gokyuzu.org

Eski Yıldızlar Karanlık Maddenin Sürati Hakkında Bize Bilgi Verebilir

Karanlık madde ile gökadanın en eski yıldızları arasındaki benzerlikler zannettiğimizden de fazla olabilir.

Amber Jorgenson tarafından 2 Şubat 2018 Cuma günü yayımlandı.

Kütle çekimsel kırılma ile, Hubble Uzay Teleskobu’nun elde ettiği bilgilerle hazırlanan bu resimde, devasa gökada kümesini saran karanlık maddenin dağılımı mavi renkte gösteriliyor. J.-P. Kneib/ESA/NASA

Evrenimizde dolaşan, karanlık maddeyi oluşturan parçacıkların hızları, gökbilim insanlarının bu gizemli maddeyi daha iyi anlamaları için çok önemli bir bilgi. Her ne kadar araştırmacılar senelerdir karanlık maddenin hızını ölçmeye çalıştılarsa da, şu ana kadar hiçbir girişim başarılı olmadı. Cevabı bulabilmek için bir araya gelen bir grup araştırmacı ise ortaya farklı bir bakış açısı koydu: karanlık maddenin hızını gözlem yöntemiyle bulmak yerine, bir bilgisayar simülasyonuyla bulmak.

24 Ocak’ta Physical Review Letters adlı dergide yayımlanan makalelerinde, uluslarası astrofizikçilerden oluşan bu grup, onların ürettiği bilgisayar simülasyonunun yanında, gökadanın en eski yıldızlarının ölçümü, karanlık maddenin hızıyla ilgili bilgilere ışık tutabilir.

Bir basın açıklamasında, Princeton Üniversitesi’nde fizik alanında asistan profesör olan Mariangela Lisanti bu araştırma için şunları söyledi:

‘’Bu eski yıldızlar, bizim göremediğimiz karanlık madde için bir nevi hız ölçeri, onların sayesinde Dünya yakınlarındaki hız dağılımını ölçebiliriz. Eski yıldızlar için karanlık maddenin ışıklı izleyicisi tabirini kulanmak yanlış olmaz. Karanlık maddeyi asla göremeyiz, çünkü gözlemlenebilecek ölçüde ışık yaymıyor. O bizim için görünmez, işte bu sebeple şu ana kadar onunla ilgili somut bir açıklama yapamadık.’’

Neden eski yıldızlar?

Her şey, gökadadaki birtakım yıldızların gökbilimcilere görünmez karanlık maddenin hareketlerini gözlemleyebilmesinde yardımcı olabileceği fikriyle başladı. Günümüzde geçerli olan kurama göre, Samanyolu’nun her tarafa yayılan karanlık madde halesi, aslında ‘althale’ adında, içinde hem karanlık madde hem de yıldızları kapsayan, küçük bileşenlerden oluşmuştur. Makalenin yazarlarından biri olan Jonah Herzog-Arbeitman ise şunu söylüyor: ‘’Varsayımımıza göre bazı altküme yıldızlar, bir nedenden ötürü karanlık maddenin hızıyla eşit hızda olmalıydı.’’

Yıldızları alternatif bir gözlem aracı olarak kullanmak için, öncelikle hangi yıldızların karanlık madde gibi davrandığını bulmaları gerekiyordu. Bunu yapmak için Eris adında, Samanyolu’nda yıldız ve karanlık madde gibi nesnelerin hareketlerini taklit eden bir bilgisayar simülasyonunu kullandılar.

Eris’ten gelen bilgileri inceleyen ekip, karanlık maddeyle pek çok çeşitte ve metalisitede yıldızın özelliklerini karşılaştırdılar. Metalisite, bir yıldızın içindeki ağır, demir gibi, ve hafif metallerin oranıdır. Metallerin süpernova patlamaları ya da nötron yıldızlarının çarpışması sonucu oluşmasından dolayı araştırmacılar, yıldızın oluşumu sırasında bulunan ağır elementlere dayanarak bir yıldızın yaşını onun metalisitesi ile bulabilir. Samanyolu’nun zamanında birleştiği, içlerinde pek çok yıldız ve karanlık madde bulunduran küçük gökadaların içinde de az miktarda ağır metal olduğu biliniyor.

Simülasyonun çıktısında karanlık maddenin hızını gösteren kıvrımlar, az sayıda ağır metali içinde barındıran eski yıldızların hızını gösterenlerle neredeyse birebir aynıydı. Aslında geriye baktığımızda araştırmacıların eski yıldızlarla karanlık madde arasında kurduğu bu bağ çok da şaşırtıcı değil. Bay Necib ise bu konuda şunları söyledi:

‘’Karanlık madde ve bu eski yıldızlar aynı yerden ortaya çıktılar, aynı özelliklere sahipler.’’

Karanlık maddeyi algılamak için değişik bir yöntem

Yapılan eski yöntemlere nazaran, karanlık maddenin hızını simülasyon yardımıyla hesaplamak çok değişik bir yöntem. Geçtiğimiz on yıl içinde araştırmacılar, karanlık maddenin hızını ölçmek için Dünya’nın altında derinlere yerleştirilen xenon gibi yoğun maddelerden üretilen algılayıcıları kullandı. Bu sayede karanlık maddeyi oluşturan parçacıkların sıkışmış halde olan atomlara çarptırarak görülebilir bir titreşim yakalamayı umuyorlardı. Ancak, karanlık maddenin hızıyla birlikte kütlesi de deneyin başarılı olma şansını etkiliyordu. İşte bu yüzden gökbilimciler, karanlık maddenin hızını bulmak için büyük bir istekle uğraştı.

Eğer karanlık madde yavaş ve hafif ise, yoğun bir maddeyle görülebilir bir etkileşime girmesi için gereken miktarda kinetik enerjiye sahip olamayacaktı, bu sebeple de herhangi bir çarpışma algılanamayacaktı. Şimdilik bu düşünce doğruymuş gibi duruyor, zira  henüz araştırmacılar karanlık maddenin bu algılayıcılarla etkileşimde bulunduğunu gözlemleyemediler. Bayan Lisanti’nin de söylediği gibi, ‘’Şu ana kadar hiçbir şey gözlemleyemememizin sebebi, karanlık maddenin hız dağılımının tahminlerimizden farklı olması olabilir mi?’’

