arkadaşları kaydın içerisine dünyamızı anlatan 115 adet görsel; rüzgâr sesi, kuş, yunus ve diğer hayvanların seslerinden oluşan çeşitli doğa sesleri ve farklı kültürlerden müzikler toparladılar. Bunların yanı sıra, plağa 55 farklı dilden ve dönemin ABD başkanı Carter ile Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Waldheim tarafından gönderilen mesajlar yerleştirildi. İçeriklerin hazırlanmasının ardından plakların üzerlerine nasıl kullanılacaklarına dair sembolik bir dil ile talimat kazındı ve uzay araçları uzun yolculuklarına başlamaları için fırlatıldılar. Voyager, 1990 yılında Plüton’un yörüngesinden çıktıktan sonra kendisini karanlık, sonsuz bir uzay boşluğunda buldu ve sonraki 40 bin yıl boyunca herhangi bir gezegenli sisteme denk gelmemek üzere yoluna devam etti ve günümüzde hala devam etmekte. Bu görevin gerçeklemesi için çok büyük emek sarf eden Carl Sagan yaşananların ardından, “Bu uzay aracının taşıdığı kaydı yalnızca uzay yolculuğu yapan, ya da uzaya araç gönderebilen gelişmiş bir tür dinleyebilir. Ama bu mesajı kozmik okyanusa göndermemiz bile bu gezegendeki hayat için çok umut verici bir olaydır.” şeklinde bir yorumda bulundu. Voyager ile gönderilen müzikleri, farklı dillerin mesajlarını, dünyanın seçmece görüntülerini ve seslerini ilgili kelimelerin üzerine bastıktan sonra açılan pencerede görebilirsiniz.

Şimdilerde hepimizi düşündüren, bizlere yaptıklarımızı sorgulatan, etrafımıza daha geniş bir çerçeveden bakmamızı sağlayan; Dünya’nın aslında ne kadar kırılgan ve küçük olduğunu anlamamızı sağlayan o ünlü “Soluk Mavi Nokta” isimli fotoğraf 1990 yılında Carl Sagan’ın önerisi üzerine Voyager’ın kamerasının son kez gezegenimize çevrilmesi sonucu çekilmiştir. O fotoğrafın çekilmesinin ardından Carl Sagan’ın yaptığı konuşmanın yer aldığı videoya çoğunuz denk gelmişsinizdir. Bu video ile Carl Sagan hatırı sayılır çoğunlukta insanın hayatında değişikliklere sebep olmuştur. O insanlardan biri de benim ve ben eminim ki o video daha çok fazla insanın hayatını küçük ya da büyük bir şekilde etkileyecektir.

İnsanlığın yalnızlığını paylaşma güdüsüyle kendisinin zaman anlayışına göre son derece uzun, kozmik zamana göre ise oldukça kısa sayılabilecek bir süre için yalnızlığa mahkûm ettiği şişe. şu anda kozmik okyanusta, bizlerden çok uzakta bizim hikayemizi taşımakta. Her ne kadar bizler ve bizden sonrakiler bu mesajın birilerine ulaşıp ulaşmadığını göremeyecek olsak da, türümüzün böyle bir adım atması Carl Sagan’ın da dediği gibi oldukça umut verici. Voyager kozmik okyanusta yüzmeye başlayalı tam olarak 39 sene geçti ve bu zaman diliminde gezegenimizde bilime dair çok önemli gelişmeler yaşandı, hala yaşanıyor. Bütün bunlara ilham veren, insanlara bilimi sevdiren, bilimin sadece bilim yapanlar için olmadığını, onu herkesin kullanabileceğini bizlere kanıtlayan nice güzel insanlar gezegenimizde yaşadılar. Bugün biz, o insanların bizlere bıraktığı mirası alıp gelecek nesillere aktarmalıyız, aktarmalıyız ki gelecek nesiller hayallerinin gerçek olabileceğine inansın, bilime güvensin ve bilim ile hayatına devam etsin. Gezegenimizin ona değer veren insanlığa ihtiyacı var, insanlığın yine insanlığa ihtiyacı var. İnsanlığın geleceği, onun uzaya ve bilime ne kadar önem verdiğine bağlı. Bizler gelecek nesillere ne aktaracağımıza karar vermeliyiz ve bizler gelecek nesillerin hayatlarını daha iyi yapabilme şansına sahibiz. İnsanlık bir şeyleri değiştirebildiği için bu zamana kadar yaşayabildi. Ve bundan sonra perspektifimizi daha da genişletmeliyiz; geleceğimiz olaylara nasıl yaklaştığımıza göre şekillenecek, eğer bizler uzaya ve bilime hak ettiği değeri verirsek, evren bize çok fazla imkân sağlayabilir.

