gokyuzu.org

ODTÜ Ağaç Dikme Şenliği’ne Çağırıyoruz

ODTÜ Ormanı, okuduğumuz okulun öncü öğrencileri tarafından binbir türlü emekle yoktan var edilmiş ve bozkırın ortasındaki Ankara kentini güzelleştirmiş, şehre akciğer armağan etmiş bir ormandır. Tarihte benzerine az rastlanır. ODTÜ’lü yıldız çocukları olarak bizler, ormanımız henüz insan ışıklarıyla kirlenmediği için gidip oralarda gökyüzü gözlemleri yaparız, canlılıkla ve yaşayan doğayla bir oluruz. Biliriz ki ODTÜ Ormanı’nın olmadığı bir Ankara, bir ODTÜ hayal bile etmek mümkün değildir. Dolayısıyla ODTÜ Ormanı, öğrencisinden akademisyenine, tüm okul mensuplarının sorumluluğu altında olan, betonlaşan dünyadan korunması gereken bir yerdir.

Bu doğrultuda, tüm gökyüzüseverleri ve yeşil bir dünya isteyenleri 5 Kasım Pazar saat 14:00’da Yalıncak’ta olacak olan ağaç dikme şenliğimize çağırıyoruz.

Sputnik 60 Yaşında!

Bundan tam 60 yıl önce, 4 Ekim 1957’yi 5 Ekim’e bağlayan gece, ıssız Kazak steplerinin ortasından yukarıya, göklere doğru yükselen bir roket, Uzay Çağı’nı başlattı… Bu gece, uzaya başarıyla gönderilen ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in 60. yıldönümü!

1957’nin son ayları, insanlık için oldukça hareketli bir yıl oldu. 1955’te ABD, 1957’deki Uluslararası Jeofizik Yılı kapsamında uzaya bir uydu fırlatacaklarını ilan etmişti. Sovyetler Birliği ise bu ilandan geri kalmadı, aynı yıl fırlatılmak üzere 200-300 kilogramlık bilimsel aygıt taşıyabilecek kapasitede bir uydunun fırlatılması için hazırlıklara girişti. Ta 1951’de bile Sovyetler’in içinde köpek bulunan roketleri uzayın başladığı kabul edilen 100 kilometre yüksekliğe ulaşmıştı, fakat uzaya çıkıp Dünya’nın etrafında turlayan bir yapay “uydu”yu başarıyla göndermek bambaşka bir görevdi. Önce uzayda çalışabilecek bir uydu tasarlamak, sonra onu uzaya, Dünya’nın kütleçekim çukurundan yukarılara ulaştırabilecek güçte, çok kademeli bir roket inşa etmek gerekiyordu. Dahası, bilgisayar denen aletin daha yeni yeni ortaya çıktığı bir zamanda ince hesaplar yapıp uydu için uygun bir yörünge çıkarmak ve uydunun yörüngeye erişebilmesi için roket kademelerinin tam zamanında, istenilen süre boyunca çalışması gerekiyordu. Fakat tüm bu zorluklara değerdi, çünkü Soğuk Savaş’ın hızla tırmandığı ve şehirleri ortadan kaldırabilecek hidrojen bombası denemelerinin ardı ardına yapılmaya başlandığı 1950’li yıllarda Dünya’nın yörüngesine yapay uydu gönderebilmek, uzaya “hakim olmak” ve bu sayede gerekirse düşmanın kafasına uzaydan atom bombası yağdırabilmek anlamına geliyordu. Dünya’nın manyetik alanını incelemek hevesi, bunun için bir anlamda bir kılıftı.

1956’nın sonlarında, Sovyet bilim adamları projelerinin kısıtlı zamanda tamamlanamayacağını fark edince daha basit bir uydu planına yöneldiler: 80 küsur kiloya düşürülen, görevi sadece uzayda “biplemek” olan bu uydu, Sputnik 1’in ta kendisiydi. Ertelenen o büyük uydu ise 7 ay sonra, Sputnik 3 adıyla başarıyla fırlatıldı.

Amerikalılar, uzay ve teknoloji konusunda Sovyetler’den çok daha önde olduklarını düşünüyorlardı fakat yanıldıklarını Sputnik 1 ile anladılar. Sovyetler ilk yapay uydu olan Sputnik 1’in başarıyla fırlatıldığını duyurduğunda halk başta kuşkuyla yaklaştı, fakat radyosunu kabaca 20 Megahertz’e ayarlayabilen herkes bir buçuk saatte bir Sputnik’in biplemeleriyle karşılaşınca Uzay Çağı’nın ayaklarına geldiğini anladı. Dahası, gün doğumları ve batımlarında uydu zor da olsa gökte seçilebiliyordu. İnsanlar heyecanlıydı, gazeteler insanlığın yeni bir çığır açtığını yazıyordu: Uzayı fethetme zamanı gelmişti.