Konumunun çok zor bulunduğu ve görülmesinin imkansız olduğu göz önüne alındığında, bilgisayar simülasyonu kullanarak karanlık maddenin hızını ölçmek bize süratini ve başka niteliklerini keşfedebilmemiz için yeni kapılar açabilir. Fakat şimdilik, simülasyon sonuçları sadece kuramsal ve herhangi bir bilimsel kanıt teşkil etmiyor. Gökadamızın karanlık maddesinin hızıyla olan bağlantısı kurulmadan önce, daha fazla çalışma ile eski yıldızların hızlarının kesin bir şekilde belirlenmesi gerekiyor.

Bu bilgilerin kanıtlarla desteklenmesi ise beklediğimizden daha kısa sürede bile gerçekleşebilir. Avrupa Uzay Ajansı’nın Gaia uydusu milyarlarca yıldızdan bilgi toplamaya devam ediyor. Bulgularını paylaştığında ise bu kuramsal keşifler somut birer bilimsel kanıtlara dönüşebilir.

Astronomy.com sitesindeki makaleden çevrilmiştir.

Kaynak: http://www.astronomy.com/news/2018/02/ancient-stars-could-help-determine-dark-matters-velocity

Çeviri: Tolga Can Menekşe

Ay’ın Bir Zamanlar Atmosferi Vardı

Elde edilen yeni bilgiler, 3 veya 4 milyar yıl önce büyük yanardağ patlamalarından çıkan gazlarla; ve bu gazların Ay’ın yüzeyine çıkışı, uzaya sızmasından çok daha hızlı olmasıyla; Ay’ın atmosferinin oluştuğunu ortaya koydu. Bu çalışma Dünya ve Gezegen Bilim Dergisi’nde (Earth and Planetary Science Letters) yayımlandı.

Ay’a baktığımızda onun yüzeyinde; yüzeyini karartan volkanik karataşların – göktaşlarının çarpmasıyla oluşan – yüzeyindeki büyük havzaları kapladığını görürüz. Bu engin volkanik karataş denizi (Maria), Ay’ın hala sıcak olduğu zamanlarda yüzlerce kilometreyi bulan magma patlamalarıyla oluştu. Apollo’dan gelen örneklerin incelenmesiyle Ay’dan çıkan magmaların içinde karbon monoksit, su bileşenler, kükürt ve başka uçucu maddeler gibi pek çok gaz halinde bileşenler olduğu keşfedildi.

Bu yeni araştırmada, NASA’nın Marshall Uzay ve Havacılık Merkezi’nin Araştırma Görevlisi Dr. Debra H. Needham ve Ay ve Gezegenler Enstitüsü’nde Üst Düzey Personel Dr. David A. Kring, yanardağlardan çıkan gazların miktarını ölçtü ve bu gazların Ay’ın etrafında birikerek geçici bir atmosfer oluşturduğunu ortaya koydu. 3.5 milyar yıl önce, yanardağların en aktif olduğu zamanda, atmosferin en kalın halinde olduğu tahmin ediliyor, bununla birlikte uzaya saçılmadan önce atmosferin neredeyse 70 milyon yıl boyunca durduğu sanılıyor.

Fotoğrafta, Ay’ın Imbrium Havzası’nda bulunan yanardağların patlamasıyla çıkan gazların atmosferi oluşturması tasvir edilmiştir. Telif Hakkı: NASA MSFC

3.5 ve 3.8 milyar yıl önce; en büyük iki gaz atımı, lav denizinin Serenitatis ve Ibrium havzalarını doldurdu. Bu lav kıyılarını keşfedenler de Apollo 15 ve 17 görevlerinin astronotları oldu. Astronotların kıyılardan topladığı örnekler patlamaların olduğu zamanı belirlemede yardımcı olmakta kalmadı, yaşanan patlamalardan dolayı gaz çıkışlarının olduğunu da kanıtladı.

Ay hakkında edindiğimiz bu yeni bilgiler gelecekte yapılacak keşifler için aynı zamanda bir anahtar. Needham ve Kring’in araştırması, uçucu maddelerin Ay’ın kutuplarına yakın soğuk ve kalıcı karanlık bölgelerinde bulunan buz kaynaklarının içinde olduğuna işaret ediyor, bu da uzun süreli bir keşif için olan ihtiyaçları karşılayabilir. Buzlu kaynaklarda saklanan uçucular Ay’da (ve belki başka uzay keşifleri için) görev alacak astronotlar için yakıt ve hava kaynağı olabilir.

Yeni araştırma, Kring tarafından yönetilen ve NASA’nın Güneş Sistemi Keşif ve Araştırma Sanal Enstitüsü (Solar System Exploration Research Virtual Institute) tarafından desteklenen LPI-Johnson Uzay Merkezi Ay Bilimi ve Araştırmaları Merkezi’nden (Center for Lunar Science and Exploration) başlatıldı. Needham, Linux Uzmanlık Enstitüsü’nde (LPI) eski bir doktora sonrası araştırmacıdır.

Kaynak:

NASA Marshall Uzay ve Havacılık Merkezi , Ay ve Gezegenler Enstitüsü 

Referans:

Debra H. Needham, David A. Kring. Lunar volcanism produced a transient atmosphere around the ancient Moon. (Ay’daki yanardağ patlamaları Ay’da geçici atmosfer oluşturdu) Earth and Planetary Science Letters, 2017; 478: 175 DOI: 10.1016/j.epsl.2017.09.002

Ay ve Gezegenler Enstitüsü’nden alınmıştır. İçerik yazının uzunluğu ve anlaşılır olması için değiştirilmiş olabilir.

Makale Science Daily Sitesi’nden çevrilmiştir.

Çeviri: Tolga Can Menekşe

Zombi Yıldız; Patladı, Yılmadı, Bir Daha Patladı

Carnegie Mellon Üniversite’sinden Nick Konidaris ve Benjamin Shappee’nin de dahil olduğu uluslararası bir astronomi ekibi, 50 yıl içerisinde birden fazla patlama yaşanan bir yıldız keşfetti. Nature dergisinde yayımlanan bu keşif, yıldızların ölümü hakkındaki mevcut bilgilerimizle tamamen çelişmekte. Konidaris’in yaptığı cihaz da, bu olgunun incelenmesiyle ilgili tam burada hayati bir rol oynamıştır.

2014 Eylül’ünde Caltech ‘’Palomar Transient Factory’’ den bir grup astronom, gökyüzünde yeni bir patlama tespit etti: iPTF14hls.

Patlama sonucu ortaya çıkan ışık, patlamada saçılan maddelerin bileşimini ve hızını anlamak maksadıyla incelendi.