Bugünden tam 39 sene önce atılan o adım insanlığın uzaya ve bilime olan aşkının sembolü niteliğindedir. Altın Plak bu açıdan hepimiz için fazlasıyla büyük bir önem taşıyor. Altın Plak bizlere bazı şeylerin hala düzgün yapılabileceğini hatırlatıyor. İnsanlık kendisi için daha iyisini yapabilecekken ve daha önce yapmışken neden şu anda daha iyilerini yapmasın ki? Sizleri Carl Sagan’ın “Soluk Mavi Nokta” isimli videosuyla yalnız bırakıyorum. İyi seyirler.

Teknik bilgiler, kapak görseli ve plak içerikleri için kaynak : voyager.jpl.nasa.gov

Yazan: Doğuş Kaçmaz

Topluluk Kermesimize Bekleriz!

Sevgili Yıldız Çocukları,

Amatör Astronomi Topluluğu olarak 31 Ekim Pazartesi günü saat 10:30’dan akşam saatlerine kadar ODTÜ Kütüphanesi önünde kermes standı açacağız. Kermesimizde bulunan birbirinden lezzetli yemeklerimizi tadıp, topluluk üyesi yıldız çocuklarımızın hazırladığı kartpostallarımızı inceleyebilirsiniz.

Hepinizi bekleriz!

Genç Fizikçiler, Hoşgeldiniz (Fizik Bölümü 101)

ODTÜ Fizik Bölümü Toplulukları olan Amatör Astronomi ve Fizik Toplulukları sunar,

Lisansa her başlayan öğrenci bazı sorunlar yaşar. Yaşadıkları bu sorunların büyük bir bölümünü ondan önce o yolu geçenler çoktan yaşamıştır. Biz de lisans öğrencilerine yalnız olmadıklarını göstermek için, bir bakıma, hiç kimsenin dünyaya profesör olarak gelmediğini göstermek için bir etkinlik düzenlemek istedik.

Fizik Bölümü öğrencilerinin lisanslarının ilk yıllarından aşina olduğu hocalarımız olan Altuğ Özpineci, Atakan Gürkan, Hande Toffoli ve Sadi Turgut bizlere lisans yıllarını, öğrencilik süreçlerini anlatacak, yaşadıkları zorlukların üstesinden nasıl geldiklerinden bahsedecek. Değerli hocalarımıza, bizleri kırmayarak etkinliğe katıldıkları için tekrardan teşekkürü borç biliriz.

Tüm bilimseverleri etkinliğimize bekleriz.

Etkinliğimiz 2 Kasım Çarşamba Günü 18:00’de Fizik Bölümü P1 Amfisinde yapılacaktır.

Etkinlik bağlantısı: Facebook

Yazan: Özgür Can Özüdoğru

Afiş Tasarımı: Enfal Sartaş

Lisans Atölyeleri I: Matlab Dersi

ODTÜ’de Fizik Bölümü Öğrencileri, lisans hayatları boyunca pek çok deney sonuç çizimlerini MATLAB üzerinden yapmaktalar. Ancak üniversiteye ilk defa başlayan arkadaşlarımızın kodlama dünyasına hemen adım atması zor olabiliyor. ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu ve ODTÜ Fizik Topluluğu olarak “Bölüm öğrencilerimize nasıl yardımcı olabiliriz?” diye düşünerek, okul hayatlarında ihtiyaçları olacak atölyeler düzenlemeye karar verdik. Atölyelerimizin ilki MATLAB üzerine olacak ve bir giriş niteliği taşıyacak.

Tüm Yıldız Çocuklarını, Salı günü saat 18.00’de Fizik Bölümü 3. katta bulunan Cavid Erginsoy Seminer Salonu’nda yapılacak olan dersimize bekliyoruz!

Yazan: Özgür Can Özüdoğru

Çakılı Kalan Saat: Saatler Artık Geri Alınmıyor

Saatleri bir ileri bir geri almak birçoğumuz için ancak kafa karıştırıcı bir angaryadır (“Şimdi saatleri ileri mi alıyorduk, geri mi?” diye düşünmüşlüğünüz kesin olmuştur). Bir kısmımız içinse saatlerin değişmesi mevsim dönümlerini simgeleyen bir dönüm noktası, zamana hükmeden insanoğlu için şaşmaz bir ritüeldir. Gelgelelim bu hafta sonu olması gereken bu ritüel (ya da kargaşa, nasıl diyorsanız) olmayacak, çünkü 8 Eylül’de çok da ses getirmeyen bir şekilde Türkiye’nin zaman dilimi toptan değişti. Resmi Gazete’de yayımlanan karar “yaz saati uygulamasının yıl boyu sürdürülmesi” hakkındaydı gerçi; ama bu aynı olaya farklı bir bakış açısı aslında. O zaman tam olarak ne olduğunu ve saatlerin çakılı kalmasının ne anlama geldiğini anlatmadan önce kısaca yaz saatinin geçmişine ve şimdiye kadarki ritüellere (ya da kargaşaya, PEKİ) bakalım.