Sputnik 1, pili bitene dek 3 hafta kadar biplemeye devam etti. Fırlatılışından 3 ay sonra, 4 Ocak 1958’de ise atmosfere girerek parçalandı. Uzay Çağı’yla birlikte ABD ile Sovyetler Birliği arasında, sonu Ay’a insan göndermeye varacak Uzay Yarışı da başlamıştı…

60 yıl sonra, uzaya uydu göndermek bir nevi çocuk oyuncağı oldu. Dünya’nın etrafında dolanan binlerce uydu televizyon yayınlarına erişmemizi, telefonlarımızdan konumumuzu öğrenmemizi, hava tahmini yapmamızı ve daha nicesini sağlıyor. Ay’a, gezegenlere, hatta kuyrukluyıldızlara gönderilen uydular ise evren hakkında daha fazla bilgiye erişmemizi sağlıyor. İşte bu yüzden, tüm bunların kapısını açan Sputnik 1’e “iyi ki doğdun” diyoruz!

********

Sputnik 1’le gelen heyecan, bir ay sonra Sputnik 2 ile Laika adlı köpeğin uzaya başarıyla fırlatılmasıyla (başarıyı bir de Laika’ya sorun tabii!) yerini endişeye bıraktı. Sovyetler biri köpekli iki uyduyu fırlatmışken ABD’de tık olmayınca Amerikalılar kafalarına nükleer füzeler düşmesinin an meselesi olduğu endişesine kapılmaya başladılar. Aralık 1957’de ABD’nin televizyondan da yayımlanan ilk uydu fırlatma denemesinin roketin 1 metre yükselip infilak etmesiyle hüsrana uğraması da üzerine tüy dikti. Başarıyla yörüngeye oturan ilk ABD uydusu Sputnik 1’den üç ay sonra, 1 Şubat 1958’de fırlatılan (yani ABD 1957 planlarını tutturamadı) Explorer 1 oldu—ki bu uydu Dünya’nın etrafındaki Van Allen kuşaklarının tespitini sağladı.

Karanlık Madde Gizemine Yeni Bir Yaklaşım Daha: İlkel Karadelikler, Karanlık Madde’yi Oluşturuyor olabilirler mi?

Sağda, NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu tarafından alınmış ham bir veri görüyorsunuz. Solda ise, tüm bilinen gök cisimleri haritadan çıkarıldıktan sonra bilinmeyen kaynaklardan gelen ışımaları görüyorsunuz. Bu ışımaların çoğunun Kozmik Arkaplan Işıması olduğu düşünülse de, eğer Kashinsky’nin hipotezi doğru ise, bu ışımalar karanlık maddeyi var eden kara deliklerden geliyor olabilir. [Fotoğraflar, halka açık veri, NASA]

Karanlık Madde, günümüz astrofiziğindeki en büyük sırlardan bir tanesidir. Gök adaların dönüş hızlarının yavaşlamasına engel olmasının yanı sıra, galaksiler arası büyük boşluklarda da bulunduğu düşünülen bu yapının tam olarak ne olduğu hala gizemini koruyan sorulardan bir tanesidir. Genellikle biz insanlar, bilmediğimiz ve bize bilinmez gelen kavramlara “karanlık” sıfatını vermeyi çok severiz. Fakat Karanlık Madde tam anlamıyla karanlık da değildir. Etrafta ışık da dâhil olmak üzere hiçbir şey ile etkileşmez, yalnızca bölgede bir miktar kütle yoğunluğu olduğunu görürüz. Yani bir tahterevallidesiniz; elinizdeki fener yardımıyla karşınızda kimsenin oturmadığından eminsiniz ancak yine de tahterevalli sizi yukarı doğru kaldırıyor.

Karanlık Madde üzerine ortaya atılmış pek çok görüş bulunmaktadır. Takdir edersiniz ki farklı konularda uzman olan fizikçiler, bu fenomeni incelerken, kendi alanları doğrultusunda olaylara bakıyorlar. Gezegen bilimciler, Karanlık Madde’nin, ışık gelmediği için aydınlanamamış sönük yıldızlar yahut dev gezegenler olduklarını iddia ettiler. Kozmologlar, Yüksek Enerji Teleskoplarından gelen verileri analiz etmek ile meşguller. Parçacık fizikçiler ise, bu kütle yoğunluğuna sebep olacak “Steril Nötrino” adı verilen yapıların bulunduğunu düşünmekteler. Steril Nötrino arayışlarında bulunan gök fizikçileri arasında Esra Bülbül adında bir bilim insanı da bulunmakta. Bülbül, Harvard Üniversitesi bünyesinde, Chandra X-Işını teleskopundan gelen veriler üzerinden Steril Nötrino’larınkine benzer yapılar bulmaya çalışmaktadır. Ayrıca, bütün bunların dışında “Karanlık madde diye bir şey yok, kütleyi ve matematiği algılayış biçimimiz doğru değil, kütle denklemlerini yeniden yazmalıyız.” Diyen ve alternatif eşitlikler üretmeye çalışan kuramsal fizikçiler bile var. Yakın zamanlarda NASA’nın Goddard Uzay Merkezi’nde çalışan astrofizikçi Alexander Kashinsky tarafından yayımlanan bir makale, yukarıda bahedilen hipotezlerin hepsine ek olarak, yeni bir öneri daha sunmaktadır.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu’ndan alınan kızılötesi veriler üzerinden hesaplamalar yapan bilim insanları, karanlık olarak görülen kısımlarda parlak yapılar keşfettiler. Kozmik Arka Plan Işıması*na ait olduğu düşünülen bu dağılıma daha sonrasında, aynı bölgeye farklı dalga boylarında yapılan gözlemler eklendiğinde, bu parlak yapıların; Kozmik Arka Plan Işıması’nda olduğu gibi düzenli dağılmadığı, belirli bölgelerin çok çok daha yoğun olduğu fark edildi.