İnceleme sonucunda, bunun bir Tip IIp süpernova patlaması olduğu belirlendi. Keşifle ilgili her şey sıradan görünüyordu. Ta ki, birkaç ay sonra süpernova tekrar parıldamaya başlayana kadar.

Yıldızın, Palomar Rasathanesi Gök Araştırmaları tarafından 1954’deki patlamasında çekilen fotoğrafı (solda), 1993’deki çekilen 2. fotoğrafı (sağda). Süpernovalar genellikle birkaç ay süren bir parıldamanın ardından söner ancak iPTF14hls patlamayı 60 yıl civarı bir süre içerisinde 2 sefer patlama yaşadı. Arcavi et al. 2017, Nature. POSS/DSS/LCO/S. Wilkinson.

2-P tipi süpernovalar genellikle 100 gün kadar ışıldar. Ancak  iPTF14hls 600 günden fazla ışık saçmaya devam etti. Dahası, arşiv verileri, 1954’de tam da aynı noktada bir patlamanın daha olduğunu ortaya koydu.

Yarım asırdan daha uzun bir süre önce patlamış olan bu yıldızın, her nasılsa varlığını sürdürdüğü ve 2014’te tekrar patladığı anlaşıldı.

Kaliforniya Üniversitesi (Santa Barbara) ve Las Cumbres Rasathanesi başyazarı Iair Arcavi: “Bu patlama, süpernovaların nasıl gerçekleştiğine ilişkin bildiğimizi sandığımız her şeyi alt üst etmektedir.”

Konidaris tarafından yapılan bir cihaz, üç yılda beş kere sönüp-parlayan iPTF14hls’in yaydığı ışığı analiz etmede kilit noktasıydı.

SED Makinesi olarak isimlendirilen Konidaris’in cihazı, süpernovaları ve kısa ömürlü astronomik olayları hızlı bir şekilde sınıflandırma kapasitesine sahip. Konidaris ve Caltech’deki meslektaşlarının cihazı ilk yaptıkları dönemde, uzaydaki bu türden sözde geçici nesneleri sınıflandırmada yeni bir bakış açısı büyük bir ihtiyaçtı.

iPTF14hls iki yılda beşten fazla kez parlaklaştı ve tekrardan söndü. Bu daha önce hiç görülmemiş bir durum. Arcavi et al. 2017, Nature. LCO/S. Wilkinson.

Yıldız patlamaları, astronomlara evrenimizi oluşturan maddelerin kökenini anlamaları için çok büyük bir imkan sunuyor. Kim bilir, belki de Güneş Sistemi’mizin oluşmasını da bir süpernova patlaması tetiklemiştir.

Konidaris’e göre: “Ancak, çok da uzun olmayan bir süre evvel, kısa ömürlü göksel olguları tanımlamak; sınıflandırmak ve bize öğretebileceklerini belirlemekten daha kısa sürerdi. İşte tam da bu yüzden SED’i yaptık ancak bu tuhaf ‘zombi yıldız’ı incelememize olanak sağlayacağını hiç beklemedim.”

Gözlem Müdürü John Mulchaey de “Nick’in keşifteki rolü bize sahip olunan enstrümanların varlığının önemini gösterdi. Bu da çoğu üniversitede gitgide nadir görünen türden bir değer.” şeklinde eklemede bulundu.

Kaynak: www.phys.org

Yayın: Nature Journal

Çeviri: Ertuğrul Ceylan

Kütleçekimsel Dalgaların Bize Armağanı: Çarpışan Nötron Yıldızları

Dünya genelindeki bilim insanları ilk kez 130 milyon ışık yılı uzaklığındaki iki nötron yıldızının çarpışmasını fotoğraflamayı başardı. Bu olay “GW170817” olarak adlandırıldı.

Ve bunun tamamı, olayı saptayan ve gözlemevlerini nereyi incelemeleri gerektiği ile ilgili uyaran kütle çekimsel dalga astronomisi sayesinde oldu. Böylelikle bunu, ilk eş zamanlı optiksel ve kütleçekimsel dalga gözlemi olarak ilkler listesine ekleyebiliriz.

Parti verebilir miyiz? Hadi verelim!

Şakayı bir yana bırakırsak, bu gerçekten muhteşem bir şey. Daha önce hiçbir zaman kütleçekimsel dalgaların nereden geldiğini ya da bu dalgaların sebep olduğu olayları saptayamamıştık. Ve bu, tüm zamanların yalnızca beşinci kütleçekimsel buluşu.

Önceki dört buluş, bir büyük kara delik oluşturmak için bir araya gelen ikili kara delik sistemlerindeki çarpışmadan (ya da birleşmeden) elde edilmişti. Onları göremememizin iki ana sebebi vardı.

Bunlardan ilki, bu yılın başlarına kadar sadece iki saptayıcımızın olmasıydı –LIGO’nun (Lazer İnterferometre Kütle Çekim Dalga Gözlemevi) Louisiana, Livingston’daki ve Washington, Hanford’daki interferometreleri (çatışma ölçeği). Bu da ilk üç olayın gökyüzünün sadece çok geniş bir kısmında saptanabileceği anlamına geliyordu.

Üçüncü bir saptayıcının eklenmesi, ki bu da İtalya’daki Virgo’nun interferometresi, daha birkaç hafta önceki dördüncü kütleçekimsel dalga olayında lokasyon kesinliğini 10 civarında bir faktör olarak geliştirdi.

Diğer sebep ise kara deliklerin doğaları gereği görünmez olmalarıydı. Kara delikler bütün ışığı emdiklerinden onların varlığını yalnızca etraflarındaki uzaydaki değişimlere bakarak anlayabiliriz. Öte yandan, nötron yıldızları oldukça görülebilirdir haliyle aralarındaki çarpışma heyecanla beklenen bir şeydi.

Bu bir dizi yeni gözlemi yapmak için 70 civarında yeryüzü ve uzaya bağlı gözlemevi, merceksel galaksi NGC 4993’ün hemen bitişiğindeki Su yılanı takımyıldızını araştıran Virgo ve LIGO’ya katıldı.

İlk saptayıcı 17 Ağustos’ta EDT saat dilimine göre 08.41’de ötmeye başladı.