Saatler İleri, Marş!

Modern anlamda yaz saati fikri ilk defa 1895’te, Yeni Zelandalı bir böcek bilimci tarafından önerilmiş: Saatleri ileri alınca öğleden sonra böcek toplamak için daha fazla gün ışığı olacağını fark etmiş çünkü… Ülke çapında yaz saati uygulaması ise ilk defa 1916’da, Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından 1. Dünya Savaşı sırasında hayata geçti, 1970’lerdeki enerji kriziyle de birçok ülkede belli bir düzene oturdu.

Yaz saatinin amacını hepimiz biliyoruz: Gündüz saatlerini verimli kullanmak ve enerji tasarrufu sağlamak. Normalde kullandığınız standart zaman, yerel zamandan çok farklı değilse (ki kış saati uygulamasında Türkiye’nin batısı için öyle) Güneş’in tepeye geldiği öğlen vakitleri 12’de olmaya meyillidir, sabah 07:00’de uyanıp 23:00’te yatan biri içinse “kendi gün ortası” ancak saat 15:00’tedir. Böyle olunca uzun yaz günlerinde siz uyanmadan saatler önce gün doğmuş, daha birkaç saat daha ayakta kalacakken hava kararmış olur.

Yani yaz saati, gündüz zamanlarını insan aktivitelerine bir nebze de olsa uydurmaya çalışan bir sistemdir. Hatta Ekşi Sözlük’ten bir yazarın dediği gibi, “yaz saati uygulaması aslında insanın kendini kandırmasıdır”, çünkü gün ışığından faydalanmak için insanları yazın bir saat erken kaldırmaya zorlamak yerine saatleri bir saat ileri aldırıyoruz. Hangimiz mayısta 07:40 dersine gitmek ister ki?

Üstteki harita ise geçen ay itibariyle yaz saatini uygulayan bölgeleri gösteriyor. Mavi ve turuncuyla gösterilen yerler yaz saati uygulamasını uygulayan, açık griyle gösterilen yerler bir zamanlar yaz saatini denemiş ama artık kullanmayan, koyu griyle gösterilen yerler ise yaz saatinin yüzüne hiç bakmamış bölgeler. Renkli bölgelerin azlığı sizi şaşırtabilir: Avrupa ve Kuzey Amerika haricinde saatleri bir ileri bir geri alan pek de ülke yok aslında. Ama unutmamakta fayda var, yaz saati uygulaması sadece orta enlemlerde işe yarıyor. Ekvatora yakın bölgelerde gün uzunluğu zaten çok fazla değişmediği için gündüzleri insanlara göre ileri geri kaydırmaya gerek yok, yüksek enlemlerde ise yazın gündüzler o kadar uzun ki saatlerle oynamanın anlamı yok. Bir de bazı ülkeler—Rusya gibi—olması gerekenden daha doğuda bir boylamı standart zaman için referans kabul ediyor, bu da yıl boyu yaz saati etkisi yaratıyor.

Uygulamaya karşı olan araştırmalar da az değil: Bazı araştırmalar yaz saati uygulamasının ısınma, klima ve modern aydınlatmanın olduğu günümüz dünyasında kayda değer bir enerji tasarrufu sağlamadığını iddia ediyor. Akşam ışığı insanları daha çok gezmeye teşvik ettiğinden otomobil ve petrol endüstrisinin uygulamayı desteklediği bile iddia edilmiş! Başka bir araştırma da muhtemelen biyolojik saatimizle oynadığımız için baharda saatleri ileri aldıktan sonraki birkaç gün kalp krizi riskinin arttığını bulmuş (Gerçi güzde ise tam tersi oluyormuş). Evrim Ağacı da bu konuda kendi argümanlarını burada sunmuş. Saatleri bir ileri bir geri almanın herkesin mutlu olduğu bir konu olmadığı belli.

Türkiye’de Durum Ne?