LIGO Araştırmacıları, birbiri etrafında dönen iki kara delikten oluşan kütle çekimsel dalgaları ilk defa 14 Eylülde ölçmeyi başardılar. Alexander Kashinsky de, elde edilen verilerin o bahsedilen kara deliklerden değil de, karanlık maddenin yoğun olarak bulunduğu bir bölgeden gelmesi durumunda neler olacağını incelemeye ve hesaplamaya koyuldu. Hesaplamalara göre karanlık maddenin bulunduğu bölgelerde eğer kara delikler var ise, karanlık madde temelli sorunların hemen hemen tamamı çözülmüş olacak. “Eğer ortaya koyduklarım doğrulanır ise, gök adamızın etrafını ilkel kara delikler sarmış durumda ve etrafında dönüyorlar.” Diye açıklıyor Kashinsky. Kara delikler içlerine madde çektiklerinde, bu maddeler o kadar hızlanır ki etrafa X-Işıması yaparlar. Bu ışımalara Kızılötesi dalga boylarında ışıma yapan kara delikler de eklendiğinde dolaylı yoldan kara delik gözlemiş oluruz. İşte bu bahsedilen iki tür ışımaya da karanlık maddenin yoğun olduğu iddia edilen yerlerde rastlanmakta.

Teoride mantıklı gözükse de, henüz elimizde herhangi bir delil bulunmamakta. Fakat LIGO’ya ait Mişelson İnterferometrelerinde gözlenecek yeni Kütle Çekimsel Dalga tespitleri, bizlere evrenin farklı yerlerinde henüz keşfetmediğimiz kara delikleri gösterebilir. Kara delik hipotezini, bu deneyler ve gözlemler doğrulayacak. Ünlü fizikçi Richard Feynman’ın da dediği gibi: “Bilgiyi sınamanın tek yolu deneydir, deney; bilimsel gerçeğin tek hâkimidir.”

*: Kozmik Mikrodalga ışıması, evrenin her bir yanını doldurmuş olan bir tür ışımadır ve Mikrodalga dalga boyunda görülür. Her yerden aynı anda geldiği için Büyük Patlama’nın en büyük kanıtı olarak görülen bu ışımayı kendi evinizde uydu bağlantısı olmayan bir televizyonu açıp gri renk karıncalanmalara bakarak da gözlemleyebilirsiniz.

KAYNAKLAR:

İlgili Makaleler:

http://iopscience.iop.org/article/10.3847/2041-8205/823/2/L25

http://arxiv.org/abs/1402.2301

İlgili NASA Açıklamaları:

http://www.nasa.gov/feature/goddard/2016/nasa-scientist-suggests-possible-link-between-primordial-black-holes-and-dark-matter

http://www.nasa.gov/topics/universe/features/abundant-black-holes.html

İlgili Space.org Haberi:

http://www.space.com/33122-dark-matter-black-hole-connection.html

Bu yazı Bilim ve Teknik Dergisi Kasım 2016 sayısında yayımlanmıştır

Yazan: Özgür Can Özüdoğru

Türk Bilim İnsanları İlk Kez Bir Ötegezegen Keşfetti!

Ankara ve Ege Üniversitesi’nden dört bilim insanı Rus ve Japon bilim insanlarıyla ortak yürüttükleri 10 yıllık bir çalışmanın sonunda, 212 ışık yılı uzaklıkta Jüpiter’in 1.5 katı  çapa sahip olan bir ötegezegen keşfettiklerini duyurdular. Bu keşif, Türk bilim tarihinde  keşfedilen ilk ötegezegen oldu.  Ankara Üniversitesi’nden Mesut Yılmaz’ın baş yazar olduğu makalede, Ege Üniversitesi Uzay Bilimleri Bölümünden Varol Keskin, Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümünden Selim Osman Selam ve doktora öğrencisi İbrahim Özavcı da bulunuyor.

TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nde yer alan 1.5 metre çaplı Rus-Türk teleskobu ile Japonya Okayama Gözlemevi’nde bulunan bir teleskop kullanıldı. TÜBİTAK tarafından desteklenen bu çalışmada yapılan analizlerin sonucunda gözlenen bu yıldızın hareketindeki değişimi incelediklerinde, kaynağın Jüpiter’e çok benzeyen bir gezegen olduğu ortaya çıktı. Jüpiter’den 1.5 kat daha büyük boyutlara sahip olan bu gezegen, yıldızı etrafındaki turunu neredeyse 365 günlük bir sürede  tamamlıyor. Yıldızına olan uzaklığı ise 1 astronomik birim( Dünya ile Güneş arasındaki uzaklığa verilen isim, 149,5 milyon km).