Sonrasında, yaklaşık 1.7 saniye sonra  iki uzaya dayalı gözlemevi, NASA’nın Fermi Gama Işını Uzay Teleskobu ve ESA’nın Uluslararası Gama Işını Astrofizik Laboratuvarı, gökyüzünün aynı alanından yoğun bir gama ışını patlaması –evrendeki en parlak ve en enerjik olayları- algıladı.

“Cırıltı” da farklıydı tabi. Bunlar ses verisine dönüştürülen şeylerdir ve kara delik çarpışmaları için sadece saniyenin kesirleri kadar sürerler. GW170817’de cırıltı 100 saniye civarında sürdü.

Bu bir tesadüf değildi ve dünya genelindeki astronomlar teleskoplarını Suyılanı’ya yöneltmek için çılgınca atıldılar.

LIGO’nun sözcüsü David Shoemaker ,“Bize hemen öyle göründü ki, kaynağın görmeyi umduğumuz bir diğer kaynak olan nötron yıldızları olması olasıydı ve Dünya’ya göreceğimizin sinyallerini veriyordu.” dedi.

Nötron yıldızları, bir süper kütleli yıldızın yaşam döngüsünün sonunda meydana gelebilecek şeylerden biridir.

Çekirdek, protonları ve elektronları nötron ve nötrinolara sıkıştırarak çöker. Nötrinolar kaçar fakat nötronlar sadece 10-20 kilometre arasında (6-12 mil) bir çapta çekirdeğin içine inanılmaz derecede yoğun olarak doluşurlar.

Eğer çekirdeğin ağırlığı üç yıldız kütlesinden daha azsa, bu yoğunluğun baskısı nötron yıldızını destekler. Eğer çekirdek daha büyükse, çekirdek bir karadeliğin içine çöker.

GW170817’deki iki nötron yıldızı yaklaşık 1.1 ve 1.6 yıldız kütlesi arasındaydı ve hızlandıkça etraflarındaki uzay zamanını çarpıtarak ve evrene dalgacıklar göndererek yaklaşık 300 kilometrelik mesafeden daralan sarmal bir şekilde birbirlerini yörüngelerine alıyorlardı.

Onları gözlemlediğimiz uzaklıktan bakıldığında son çarpışma aşırı derecede parlaktı, gama ışınlarından yoğun bir “ateş topu” yayıyordu. Bunu aşağıdaki videoda görebilirsiniz. Büyük parlak nokta, NGC 4993 galaksisinin merkezinde. Hemen yukarısına ve soluna bakın, GW170817’yi görebilirsiniz.

Kesinlikle inanılmaz değil mi? Bu iki nötron yıldızının arasındaki çarpışma Güneş’ten çok da büyük değil ve 130 milyon ışık yılı uzaklıktaki bu olayı bizzat kendi gözlerinizle görüyorsunuz.

Fakat durum gittikçe iyi bir hal alıyor. Gama ışını patlamasından bahsettiğimizi hatırlıyor musunuz?

NASA’nın Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nin Fermi Projesi’nin bilim kadını Julie McEnery, “On yıllardır kısa gama ışını patlamalarının gücünü nötron yıldızı birleşmelerinden aldığından şüpheleniyorduk.” dedi.

“Şimdi bu olay için LIGO ve Virgo’dan gelen inanılmaz veri ile cevaba sahibiz. Kütleçekimsel dalgalar bize birleşen objelerin nötron yıldızlarıyla tutarlı kütleleri olduğunu ve gama ışınlarının ışıltısı da bize objelerin büyük olasılıkla karadelikler olmadığını çünkü bir karadelik çarpışmasının ışık yaymasının beklenmediğini söylüyor.”

Ve bütün bunlar bir kez daha Einstein’ın haklı olduğunu kanıtlıyor.

”Bu… kütleçekimsel dalgaların ışık hızıyla neredeyse aynı hızda -10.000 trilyonda birlik bir farklılıkta- olduğunu gösterip,  Einstein’ın 1915’teki öngörüsünü destekliyor.” diyor Melbourne Üniversitesi’nden Andrew Melatos.

Önümüzdeki haftalar ve aylarda da gözlemevleri kilonova hakkında daha fazla şey keşfetmek için çarpışmanın gözlemlerini yapmaya devam edecek. Ki bu da çarpışmadan geriye kalan maddeler hala parlıyorken ve uzaya püskürmeye devam ediyorken gerçekleşecek.

Dünya genelindeki gözlemevleri ve enstitüler aynı zamanda bu olay hakkında raporlar yayınlıyor olacaklar. Bu olayın daha keşfedilmeyi bekleyen birçok yönü var.

Shoemaker, “Nötron yıldızları ve ürettikleri salınımlar hakkındaki derin çalışmaların detaylandırılmış modellerinden alınan bilgiye göre, genel izafiyet gibi daha temel fizik konuları için bu olay son derece zengin bir kaynak.” dedi.

“Bu bizlere bir şeyler bahşetmeye devam edecek olan bir hediye.”

Daha fazlasını aşağıdaki Veritasium videosunda bulabilirsiniz:

LIGO-Virgo sonuçları “Physical Review Letters” gazetesinde yayınlandı.

Kaynak: Science Alert 

Çeviri: Elif Hazal Bilmiş

Karanlık Madde Gizemine Yeni Bir Yaklaşım Daha: İlkel Karadelikler, Karanlık Madde’yi Oluşturuyor olabilirler mi?

Sağda, NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu tarafından alınmış ham bir veri görüyorsunuz. Solda ise, tüm bilinen gök cisimleri haritadan çıkarıldıktan sonra bilinmeyen kaynaklardan gelen ışımaları görüyorsunuz. Bu ışımaların çoğunun Kozmik Arkaplan Işıması olduğu düşünülse de, eğer Kashinsky’nin hipotezi doğru ise, bu ışımalar karanlık maddeyi var eden kara deliklerden geliyor olabilir. [Fotoğraflar, halka açık veri, NASA]

Karanlık Madde, günümüz astrofiziğindeki en büyük sırlardan bir tanesidir. Gök adaların dönüş hızlarının yavaşlamasına engel olmasının yanı sıra, galaksiler arası büyük boşluklarda da bulunduğu düşünülen bu yapının tam olarak ne olduğu hala gizemini koruyan sorulardan bir tanesidir. Genellikle biz insanlar, bilmediğimiz ve bize bilinmez gelen kavramlara “karanlık” sıfatını vermeyi çok severiz. Fakat Karanlık Madde tam anlamıyla karanlık da değildir. Etrafta ışık da dâhil olmak üzere hiçbir şey ile etkileşmez, yalnızca bölgede bir miktar kütle yoğunluğu olduğunu görürüz. Yani bir tahterevallidesiniz; elinizdeki fener yardımıyla karşınızda kimsenin oturmadığından eminsiniz ancak yine de tahterevalli sizi yukarı doğru kaldırıyor.

Karanlık Madde üzerine ortaya atılmış pek çok görüş bulunmaktadır. Takdir edersiniz ki farklı konularda uzman olan fizikçiler, bu fenomeni incelerken, kendi alanları doğrultusunda olaylara bakıyorlar. Gezegen bilimciler, Karanlık Madde’nin, ışık gelmediği için aydınlanamamış sönük yıldızlar yahut dev gezegenler olduklarını iddia ettiler. Kozmologlar, Yüksek Enerji Teleskoplarından gelen verileri analiz etmek ile meşguller. Parçacık fizikçiler ise, bu kütle yoğunluğuna sebep olacak “Steril Nötrino” adı verilen yapıların bulunduğunu düşünmekteler. Steril Nötrino arayışlarında bulunan gök fizikçileri arasında Esra Bülbül adında bir bilim insanı da bulunmakta. Bülbül, Harvard Üniversitesi bünyesinde, Chandra X-Işını teleskopundan gelen veriler üzerinden Steril Nötrino’larınkine benzer yapılar bulmaya çalışmaktadır. Ayrıca, bütün bunların dışında “Karanlık madde diye bir şey yok, kütleyi ve matematiği algılayış biçimimiz doğru değil, kütle denklemlerini yeniden yazmalıyız.” Diyen ve alternatif eşitlikler üretmeye çalışan kuramsal fizikçiler bile var. Yakın zamanlarda NASA’nın Goddard Uzay Merkezi’nde çalışan astrofizikçi Alexander Kashinsky tarafından yayımlanan bir makale, yukarıda bahedilen hipotezlerin hepsine ek olarak, yeni bir öneri daha sunmaktadır.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu’ndan alınan kızılötesi veriler üzerinden hesaplamalar yapan bilim insanları, karanlık olarak görülen kısımlarda parlak yapılar keşfettiler. Kozmik Arka Plan Işıması*na ait olduğu düşünülen bu dağılıma daha sonrasında, aynı bölgeye farklı dalga boylarında yapılan gözlemler eklendiğinde, bu parlak yapıların; Kozmik Arka Plan Işıması’nda olduğu gibi düzenli dağılmadığı, belirli bölgelerin çok çok daha yoğun olduğu fark edildi.

LIGO Araştırmacıları, birbiri etrafında dönen iki kara delikten oluşan kütle çekimsel dalgaları ilk defa 14 Eylülde ölçmeyi başardılar. Alexander Kashinsky de, elde edilen verilerin o bahsedilen kara deliklerden değil de, karanlık maddenin yoğun olarak bulunduğu bir bölgeden gelmesi durumunda neler olacağını incelemeye ve hesaplamaya koyuldu. Hesaplamalara göre karanlık maddenin bulunduğu bölgelerde eğer kara delikler var ise, karanlık madde temelli sorunların hemen hemen tamamı çözülmüş olacak. “Eğer ortaya koyduklarım doğrulanır ise, gök adamızın etrafını ilkel kara delikler sarmış durumda ve etrafında dönüyorlar.” Diye açıklıyor Kashinsky. Kara delikler içlerine madde çektiklerinde, bu maddeler o kadar hızlanır ki etrafa X-Işıması yaparlar. Bu ışımalara Kızılötesi dalga boylarında ışıma yapan kara delikler de eklendiğinde dolaylı yoldan kara delik gözlemiş oluruz. İşte bu bahsedilen iki tür ışımaya da karanlık maddenin yoğun olduğu iddia edilen yerlerde rastlanmakta.

Teoride mantıklı gözükse de, henüz elimizde herhangi bir delil bulunmamakta. Fakat LIGO’ya ait Mişelson İnterferometrelerinde gözlenecek yeni Kütle Çekimsel Dalga tespitleri, bizlere evrenin farklı yerlerinde henüz keşfetmediğimiz kara delikleri gösterebilir. Kara delik hipotezini, bu deneyler ve gözlemler doğrulayacak. Ünlü fizikçi Richard Feynman’ın da dediği gibi: “Bilgiyi sınamanın tek yolu deneydir, deney; bilimsel gerçeğin tek hâkimidir.”

*: Kozmik Mikrodalga ışıması, evrenin her bir yanını doldurmuş olan bir tür ışımadır ve Mikrodalga dalga boyunda görülür. Her yerden aynı anda geldiği için Büyük Patlama’nın en büyük kanıtı olarak görülen bu ışımayı kendi evinizde uydu bağlantısı olmayan bir televizyonu açıp gri renk karıncalanmalara bakarak da gözlemleyebilirsiniz.

KAYNAKLAR:

İlgili Makaleler:

http://iopscience.iop.org/article/10.3847/2041-8205/823/2/L25

http://arxiv.org/abs/1402.2301

İlgili NASA Açıklamaları:

http://www.nasa.gov/feature/goddard/2016/nasa-scientist-suggests-possible-link-between-primordial-black-holes-and-dark-matter

http://www.nasa.gov/topics/universe/features/abundant-black-holes.html

İlgili Space.org Haberi:

http://www.space.com/33122-dark-matter-black-hole-connection.html

Bu yazı Bilim ve Teknik Dergisi Kasım 2016 sayısında yayımlanmıştır

Yazan: Özgür Can Özüdoğru

Türk Bilim İnsanları İlk Kez Bir Ötegezegen Keşfetti!

Ankara ve Ege Üniversitesi’nden dört bilim insanı Rus ve Japon bilim insanlarıyla ortak yürüttükleri 10 yıllık bir çalışmanın sonunda, 212 ışık yılı uzaklıkta Jüpiter’in 1.5 katı  çapa sahip olan bir ötegezegen keşfettiklerini duyurdular. Bu keşif, Türk bilim tarihinde  keşfedilen ilk ötegezegen oldu.  Ankara Üniversitesi’nden Mesut Yılmaz’ın baş yazar olduğu makalede, Ege Üniversitesi Uzay Bilimleri Bölümünden Varol Keskin, Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünden Selim Osman Selam ve doktora öğrencisi İbrahim Özavcı da bulunuyor.