Türkiye’de yaz saati uygulaması başlangıçta biraz karışık, hatta çılgınca olmuş, takip etmesi zor. Türkiye’nin 30° doğu boylamına göre ayarlanmış standart zaman dilimi GMT+02:00 olarak geçer (Greenwich Ortalama Zamanı—“Greenwich Mean Time” + 2 saat, nam-ı diğer “kış saati”), doğu sınırımızın hemen dışındaki 45° doğu boylamına göre ayarlanan yaz saati ise GMT+03:00’e denk geliyor. İlk yaz saati uygulaması ta Osmanlı döneminde, daha doğrusu İtilaf devletlerinin talebi üzerine 1919’da uygulanmış, sonraki 3 yaz ise İstanbul ile sınırlı kalmış. Cumhuriyetin ilanından sonra 1924-1926 arasında yaz saati uygulanmış, 1926’da saatler geri alınmayarak 1940’a kadar ileri zaman (GMT+03:00) kullanılmış. 2. Dünya Savaşı’nın ağır ekonomik etkilerinden dolayı Temmuz 1940’ta saatler bir saat daha ileri alınmış (GMT+04:00: “çifte yaz saati”. Yazın Ankara’da akşam 9’da güneşin hala batmadığını düşünün). Ekimde saatler geri alınmış (GMT+03:00), ama şartlar gereği aralıkta yeniden ileri alınmış (GMT+04:00). Eylül 1941’de ise saatler iki gün üst üste birer saat geri alınarak normal zamana dönülmüş (GMT+02:00). 1942-1945 yıllarında da saatler tüm yıl bir saat ileride tutulmuş, 2. Dünya Savaşı bitince—ÇOK ŞÜKÜR—standart zamana geri dönülmüş.

İlk defa 1947’de bazı Avrupa ülkeleriyle senkronize olarak yaz saati kullanılmaya başlanmış, fakat bu sadece 5 yıl sürmüş. Uzun bir gelgitli evreden sonra, 1985’ten beri her yıl sistematik bir şekilde yaz saati uygulamasını kullanıyoruz—yani, kullanıyorduk.

Alttaki grafikte ise Türkiye’nin yıllar boyunca kullandığı zaman dilimleri görülebilir. Tüm yıl süren kalıcı saat dilimi değişiklikleri bazen “sürekli yaz saati”, bazen ise “ileri saat” olarak kullanılmış, yani saat dilimimiz pratikte değişse bile GMT+02:00 standart zamanı referans kabul edilmiş

Şimdi Ne Oldu Peki?

En başta da bahsettiğim gibi, “kalıcı yaz saati” olarak bahsedilen şey, Türkiye’nin saat diliminin değişmesinden başka bir şey değil. Değişikliğin bu şekilde sunulması hem olayı daha anlaşılır kılıyor, hem de olası tepkileri azaltıyor (“Zaman dilimini değiştirdik, yaz saatini de çöpe attık,” dense daha fazla itiraz geleceği kesin). Ha yaz saati kalıcı olmuş, ha saat dilimi değişmiş, ne fark eder peki? Her ne kadar Türkiye’de kış saati yılda sadece 5 ay uygulansa da resmi zaman dilimimiz standart zaman olarak kabul edilen kış saatiydi. Yani kış saatinin kaldırılması pratikte saat dilimimizin değişmesi anlamına geliyor. Nasıl “365 gün indirim” diye bir şey yoksa (aslında fiyatlar öyledir), 365 gün yaz saati diye bir şey söz konusu olamaz. Sonuç olarak 8 Eylül’de saat dilimimiz değişti ve aynı anda yaz saati kaldırıldı. İkisi aynı anda olunca 8 Eylül günü hiçbir şey değişmedi tabii, farklılığı ayın 30’unda saatleri geri almadığımızda göreceğiz.

Bu değişiklikteki zamanlama, Batı’dan uzaklaşıp yüzünü Doğu’ya dönme politik alt metinlerini de taşıyor gibi. Bu yıl bunu gerçekleştirerek hem Avrupa’nın senkronize bir şekilde kullandığı yaz saati uygulamasını terk ettik, hem de Moskova dahil Rusya’nın batısıyla ve Suudi Arabistan’la yıl boyunca aynı zaman dilimine sahip olduk. Rusya da genel olarak normalden daha doğuyu referans alan, “sürekli yaz saati” olarak tanımlanabilecek zaman dilimleri kullanıyor. Avrupa’yla ise zaman farkı yazın farklı, kışın farklı (bir saat daha fazla) olacak.

Sonuç?