Mesut Yılmaz, 212 ışık yılı uzaklıkta bulunan  bu gezegene “Türk” ismini koymak istediklerini, bununla ilgili bir oylama yapabileceklerini belirtti. “Bildiğim kadarıyla Japonya, ABD, Fransa ve Kanada, keşfettikleri ilk gezegene bir isim verdiler. Bizde de neden olmasın? “Benim “Türk”, “Türk1” ve “Atatürk” isimleri aklımda geçti.” ifadelerini kullandı.

Kaynak:

1- http://aa.com.tr/tr/vg/video-galeri/turk-bilim-insanlari-ilk-kez-bir-gezegen-kesfetti

2-  http://www.ntv.com.tr/teknoloji/turk-bilim-insanlari-ilk-kez-bir-gezegen-kesfetti,OESjCo-Jr0S8Cx2Epp0qEQ

Yazan: İlkcan Erdem

7 Ağustos 2017 Parçalı Ay Tutulması

Kaynak: skyandtelescope.com Kaynak: skyandtelescope.com

7 Ağustos’ta bizleri parçalı bir Ay tutulması bekliyor. Bu tutulma Dünya’nın birçok yerinden gözlemlenebilecek. Buralar Güney ve Doğu Asya, Avrupa, Afrika ve Avustralya kıtaları.

Tutulmanın gözlenebileceği bölgeler koyu renkle gösterilmiş. Kaynak: thetimenow.com

Tutulma Türkiye saatiyle saat 18.50’de başlıyor. Bu saatte dolunay henüz doğmamış olacağı için tutulma başlangıcı ülkemizden gözlemlenemeyecek. Güneş’in batmasıyla doğacak dolunayla gözlenmeye başlanacak tutulmanın ortası, yani maksimuma ulaşacağı saat ise 21.20. Tutulma saat 23.50’de son bulacak. 5 saat 1 dakika sürecek olan tutulma, %25’lik bir büyüklüğe ulaşacak, yani Ay’ın %25’i Dünya’nın tam gölgesine girecek.

Peki Parçalı Ay Tutulması Nasıl Oluşur?

Dünya, Güneş ve Ay uzayda gezinmektedirler. Kimi zaman bu üç gök cismi tek bir çizgideymiş gibi sıralanır. Bu zamanlarda da tutulmalar gerçekleşir. Ay’ın Dünya’nın gölgesine saklandığı tutulmalara Ay tutulması diyoruz. Bugünkü gibi tutulmalarda ise Ay, Dünya’nın gölgesine tamamen saklanmaz. Bu nedenle bu gök olayına kısmi veya parçalı Ay tutulması denmektedir. Ay yüzeyinin küçük bir kısmı, tamamen Dünya’nın gölgesinde kalarak “umbra” (tam gölge) ile kaplanırken, kalan kısmı “penumbra” (yarı gölge), yani Dünya’nın gölgesinin dış kısmı ile kaplanır.

Kaynak: https://www.timeanddate.com/eclipse/lunar/2017-august-7

Not: Animasyon için kaynağa ayrıca bakınız.

Yazan: Aylin Açıkgöz

Inmarsat’ın Avrupa’daki Kısa Mesafeli Wi-Fi Uzay Aracı Fırlatıldı!

Uçaklar için Avrupa çapında yeni bir Wi-Fi servisi sağlayacak olan uydu çarşamba günü Fransız Guyanası’ndan fırlatıldı. Yolcular yakın zaman içerisinde, uçakta olsalar dahi bu uzay aracı ya da yerdeki hücre kulelerin tamamlayıcı sistemleri aracılığıyla internete erişim sağlayabilecekler.

Avrupa Havacılık Ağı’nın arkasındaki şirket Inmarsat, Birleşik Krallık’taki en büyük uydu operatörüdür ve bu sistemi Almanya’daki Alman Komünikasyon şirketiyle birlikte inşa ediyor. Uçaklarını gerekli ekipmanlarla kuran ilk grup olan IAG Group (Aer Lingus, British Airways, Iberia ve Vueling) ile yılın başında hizmet vermeyi umuyor. Lufthansa da bazı testler yapıyor olacak.

Sistem, uçakların üst kısmına yerleştirilecek olan antenlerin uydulara bağlanması ve uçağın gövdesine yerleştirilen diğer terminallerin Avrupa’nın kısa menzilli rota bölgelerinde bulunacak olan 300 tane 4G-LTE kulesine bağlanması ile çalışacak. Bu melez sistem kıta için bir ilk olacak.

Kabinde bulunan yolcular bir otel ya da bir kafedelermişcesine, istedikleri zaman internette dolanıp video izleyebilecekler.

Avrupa Komisyonu önce 2009’da radyo spektrumunun S-band bölümünde çalışan uydu iletişimi için iki lisans verdi ve servislerin geçen yılın aralık ayına kadar çalıştırılması ve yürütülmesini bekledi. Ancak Inmarsat ve diğer lisans sahipleri frekans tahsisinden en iyi faydayı sağlayacak bir iş geliştirmede yavaş ilerleme kaydetti.

Başlangıçta pek çok yorumcu, işin ya bir uyduya ya da yerel bir hücre ağına bağlanabilecek cep telefonlarını içerebileceğini düşündü. Bununla birlikte, uçuş öncesi bağlantı (IFC) patlama pazarına dönüşmeden önce gerçekleşti.

Uçaklardaki Wi-Fi, geleneksel olarak kötü bir üne kavuşmuş ancak teknolojiler değişiyor ve kullanıcı deneyimi hızlı bir şekilde gelişiyor.

Inmarsat’ın CEO’su Rupert Pearce, “Bir sürü ticari vaka hazırladık ve bu seyahat boyunca IFC geldi ve mükemmel bir uyum sağladı. Kısa mesafeli pazar, uçaklar ve yolcu taşımacılığı açısından Kuzey Amerika’daki kadar hızlı bir şekilde büyüyor ve dünyanın en büyük kısa mesafeli havacılık piyasası haline gelecek. Çünkü Çin’in alacağını düşünüyorum. Çin önümüzdeki beş yılda 50 havaalanı inşa edecek, bu yüzden onlarla rekabet etmek çok zor; Ama yine de, Avrupa fırsatı çok heyecan verici” dedi. Zaten havacılık piyasası Inmarsat’ın en hızlı büyüyen sektörlerinden biridir ve Global Xpress olarak adlandırılan ve uzun mesafeli uçuşlarla bağlantı kuran büyük Ka-band uyduları vardır. EAN, özellikle Avrupa çapında hızlı atlamayı sağlayan tek kanallı uçakları hedef alıyor.

Bay Pierce, Deutsche Telekom’un hala zemin segmentini açması ve hata ayıklaması gerektiğini söyledi. Bununla birlikte çarşamba günü Kourou’dan bir Ariane roketi üzerinde başlatılan yeni uydunun çalışır hale gelmesi üç ila dört ay daha sürecek. Yetkili, CEO’nun stratejik ortak olarak tanımladığı IAG ve Lufthansa, daha sonra bir test dönemi başlatabilir diye ekledi. Ancak rekabette ciddi bir geri itme var.

Diğer uydu operatörleri, Inmarsat’ın EC tarafından verilen S-band lisansının orijinal koşullarının ihlal edildiğine inanan toplulukları eleştiriyor.

Kuzey Amerika’da uçaklarla bağlantı kurmak için en iyi bilinen  ViaSat, Avrupa Adalet Divanı’na şikayette bulunuyor. Bu eylem de Avrupa ortağı Eutelsat ve IFC hizmetlerini satan Panasonic Avionics tarafından destekleniyor.

Üçlü, S-band lisansının ağırlıklı olarak yedek bir yer segmenti olan bir uydu servisi olması gerektiği görüşünde. Inmarsat yetkilileri, aksini ürettiklerini söylüyorlar. Eutelsat’ın spektrum yönetimi ve politikası direktörü Wladimir Bocquet, “Orijinal amaçtan güçlü bir sapma var” diyor.

“Sadece bir örnek vermek gerekirse, hesaplamalara göre, uydu bileşeninin toplam kapasitesinin Avrupa için saniyede 100 Mb / sn (Mbps) olduğunu görüyoruz. Bunu karasal bileşenin kamuya açıklanan kapasitesi ile karşılaştırın: Karasal bir ağ saniyede 50 gigabit civarındadır (Gbps) nasıl 500 farklık bir tamamlayıcı faktör olarak düşünülebilir? Bu seçim işlemi uydu unsuru temelinde yapıldığında önemlidir”diyor BBC News.

2020/21 yıllarında, Viasat ve Eutelsat, Avrupa’nın şimdiye kadarki en güçlü uydusuna (saniyede 1 terabit toplam işleme kapasitesi) sahip olmayı planlıyorlar. Bu uyduyla, uçaklara EAN’dan çok daha üstün bağlantılar sunacaklarını söylüyorlar, ancak hava yollarının yanlış bir tanıtım yüzünden kendilerini daha az gelişmiş bir hizmete kilitlenmelerinden korkuyorlar.

Bay Bocquet “Ya kurallara saygı duyuyorsunuz ve anlaşmaya varılan çerçevede işinizi geliştiriyorsunuz ya da çerçevenin uygun olmadığını söylüyorsunuz ve bu durumda yeni bir çerçeve geliştiriyorsunuz” dedi. Bununla birlikte, EAN’yı çalıştırmak için Inmarsat, Avrupa Birliği’nin her üye devletinin -hem alan segmenti için hem de karasal öğe için ulusal bir lisansa sahip olmak için- iznine gereksinim duymaktadır.

Inmarsat, tüm AB üyesi devletlerin izinlerine sahip olduğunu iddia ediyor (Norveç ve İsviçre de dahil olmak üzere) Almanya, Fransa ve Birleşik Krallık’tan zemin kule ağının çalışması için sadece üç lisans bekliyor.

Londra merkezli şirket, BBC’ye verdiği demeçte, Alman ve Fransız makamlarının önümüzdeki birkaç hafta içinde onay için hazır bulunmaya karar verdiklerini söyledi. İronik bir şekilde, Inmarsat İngiltere telekomünikasyon düzenleyicisi Ofcom’un sonuncu olmasını bekliyor.

Kaynak :http://www.bbc.com/news/science-environment-40435832

Astronomlar Bilinen En Küçük Yıldızı Keşfetti !

Cambridge Üniversitesi’nde görevli astronomlar tarafından ölçülen en küçük yıldız keşfedildi. Boyut olarak Satürn’den çok az bir farkı bulunsa da, kütleçekimsel kuvveti Dünya’daki bir insanın hissetiği kuvvetten 300 kat daha güçlüdür.

Bu yıldız muhtemelen yıldızların oluşabileceği bir büyüklükte çünkü Hidrojen’i Helyum’a dönüştürecek nükleer füzyon için yeterli kütleye sahip. Eğer birazcık daha küçük olsaydı yıldızın merkezindeki basınç bu süreci devam ettirmeye yeterli olmayacaktı. Hidrojen füzyonu aynı zamanda Güneş’in ışıma gücünü sağlayan bir olaydır ve biz bu mekanizmayı Dünya’da bir enerji kaynağı olarak da kullanmaktayız.

Bu küçük yıldızlar Trappist-1gibi Dünya benzeri gezegenlerin olduğu yıldız sistemlerinin tespiti için de en iyi adaylardan biri.

 EBLM J0555-57Abolarak adlandırılan bu yıldızın Dünya’dan 600 ışık yılı uzaklıkta yer aldığı  tespit edildi.  Çift yıldız sisteminin bir parçası olan yıldız kendisinden daha büyük olan ”arkadaşının” önünden geçerken tespit edildi, ki bu method normalde yıldızların değil gezegenlerin tespitinde kullanılmaktadır. (Bkz: Kütleçekimsel Mercekleme Yöntemi) Bu konunun detayları Astronomy&Astrophysics  isimli dergide yayınlanacak.

Cambridge Cavendish Laboratuvarı ve Astronomi Enstitüsü‘nde yüksek lisans yapan ve çalışmanın baş yazarı olan Alexander Boetticher ”Bu çalışma bize yıldızların ne kadar küçük olabileceğini gösterdi” dedi ve ekledi: Bu yıldızın kütlesi biraz daha düşük olsaydı, çekirdeğindeki hidrojen füzyon reaksiyonu gerçekleşemezdi ve yıldız bunun yerine kahverengi bir cüce haline dönüşürdü.

EBLM J0555-57Ab, gezegen bulma projesi olan ve  Keele, Warwick, Leicester and St Andrews Üniversiteleri‘nce yürütülen WASP isimli çalışma ile keşfedildi.  EBLM J0555-57Ab, arkadaşı olan yıldızın önünden geçerken (çift yıldız tutulması) tespit edildi. Ana yıldız bu geçişte periyodik olarak karardı, ki bu onun yörüngesinde olan bir yıldızın imzasıydı. Bu olay sayesinde astronomlar cisimlerin kütleleri ve boyutlarını ölçebilmektedir, bu olayda ölçtükleri cisim küçük bir yıldızdı. EBLM J0555-57Ab’in kütlesi , CORALIE spektrografisinin verilerini kullanarak, Doppler, wobble yöntemi ile ölçüldü.

Von Boetticher: ”Bu yıldız,  bilinen diğer birçok gaz devi olan ötegezegenden daha ufak ve daha soğuk. Yıldızlararası fiziğin en etkileyici yanlarından biri, bu tür küçük yıldızların kütlesini ölçmek diğer büyük gezegenlere göre daha zordur. Neyse ki ötegezegen araştırmalarımızda bu tars çift yıldız sitemlerinde böyle küçük yıldızları keşfedebiliyoruz. Şaşırtıcı gelebilir ama yıldız bulmak bizi gezegen bulmaktan daha çok zorluyor” dedi.

Bu yeni ölçülen yıldız, TRAPPIST-1 için mevcut tahminle karşılaştırılabilir bir kütleye sahiptir; ancak, yarıçapı yaklaşık% 30 daha küçüktür. Cambridge Astronomi Enstitüsü^nün kıdemli araştırmacısı olan yazar Amaury Triaud, ”En küçük yıldızlar, Dünya benzeri gezegenlerin keşfi için en uygun koşulları sağlıyor. Bir ötegezegeni anlamak için önce yıldızını anlamak gerek, bu en temel şeylerden biri “diyor.

Evrende  çok sayıda yıldız olmasına rağmen, Güneş’in % 20’sinden daha küçük boyutta ve kütlede olan yıldızlar, düşük boyutları ve parlaklıkları nedeniyle algılanmaları zor olduğundan çok net anlaşılamamıştır. Bu çalışmada yıldızların anlaşılmasında kullanılan EBLM projesi bu bilginin açığa çıkarılmasını hedefliyor. Cambridge’in Cavendish Laboratuvarı’nın ortak yazarı Prof. Didier Queloz, “EBLM projesi sayesinde var olan yaygın yıldızların çevresindeki gezegenlerin , TRAPPIST-1’in etrafında dönen gezegenleri anladığımız gibi  anlayacağız” dedi.

Kaynak: https://phys.org/news/2017-07-smallest-ever-star-astronomers.html

İleri Okuma:Alexander von Boetticher et al. ‘A Saturn-size low-mass star at the hydrogen-burning limit.’ Astronomy & Astrophysics (2017). arXiv:  arxiv.org/abs/1706.08781

Çeviri: İlkcan Erdem

Birbirlerinin yörüngesinde bulunan iki kara delik keşfedildi

On yıldan fazla süren araştırmalar sonucunda New Mexico Üniversitesi’nden astronomlar iki çok büyük kütleli kara deliğin birbirleri etrafındaki yörüngesel hareketini gözlemlemeyi başardı.

New Mexico Üniversitesi’nde Fizik ve Astronomi bölümü yüksek lisans öğrencisi olan Karishma Bansal’ın The Astrophysical Journal isimli dergide New Mexico Üniversitesi’nde profesör olan Greg Taylor ile birlikte yayınladığı “Constraining the Orbit of the Supermassive Black Hole Binary 0402+379” isimli makale 12 yıllık bir çalışmanın sonucu yazıldı.

Teoride böyle bir olayın yaşanması gerektiğini bildiklerini ancak kimsenin daha önce böyle bir şey gözlemleyemediğini söyleyen Greg Taylor, uzun bir süredir iki galaksinin birleşmesi sonucu birbiri etrafında yörüngeye girmiş iki çok büyük kütleli kara delik aradıklarını söylüyor.

2016’nın başlarında LIGO (Lazer İnterferometre Kütleçekim Dalga Gözlemevi) projesinde çalışan, içinde New Mexico Üniversitesi mezunlarının da bulunduğu uluslararası bir takım kütleçekim dalgalarını gözlemlemeyi başardılar. Böylece Albert Einstein’ın 100 yıl önce öne sürdüğü tahmin doğrulanmış oldu. Gözlemlenen bu kütleçekim dalgaları iki yıldızsal kara deliğin (~30 güneş kütlesi) çarpışması sonucu oluşup yaklaşık 1.5 milyar ışık yılı yol aldıktan sonra Dünya’ya ulaştılar. Yapılan bu yeni araştırmada LIGO’dan edinilen bilgilerin de yardımıyla bilim insanları çok büyük kütleli kara deliklerin ne sebeple birleştiğini öğrenmeye çalışıyorlar  bu sayede galaksilerin evrimi ve bu kara deliklerin galaksi evrimine katkısı hakkında daha çok bilgi sahibi olacaklar.

Amerika Birleşik Devletleri boyunca yayılmış 10 radyo teleskobundan oluşan ve Socorro, New Mexico’dan kontrol edilen Very Long Baseline Array (VLBA) radyo teleskobunu kullanarak araştırmacılar bu çok büyük kütleli kara delikler tarafından yayılan radyo sinyallerini birden fazla frekansta inceleme imkanı buldular. Belirli bir süre zarfında radyo dalgaları ile gözlem yaparak bu kara deliklerin yörüngesini grafiğe dökmeyi başardılar böylece bu kara deliklerin birbirleri etrafında yörüngede olduklarını doğruladılar.

Merkezinde resimde C1 ve C2 olarak gösterilmiş iki çok büyük kütleli kara delik bulunduran 0402+379 radyo galaksisinin VLBA tarafından 15 GHz frekansında oluşturulmuş haritası.

Karishma Bansal araştırmasından bahsederken bu kara deliklerin toplam kütlesinin Güneş’in kütlesinin 15 Milyar katı olduğunu ve yörünge periyotlarının 24.000 yıl olduğunu ve bu kara delikler ile 0402+379 radyo galaksisinin birbirlerinden 750 milyon ışık yılı uzaklıkta olduğunu söylüyor. Aşırı derecede büyük bir uzaklık ancak bilim insanlarına göre kara deliklerin Dünya’ya ve birbirlerine olan uzaklığı böyle bir gözlem yapabilmek için olabilecek en iyi değerler arasında.

0402+379 radyo galaksisinin VLBA tarafından 15 GHz frekansta çekilmiş sahte renk görüntüsü. Görselde kara deliklerin etrafında toplanma diskleri ve kutuplarından çıkan ikiz jetler görülüyor.

Bu denli uzak cisimlerin birbirlerine göre olan hareketlerini inceleyebilmek için çok yüksek çözünürlükte gözlem yapmak gerekiyor. Stanford’da fizik profesörü olan Roger W. Romani  bu araştırmadaki gözlemin çözünürlüğünü (mikroarksaniye / yıl) göz önünde canlandırmak için şu şekilde açıklıyor:

Proxima Centauri sistemindeki bir gezegende (4.243 ışık yılı uzaklıkta) saniyede 1 cm hızla ilerleyen bir salyangozun hareketini ayırt edebilecek bir çözünürlükte gözlem yapıyoruz.

Elde edilen bilgiler sayesinde tıpkı ikili yıldız sistemlerini inceleyerek yıldızlar hakkında bir çok bilgi öğrenebildiğimiz gibi benzer teknikler kullanarak çok büyük kütleli kara delikler ve içlerinde bulundukları galaksiler hakkında da bir çok şey öğrenebileceğiz.

Bu araştırmanın en önemli yanlarından biri bizi oldukça yakından ilgilendiriyor olması. Bizim de içinde bulunduğumuz Samanyolu Galaksisi’nin milyarlarca yıl sonra Andromeda Galaksisi ile çarpışacak ve bu iki galaksi de merkezlerinde birer çok büyük kütleli kara delik barındırıyor. Yani aslında bu araştırmada gözlemlenen olay milyarlarca yıl sonra bizim galaksimizde de gerçekleşebilir.

Kara delikler etraflarındaki yıldızlar üstünde ve dolayısıyla içlerinde bulundukları galaksilerin büyümesi ve evrimleşmesinde oldukça etkin rol oynadığı için onlar hakkında bilgi sahibi olmak evreni daha iyi anlayabilmek için oldukça önemli.

Karishma Bansal’ın söylediğine göre kara deliklerin kesin yörüngesini doğrulamak 3-4 yıl daha sürecek, bu esnada araştırmacılar çalışmalarının diğer astronomlara teşvik edici nitelik taşımasını umuyor.

Kaynak

Çeviri: Alper Karasuer

NASA İlk Gerçek Kayan Yıldızı Keşfetti!

Güzel bir şansa ihtiyacınız olduğu zaman baktığınız “kayan yıldızlar” aslında sadece meteor, ama ilk defa NASA’daki uzmanlar gerçekten yıldız olan bir kayan yıldızı belirlediler. Bu yıldızın ismi Mira ve aynı bizim kayan yıldız diye adlandırdığımız meteorlar gibi uzun, parlayan bir kuyruğa sahip. NASA’ya göre bu yıldız arkasına daha sonradan yeni yıldızların ve gezegenlerin (belki de yaşam barındıracak gezegenler) oluşmasını sağlayacak materyaller dökerek ilerliyor.

NASA’nın teleskopları mor ötesi ışık kullanarak ilk kez Mira’nın kendine has kuyruğunu yakaladılar. Bu kuyruk bizim kayan yıldız diye adlandırdığımız gök cisimlerinin kuyruklarının aksine sadece anlık bir parlama yapıp sönmüyor. 13 ışık yılı uzunluğundaki kuyruk, Mira saate 468,000 kilometre hızla Samanyolu’nda giderken arkasında bıraktığı hidrojen gazı bulutları ve tozdan oluşuyor. NASA’nın söylediğine göre astronomlar bu fotoğrafı ilk gördüklerinde adeta şok oldular çünkü Mira üzerinde 400 yıldan uzun bir süredir çalışılmasına rağmen böyle bir şey daha önce hiç belgelenmemişti.

NASA, bu yıldızın aslında son 30,000 yıldır 3,000 Dünya ya da 6 Jüpiter büyüklüğünde gezegenin içini doldurabilecek kadar materyal saçtığını belirtti ama Mira’dan artakalanlarla ilgili bir endişe duymamıza gerek yok çünkü Mira Dünya’mıza 350 ışık yılı uzaklıkta ve Balina Takımyıldızı’nın bir parçası.

Yani eğer Mira bizim bildiğimiz kayan yıldızlardan değilse, diğerleri ne oluyor? Onlar meteor yani, yeterince şanssızsak atmosferimize çarpacak uzaydaki kaya yığınları; bu bir kere oldu mu yeryüzüne doğru inanılmaz bir hızla gelmeye başlarlar ve yüzlerce kilometre öteden bile görülebilecek şekilde etraflarındaki havanın parlamasını sağlarlar. Yani gerçek kayan yıldızlar bize yüzlerce ışık yılı uzaklıktayken bizim yıldız kayması diye isimlendirdiğimiz olaylar atmosferimizin içinde oluyor.

Mira öyle sıradan bir yıldız değil; o bir kırmızı dev. Bir yıldızın kırmızı deve dönüşmesi onun ömrünün sonlarına yaklaştığının bir işaretidir. Bizim Güneşimiz de 5 milyar yıl sonra bir kırmızı deve dönüşecek ama bir yıldızın yaşam süresini ele aldığımız zaman ömrünün son günleri demek, diyelim ki 11 milyar yıllık ömrünün sonları demektir yani yaşamak için gayet uzun bir süre. NASA Mira’dan çok da uzak olmayan başka bir gök cismi daha belirledi. Bu gök cisminin ismi Mira B ve bunun bir beyaz cüce olduğu düşünülüyor. Bir kırmızı dev, çekirdeğine kadar bütün yakıtını bitirdiğinde beyaz cüceye dönüşür ve beyaz cüceler oldukça yoğundurlar. National Geographic bir çay kaşığı kadar beyaz cücenin maddesinin dünya üzerinde bir fil kadar yani 5.5 ton ağırlığında olacağını belirtti. NASA ise Mira ve Mira B’nin birbirlerinin etrafında döndüklerini ve bir turlarını 500 yılda tamamladıklarını belirtti.

Mira Dünya’ya 350 ışık yılı uzaklıkta Cetus Takımyıldızı’nda -diğer adı Balina Takımyıldızı- yer alıyor. Şans eseri Mira ve onun balina kuyruğu Balina Takımyıldızı’nın kuyruğunda bulunabilir. Resim: NASA/JPL-Caltech

Kaynakça: https://curiosity.com/topics/nasa-has-found-the-first-legit-shooting-star-curiosity/

Çeviri: Ege Özkoç