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nde yer alan 1.5 metre çaplı Rus-Türk teleskobu ile Japonya Okayama Gözlemevi’nde bulunan bir teleskop kullanıldı. TÜBİTAK tarafından desteklenen bu çalışmada yapılan analizlerin sonucunda gözlenen bu yıldızın hareketindeki değişimi incelediklerinde, kaynağın Jüpiter’e çok benzeyen bir gezegen olduğu ortaya çıktı. Jüpiter’den 1.5 kat daha büyük boyutlara sahip olan bu gezegen, yıldızı etrafındaki turunu neredeyse 365 günlük bir sürede  tamamlıyor. Yıldızına olan uzaklığı ise 1 astronomik birim( Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığa verilen isim, 149,5 milyon km).

Mesut Yılmaz, 212 ışık yılı uzaklıkta bulunan  bu gezegene “Türk” ismini koymak istediklerini, bununla ilgili bir oylama yapabileceklerini belirtti. “Bildiğim kadarıyla Japonya, ABD, Fransa ve Kanada, keşfettikleri ilk gezegene bir isim verdiler. Bizde de neden olmasın? “Benim “Türk”, “Türk1” ve “Atatürk” isimleri aklımda geçti.” ifadelerini kullandı.

Kaynak:

1- http://aa.com.tr/tr/vg/video-galeri/turk-bilim-insanlari-ilk-kez-bir-gezegen-kesfetti

2-  http://www.ntv.com.tr/teknoloji/turk-bilim-insanlari-ilk-kez-bir-gezegen-kesfetti,OESjCo-Jr0S8Cx2Epp0qEQ

Yazan: İlkcan Erdem

Astronomlar Bilinen En Küçük Yıldızı Keşfetti !

Cambridge Üniversitesi’nde görevli astronomlar tarafından ölçülen en küçük yıldız keşfedildi. Boyut olarak Satürn’den çok az bir farkı bulunsa da, kütleçekimsel kuvveti Dünya’daki bir insanın hissetiği kuvvetten 300 kat daha güçlüdür.

Bu yıldız muhtemelen yıldızların oluşabileceği bir büyüklükte çünkü Hidrojen’i Helyum’a dönüştürecek nükleer füzyon için yeterli kütleye sahip. Eğer birazcık daha küçük olsaydı yıldızın merkezindeki basınç bu süreci devam ettirmeye yeterli olmayacaktı. Hidrojen füzyonu aynı zamanda Güneş’in ışıma gücünü sağlayan bir olaydır ve biz bu mekanizmayı Dünya’da bir enerji kaynağı olarak da kullanmaktayız.

Bu küçük yıldızlar Trappist-1gibi Dünya benzeri gezegenlerin olduğu yıldız sistemlerinin tespiti için de en iyi adaylardan biri.

 EBLM J0555-57Abolarak adlandırılan bu yıldızın Dünya’dan 600 ışık yılı uzaklıkta yer aldığı  tespit edildi.  Çift yıldız sisteminin bir parçası olan yıldız kendisinden daha büyük olan ”arkadaşının” önünden geçerken tespit edildi, ki bu method normalde yıldızların değil gezegenlerin tespitinde kullanılmaktadır. (Bkz: Kütleçekimsel Mercekleme Yöntemi) Bu konunun detayları Astronomy&Astrophysics  isimli dergide yayınlanacak.

Cambridge Cavendish Laboratuvarı ve Astronomi Enstitüsü‘nde yüksek lisans yapan ve çalışmanın baş yazarı olan Alexander Boetticher ”Bu çalışma bize yıldızların ne kadar küçük olabileceğini gösterdi” dedi ve ekledi: Bu yıldızın kütlesi biraz daha düşük olsaydı, çekirdeğindeki hidrojen füzyon reaksiyonu gerçekleşemezdi ve yıldız bunun yerine kahverengi bir cüce haline dönüşürdü.

EBLM J0555-57Ab, gezegen bulma projesi olan ve  Keele, Warwick, Leicester and St Andrews Üniversiteleri‘nce yürütülen WASP isimli çalışma ile keşfedildi.  EBLM J0555-57Ab, arkadaşı olan yıldızın önünden geçerken (çift yıldız tutulması) tespit edildi. Ana yıldız bu geçişte periyodik olarak karardı, ki bu onun yörüngesinde olan bir yıldızın imzasıydı. Bu olay sayesinde astronomlar cisimlerin kütleleri ve boyutlarını ölçebilmektedir, bu olayda ölçtükleri cisim küçük bir yıldızdı. EBLM J0555-57Ab’in kütlesi , CORALIE spektrografisinin verilerini kullanarak, Doppler, wobble yöntemi ile ölçüldü.

Von Boetticher: ”Bu yıldız,  bilinen diğer birçok gaz devi olan ötegezegenden daha ufak ve daha soğuk. Yıldızlararası fiziğin en etkileyici yanlarından biri, bu tür küçük yıldızların kütlesini ölçmek diğer büyük gezegenlere göre daha zordur. Neyse ki ötegezegen araştırmalarımızda bu tars çift yıldız sitemlerinde böyle küçük yıldızları keşfedebiliyoruz. Şaşırtıcı gelebilir ama yıldız bulmak bizi gezegen bulmaktan daha çok zorluyor” dedi.

Bu yeni ölçülen yıldız, TRAPPIST-1 için mevcut tahminle karşılaştırılabilir bir kütleye sahiptir; ancak, yarıçapı yaklaşık% 30 daha küçüktür. Cambridge Astronomi Enstitüsü^nün kıdemli araştırmacısı olan yazar Amaury Triaud, ”En küçük yıldızlar, Dünya benzeri gezegenlerin keşfi için en uygun koşulları sağlıyor. Bir ötegezegeni anlamak için önce yıldızını anlamak gerek, bu en temel şeylerden biri “diyor.

Evrende  çok sayıda yıldız olmasına rağmen, Güneş’in % 20’sinden daha küçük boyutta ve kütlede olan yıldızlar, düşük boyutları ve parlaklıkları nedeniyle algılanmaları zor olduğundan çok net anlaşılamamıştır. Bu çalışmada yıldızların anlaşılmasında kullanılan EBLM projesi bu bilginin açığa çıkarılmasını hedefliyor. Cambridge’in Cavendish Laboratuvarı’nın ortak yazarı Prof. Didier Queloz, “EBLM projesi sayesinde var olan yaygın yıldızların çevresindeki gezegenlerin , TRAPPIST-1’in etrafında dönen gezegenleri anladığımız gibi  anlayacağız” dedi.

Kaynak: https://phys.org/news/2017-07-smallest-ever-star-astronomers.html

İleri Okuma:Alexander von Boetticher et al. ‘A Saturn-size low-mass star at the hydrogen-burning limit.’ Astronomy & Astrophysics (2017). arXiv:  arxiv.org/abs/1706.08781

Çeviri: İlkcan Erdem

Birbirlerinin yörüngesinde bulunan iki kara delik keşfedildi

On yıldan fazla süren araştırmalar sonucunda New Mexico Üniversitesi’nden astronomlar iki çok büyük kütleli kara deliğin birbirleri etrafındaki yörüngesel hareketini gözlemlemeyi başardı.

New Mexico Üniversitesi’nde Fizik ve Astronomi bölümü yüksek lisans öğrencisi olan Karishma Bansal’ın The Astrophysical Journal isimli dergide New Mexico Üniversitesi’nde profesör olan Greg Taylor ile birlikte yayınladığı “Constraining the Orbit of the Supermassive Black Hole Binary 0402+379” isimli makale 12 yıllık bir çalışmanın sonucu yazıldı.

Teoride böyle bir olayın yaşanması gerektiğini bildiklerini ancak kimsenin daha önce böyle bir şey gözlemleyemediğini söyleyen Greg Taylor, uzun bir süredir iki galaksinin birleşmesi sonucu birbiri etrafında yörüngeye girmiş iki çok büyük kütleli kara delik aradıklarını söylüyor.

2016’nın başlarında LIGO (Lazer İnterferometre Kütleçekim Dalga Gözlemevi) projesinde çalışan, içinde New Mexico Üniversitesi mezunlarının da bulunduğu uluslararası bir takım kütleçekim dalgalarını gözlemlemeyi başardılar. Böylece Albert Einstein’ın 100 yıl önce öne sürdüğü tahmin doğrulanmış oldu. Gözlemlenen bu kütleçekim dalgaları iki yıldızsal kara deliğin (~30 güneş kütlesi) çarpışması sonucu oluşup yaklaşık 1.5 milyar ışık yılı yol aldıktan sonra Dünya’ya ulaştılar. Yapılan bu yeni araştırmada LIGO’dan edinilen bilgilerin de yardımıyla bilim insanları çok büyük kütleli kara deliklerin ne sebeple birleştiğini öğrenmeye çalışıyorlar  bu sayede galaksilerin evrimi ve bu kara deliklerin galaksi evrimine katkısı hakkında daha çok bilgi sahibi olacaklar.

Amerika Birleşik Devletleri boyunca yayılmış 10 radyo teleskobundan oluşan ve Socorro, New Mexico’dan kontrol edilen Very Long Baseline Array (VLBA) radyo teleskobunu kullanarak araştırmacılar bu çok büyük kütleli kara delikler tarafından yayılan radyo sinyallerini birden fazla frekansta inceleme imkanı buldular. Belirli bir süre zarfında radyo dalgaları ile gözlem yaparak bu kara deliklerin yörüngesini grafiğe dökmeyi başardılar böylece bu kara deliklerin birbirleri etrafında yörüngede olduklarını doğruladılar.

Merkezinde resimde C1 ve C2 olarak gösterilmiş iki çok büyük kütleli kara delik bulunduran 0402+379 radyo galaksisinin VLBA tarafından 15 GHz frekansında oluşturulmuş haritası.

Karishma Bansal araştırmasından bahsederken bu kara deliklerin toplam kütlesinin Güneş’in kütlesinin 15 Milyar katı olduğunu ve yörünge periyotlarının 24.000 yıl olduğunu ve bu kara delikler ile 0402+379 radyo galaksisinin birbirlerinden 750 milyon ışık yılı uzaklıkta olduğunu söylüyor. Aşırı derecede büyük bir uzaklık ancak bilim insanlarına göre kara deliklerin Dünya’ya ve birbirlerine olan uzaklığı böyle bir gözlem yapabilmek için olabilecek en iyi değerler arasında.

0402+379 radyo galaksisinin VLBA tarafından 15 GHz frekansta çekilmiş sahte renk görüntüsü. Görselde kara deliklerin etrafında toplanma diskleri ve kutuplarından çıkan ikiz jetler görülüyor.

Bu denli uzak cisimlerin birbirlerine göre olan hareketlerini inceleyebilmek için çok yüksek çözünürlükte gözlem yapmak gerekiyor. Stanford’da fizik profesörü olan Roger W. Romani  bu araştırmadaki gözlemin çözünürlüğünü (mikroarksaniye / yıl) göz önünde canlandırmak için şu şekilde açıklıyor:

Proxima Centauri sistemindeki bir gezegende (4.243 ışık yılı uzaklıkta) saniyede 1 cm hızla ilerleyen bir salyangozun hareketini ayırt edebilecek bir çözünürlükte gözlem yapıyoruz.

Elde edilen bilgiler sayesinde tıpkı ikili yıldız sistemlerini inceleyerek yıldızlar hakkında bir çok bilgi öğrenebildiğimiz gibi benzer teknikler kullanarak çok büyük kütleli kara delikler ve içlerinde bulundukları galaksiler hakkında da bir çok şey öğrenebileceğiz.

Bu araştırmanın en önemli yanlarından biri bizi oldukça yakından ilgilendiriyor olması. Bizim de içinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’nin milyarlarca yıl sonra Andromeda Galaksisi ile çarpışacak ve bu iki galaksi de merkezlerinde birer çok büyük kütleli kara delik barındırıyor. Yani aslında bu araştırmada gözlemlenen olay milyarlarca yıl sonra bizim galaksimizde de gerçekleşebilir.

Kara delikler etraflarındaki yıldızlar üstünde ve dolayısıyla içlerinde bulundukları galaksilerin büyümesi ve evrimleşmesinde oldukça etkin rol oynadığı için onlar hakkında bilgi sahibi olmak evreni daha iyi anlayabilmek için oldukça önemli.

Karishma Bansal’ın söylediğine göre kara deliklerin kesin yörüngesini doğrulamak 3-4 yıl daha sürecek, bu esnada araştırmacılar çalışmalarının diğer astronomlara teşvik edici nitelik taşımasını umuyor.

Kaynak

Çeviri: Alper Karasuer

NASA İlk Gerçek Kayan Yıldızı Keşfetti!

Güzel bir şansa ihtiyacınız olduğu zaman baktığınız “kayan yıldızlar” aslında sadece meteor, ama ilk defa NASA’daki uzmanlar gerçekten yıldız olan bir kayan yıldızı belirlediler. Bu yıldızın ismi Mira ve aynı bizim kayan yıldız diye adlandırdığımız meteorlar gibi uzun, parlayan bir kuyruğa sahip. NASA’ya göre bu yıldız arkasına daha sonradan yeni yıldızların ve gezegenlerin (belki de yaşam barındıracak gezegenler) oluşmasını sağlayacak materyaller dökerek ilerliyor.

NASA’nın teleskopları mor ötesi ışık kullanarak ilk kez Mira’nın kendine has kuyruğunu yakaladılar. Bu kuyruk bizim kayan yıldız diye adlandırdığımız gök cisimlerinin kuyruklarının aksine sadece anlık bir parlama yapıp sönmüyor. 13 ışık yılı uzunluğundaki kuyruk, Mira saate 468,000 kilometre hızla Samanyolu’nda giderken arkasında bıraktığı hidrojen gazı bulutları ve tozdan oluşuyor. NASA’nın söylediğine göre astronomlar bu fotoğrafı ilk gördüklerinde adeta şok oldular çünkü Mira üzerinde 400 yıldan uzun bir süredir çalışılmasına rağmen böyle bir şey daha önce hiç belgelenmemişti.

NASA, bu yıldızın aslında son 30,000 yıldır 3,000 Dünya ya da 6 Jüpiter büyüklüğünde gezegenin içini doldurabilecek kadar materyal saçtığını belirtti ama Mira’dan artakalanlarla ilgili bir endişe duymamıza gerek yok çünkü Mira Dünya’mıza 350 ışık yılı uzaklıkta ve Balina Takımyıldızı’nın bir parçası.

Yani eğer Mira bizim bildiğimiz kayan yıldızlardan değilse, diğerleri ne oluyor? Onlar meteor yani, yeterince şanssızsak atmosferimize çarpacak uzaydaki kaya yığınları; bu bir kere oldu mu yeryüzüne doğru inanılmaz bir hızla gelmeye başlarlar ve yüzlerce kilometre öteden bile görülebilecek şekilde etraflarındaki havanın parlamasını sağlarlar. Yani gerçek kayan yıldızlar bize yüzlerce ışık yılı uzaklıktayken bizim yıldız kayması diye isimlendirdiğimiz olaylar atmosferimizin içinde oluyor.

Mira öyle sıradan bir yıldız değil; o bir kırmızı dev. Bir yıldızın kırmızı deve dönüşmesi onun ömrünün sonlarına yaklaştığının bir işaretidir. Bizim Güneşimiz de 5 milyar yıl sonra bir kırmızı deve dönüşecek ama bir yıldızın yaşam süresini ele aldığımız zaman ömrünün son günleri demek, diyelim ki 11 milyar yıllık ömrünün sonları demektir yani yaşamak için gayet uzun bir süre. NASA Mira’dan çok da uzak olmayan başka bir gök cismi daha belirledi. Bu gök cisminin ismi Mira B ve bunun bir beyaz cüce olduğu düşünülüyor. Bir kırmızı dev, çekirdeğine kadar bütün yakıtını bitirdiğinde beyaz cüceye dönüşür ve beyaz cüceler oldukça yoğundurlar. National Geographic bir çay kaşığı kadar beyaz cücenin maddesinin dünya üzerinde bir fil kadar yani 5.5 ton ağırlığında olacağını belirtti. NASA ise Mira ve Mira B’nin birbirlerinin etrafında döndüklerini ve bir turlarını 500 yılda tamamladıklarını belirtti.

Mira Dünya’ya 350 ışık yılı uzaklıkta Cetus Takımyıldızı’nda -diğer adı Balina Takımyıldızı- yer alıyor. Şans eseri Mira ve onun balina kuyruğu Balina Takımyıldızı’nın kuyruğunda bulunabilir. Resim: NASA/JPL-Caltech

Kaynakça: https://curiosity.com/topics/nasa-has-found-the-first-legit-shooting-star-curiosity/

Çeviri: Ege Özkoç

Jüpiter’in İki Yeni Uydusu Keşfedildi!

Jüpiter’in kendisi yeterince etkileyici değilmiş gibi, bu gaz devinin zaten uzun olan uydu listesine iki uydu daha eklendi.

PlanetX’i arayış sürecinde  DTM personeli, bilim insanı Scott Sheppard, Hawaii Üniversitesi’nden David Tholen ve Kuzey Arizona Üniversitesi’nden Chadwick Trujillo teleskoplarını Jüpiter’e doğru çevirmeye karar verdiler. Bu sayede hem Jüpiter’i ön tarafından inceleyebilecek, hem de arka tarafından PlanetX çalışmalarını sürdürebileceklerdi.

Bu gözlemleri yaparken  S/2016 J1  ve S/2017 J1 adını verdikleri, biri Jüpiter’den 21 milyon diğeri 24 milyon km uzaklıkta olan  iki yeni uyduya ek olarak  birçok ”kayıp” uydu keşfettiler. Sheppard’ın ekibinin bulduğu uyduların birkaçı 2003’te keşfedilmelerine rağmen, astronomların elinde uyduların tam yörüngelerini tespit etmek için yeterli bilgi bulunmuyordu ve uydular Jüpiter’in yörüngesinde dolanırken astronomlar onları ”kaybettiler”. Bazı uydular tekrar bulunmuş olsalar da, 2016’nın başından beri 14 tanesi hala kayıp.

*S/2016 J1 ve S/2017 J1’in astronomlar tarafından kaydedilmiş görüntüleri

Gözlemlerine devam ederken, Sheppard ve ekibi 2003’teki verilerine 2016-2017 arasındaki verileri de eklediler ve bu kayıp uydulardan beş tanesini daha buldular. İleriki yıllarda da gözlemlerine devam edecek olan ekip geri kalan uyduları bulmayı ümit ediyor, ki bu sırada çok daha fazla uyduyla karşılaşabilirler.

2016-2017 verilerini, 2003’te çekilmiş resimlerle karşılaştıran ekip daha önce keşfedilmemiş S/2016 J1  ve S/2017 J1‘yi Jüpiter’in uydu listesine ekledi ve Jüpiter’in uydularının sayısı bu uydularla birlikte 69’a çıktı.

Kaynak: http://astronomy.com/news/2017/06/jupiters-new-moons

Çeviri: İlkcan Erdem