İyi haber: Saatler geri alınmadığı için akşamüstleri Güneş bir saat daha geç batacak. Ankara’da Güneş aralıkta bile 17:20’den önce batmayacak, yani 17:30 derslerinden çıktığımızda hava hala aydınlık olacak. Normalde Güneş ancak şubat ortasında o saatte batmış oluyordu. Güneş daha geç batacağı için hava daha geç soğumaya başlayacak, gökyüzü gözlemlerimiz için iyi haber 🙂 Doğu Anadolu’da ise kullanılan zaman yerel saate daha yakın olduğu için Güneş 15:30 gibi aşırı erken saatlerde batmış olmayacak. Bir de elektriğin en yoğun kullanıldığı akşamüstü saatlerinde daha az elektrik tüketeceğiz.

Kötü haber: Saatleri geri aldığımızda gün doğumları da bir saat ileride kalacak, öyle ki ocak başında Güneş’in 08:10’a kadar doğmadığını göreceğiz (Hele Edirne’de Güneş 08:40’ta ancak doğacak). 08:40 dersine yetişmek için kalktığınızda hele şehirdeyseniz etraf hala zifiri karanlık olacak. Sabahın köründe işe yetişmesi gerekecek insanlar alacakaranlıkta yollara düşecek. Sabahları derse koşarken etraf bir saat daha az Güneş ışığına maruz kalmış olduğu için ortalık birkaç derece daha soğuk olacak. Muhtemelen akşam güneşinin sağlayacağı tasarrufun çoğu de sabahları aydınlatma ve ısıtma için gidecek. Kaldı ki dişe dokunur bir tasarruf olsa bile, zaten stresli bir okul/iş hayatı süren vatandaşımızın “gecenin köründe” kalkıp iş görme zorunluluğundan ötürü daha stresli sabahlar yaşayacağını ve genel bir verimlilik kaybı olacağını düşünüyorum.

Bir de standart dışına çıkmanın getirdiği karışıklık var. Geçen yıl saatler seçimlerden dolayı iki hafta geç geri alındı da iki hafta sonu birden insanların nevri döndü: Akıllı telefonlar saatleri erkenden geri aldı, insanlar “Saat kaç?” diye Google’dan arama yapmaya kalktılar. Onu geçtim bilgisayar sistemlerinin, banka veritabanlarının saatlerinin güncellenmesi var; en basitinden telefondaki ajandamda bile etkinliklerin saatleri 30 Ekim’den itibaren sapıtıyor.

Ama şimdiden belirteyim, pazar günü kafanızın karışmasına hiç gerek yok! Tek lazım olan basit bir saat: Hani milyar transistörlü bilgisayar-telefonların işlevi olarak sunulmayan, internetten kendini güncelleyemeyen, ekimin son pazar gecesi saat 04:00’te kendini geri almaya programlanmamış bir saat. Köşede atıl duran çalar saat var ya, çıkarın onu ortalığa, pilini takın güzelce, saatini ayarlayın. Ondan sonra yapmanız gereken çok basit: Hiçbir şey yapmamak. Pazar sabahı saate bakınca doğru zamanı gördüğünüzden emin olabilirsiniz, böylece saati bile Google’a sorma rezilliğine de düşmemiş olursunuz.

Tabii ben bu konuda uzman değilim, yaptıkları çalışmalar sonucu güzel bir tablo çizen bilim insanları da var. Kimin haklı olduğunu bu kış birlikte göreceğiz, umarım endişelerimde haklı çıkmam.

Kaynaklar:

https://eksisozluk.com/entry/15865235

https://en.wikipedia.org/wiki/International_Meridian_Conference

https://en.wikipedia.org/wiki/Time_zone

http://www.astrolojidergisi.com/yazsaati.htm (Sitenin adı “astroloji”li olsa da bu sayfada kullanılan kaynaklar çok sağlamdı.)

http://www.evrimagaci.org/fotograf/30/7217

http://www.itu.edu.tr/haberler/2016/09/09/itu-tasarruf-eden-ve-daha-mutlu-bir-turkiye-icin-saatleri-sabitledi

http://www.journals.istanbul.edu.tr/iutarih/article/view/5000119516/5000110316

https://www.timeanddate.com/time/change/turkey/istanbul

Yazan: Çağatay Kerem Dönmez

2016-2017 Güz Dönemi Tanışma Toplantısı

Bizler gökyüzünü seven Yıldız Çocuklarıyız. Bu dönemki yapacağımız tüm etkinlikler hakkında bilgi almak isterseniz, sizleri de 13 Ekim Perşembe günü 18:00’da Fizik Bölümü üçüncü katta bulunan “Cavid Erginsoy Seminer Salonu”nda yapacağımız tanışma toplantımıza bekleriz. Etkinlik sonrası havanın durumuna göre gökyüzü gözlemi yapılacaktır.

Bol Yıldızlı Geceler!


Etkinlik Bağlantısı: